İçeriğe atla

Görelilik ilkesi

Genel görelilikte açıklanan üç boyutlu uzayzaman eğriliği analojisinin İki boyutlu uzay üzerinde bir izdüşümü

Görelik teorisi ya da basitçe fizikte görelilik genellikle Albert Einstein'ın iki teorisini kapsar. Bunlar özel görecelik ve genel göreceliktir.

Görecelik teorileri tarafından tanıtılan kavramlar şunları içerir;

  • Çeşitli miktardaki ölçümler gözlemcilerin hızlarına göredir. Özellikle alan sözleşmeleri ve zaman genişlemesidir.
  • Uzayzaman: Uzay ve zaman birlikte ve birbirlerine göre düşünülmelidir.
  • Işığın hızı değişmez yani tüm gözlemciler için aynıdır. ‘’Görelilik teorisi’’ dönemi ‘’göreli teorisi’’ ifadesine dayanıyordu. ’’Göreli teorisi’’ ifadesi 1906 yılında teorinin, görelilik ilkesini nasıl kullanıldığını vurgulayan By Max Planck tarafından kullanıldı.

Aynı bildirinin tartışma bölümünde Alfed Bucherer ilk kez ‘’görelilik teorisi’' ifadesini kullandı.

Kapsamı

Görelilik teorisi 20. yüzyıl boyunca teorik fizik ve astronomiye dönüştü. İlk yayınlandığında, görelilik Isaac Newton tarafından öncelikle oluşturulan 200 yıllık mekanik teorisinin yerine geçti.

Fizik alanında, görelik temel parçacıklar ve onların temel etkileşimlerinin bilimini geliştirdi ve nükleer çağla birlikte yol gösterdi. Kozmoloji ve astrofizik, görelilik ile birlikte, nötron yıldızları, kara delikler ve yer çekimsel dalgalar gibi olağanüstü astronomik olayları tahmin etti.

İki teori görüşü

Görelilik teorisi, birden fazla yeni fiziksel teorinin temsilcisi oldu. Bunun için bazı açılamalar var. İlk olarak, özel görelilik 1905 yılında yayımlandı ve genel göreliliğin son şekli 1916 yılında yayımlandı.

İkincisi; genel görelilik, kozmolojik ve astrofizik alanında uygulanabilirken özel görelilik temel parçacıklar ve bunların etkileşimleri için de geçerlidir.

Üçüncü olarak özel görelilik 1920 yılında fizik topluluğunda kabul edildi. Bu teori hızla atom fiziği, nükleer fizik ve kuantum mekaniğinin yeni alanlarda teorisyenler ve deneyselciler için önemli ve gerekli bir araç oldu. Bunun aksine, genel göreliliğin yararlı olduğu saptanamamıştır. Çoğu uygulamanın astronomik ölçeklerde olduğu gibi deneyselciler için az uygulanabilir olduğu ortaya çıktı. Sadece Newton'cu kütleçekim teorisi tahminlerine küçük düzeltmeler yapmaya sınırlı görünüyordu.

Son olarak genel görelilik matematiğinin çok zor olduğu ortaya çıktı. Sonuç olarak, dünyada az sayıda insanın bu teorini detaylarına tam olarak anladığını düşünüyordum ama bu Richard Feynman tarafından çürütülmüştür. Ardından 1960'larda fizik ve astronomi genel görelik merkezi yapımıyla sonuçlanan kritik bir ilgi canlanması oluştu. Genel görelilik çalışmalarının büyük ölçüde gelişmiş hesaplamaları için yeni matematiksel teknikler uygulandı. Bundan itibaren fiziksel ayırt edilebilir kavramlar matematiksel karmaşıklıkta izole edilmiştir. Ayrıca genel görelilik ile ilgili olan egzotik astronomik olayların keşfi, bu katolizin canlanmasına yardımcı oldu. Astronomik olaylar kuazarların (1963), arka plan 3-kelvin mikrodalga radyasyon (1965), pulsarların (1967) ve ilk kara delik adaylarının keşfini (1981) de içerir.

Görelilik teorisi hakkında

Einstein, görelik teorisin ‘’ teoriler prensibi’' adı verilen bir sınıfa ait olduğunu belirtti. Analitik bir yöntem kullanılır. Bunun anlamı bu teoriyi oluşturan unsurlar hipoteze bağlı değildir ama deneysel keşfe bağlıdır. Deneysel keşif doğa süreçlerin genel özelliklerini anlamaya yol açar. Matematiksel modeller daha sonra gözlenen doğa süreçleri açıklamak için geliştirilmiştir. Bu nedenle analitik araçlarla sahip olunması gereken gerekli koşullar saptanır. Ayrı olayların bu şartları karşılaması gerekir. Deneyim sonuçlara uygun olmalıdır.

Özel görelilik teoremi ve genel görelilik kuramı birbirine bağlanır. Aşağıda belirtildiği gibi özel görelilik kuramı yerçekimi hariç tüm fiziksel olaylara uygulanır. Genel teori yerçekimi kanunu ve diğer doğa güçlerine olan ilişkisini sağlar.

Özel görelilik

Özel görelilik uzay zamanı yapısının bir teorisidir. Özel görelilik klasik mekaniğin çelişkili olan iki önermesine dayanmaktadır.

  1. Fizik kanunları bir diğerine göre tek biçimli bir hareketle tüm gözlemciler için aynıdır.
  2. Bir boşlukta ışık kaynağının hareketi ya da bunların birbirine göre hareketi ne olursa olsun ışık hızı tüm gözlemciler için aynıdır.

Elde edilen teori deneyde klasik mekanikten daha iyi sonuçlar veriyor. Örneğin, varsayım 2, Michelson-Morley deneyinin sonuçlarını açıklar. Ayrıca teori pek çok şaşırtıcı ve beklenenin aksine sonuçlara sahiptir. Bunlar:

  • Eş zamanlı görelilik: Eğer gözlemciler bağıl hareketli ise Bir gözlemci için Eş zamanlı ii olay Başka bir gözlemci için aynı anda olmayabilir.
  • Zaman genişlemesi: Hareketli saatler bir gözlemcinin durağan saatinden daha yavaşken ölçülür.
  • Bağıl kütle
  • Uzunluk daralmas: Nesneler gözlemciye göre hareket ediyorsa, nesnelerin kısaltılması ölçülür
  • Kütle enerji denkliği: E= em, enerji ve kütle eşitlenebilir ve dönüşebilir
  • Sonlu maksimum hız: Hiçbir fiziksel nesne mesaj ya da çizgi ışığın boşluktaki hızından daha hızlı olamaz.

Genel görelilik

Genel görelilik, 1907-1915 yılları arsında Einstein tarafından geliştirilen bir yerçekimi teorisidir. Genel Göreliliğin geliştirilmesi denklik ilkesiyle başladı bu sonuç serbest düşmenin eylemsizlik hareketi olduğunu söyler. Bir nesne serbest düşüş yaptığında ona uygulanan bir kuvvet olmamasına rağmen düşer, bu klasik mekanikte olduğu gibi yerçekimi kuvvetinden kaynaklanır. Bu klasik mekanik ve özel görelilik ile uyumsuzdur, çünkü bu teorilerde eylemsizlik hareketli nesnelere birbirine göre hızlandırmıyorlar ama nesneler serbest düşüş halindeler. Einstein bu problemi çözmek için uzay zamanına eğmeyi önerdi. 1915 yılında Einstein kütle, enerji ve momentumla birlikte uzay zamanı eğriliğini içeren alan denklemlerine geliştirdi.

Genel görelilik sonuçlarından bazıları şunlardır:

  • Saatler derin yerçekimsel kuyularda daha yavaş çalışır. Buna yerçekimsel zaman genişlemesi denir.
  • Evren genişliyor ve bunun uzak kısımları ışık hızından daha hızlı bir şekilde bizden uzaklaşır.

Teknik olarak genel görelilik, Einstain alan denklemlerin kullanımı olan bir yerçekimi teorisidir. Alan denklemlerinin çözümlerini nesnelerin eylemsizlik hareketinin nasıl olduğunu ve özel topolojisini tanımlayan metrik transörlerdir.

Deneysel kanıtlar

Özel görelilik testleri

Michelson–Morley deneyinin bir diyagramıdır.

Tüm çürütülebilir bilimsel teoriler gibi, görelilik deneyle test edebilir tahminler yapar. Özel görelilik durumu; görelilik ilkesini ışık hızının sürekliliğini ve zaman genişlemesini de içerir. Özel görelilik tahminleri Einstein tarafından 1905 yılından beri yayınlanan bildirilerde sayısız testlerle doğrulandı. Ancak 1881 ve 1938 yılları arasında yapılan 3 test doğruluğu için kritikti. Bunlar Michelson–Morley, Kennedy–Thorndike ve Ives–Stilwell deneyleridir. Einstein, 1905 yılında ilk prensiplerden Lorentz dönüşümlerini türetti.

Maxwell denklemleri klasik elektromanyetizma temeli karakteristik hız ile hareket eden bir ışık gibi tanımlanır. Modern görüş ışığın iletim için ortama gerek olmadığını savunuyor fakat Maxwell ve onun çağdaşları ışık dalgalarının sesin havada yayıldığı gibi bir ortamda yayıldığına inanıyordu. Bu varsayımlar ortama ışık saçan eter denir.Michelson-Morley deneyi eter rüzgarı yani eterin yeryüzüne göre hareketinin ikinci dereceden etkilerini tespit etmek için tasarlanmıştır. Michelson bunu gerçekleştirmek için Michelson interferometre denen bir enstrüman tasarlanmıştır. Cihaz beklenen etkileri saptamak için yeterince doğru oldu ama Michelson ilk kez 1881 yılında yaptığı ve 1887 yılında tekrarladığı deneylerden boş bir sonuç elde etti. Bir eter rüzgarını algılamakta başarısızlık, hayal kırıklığına neden olmasına rağmen, sonuçlar bilimsel topluluk tarafından kabul edildi Eter paradigmasını kurtarmak için bir girişimde Fitzgerald ve Lorentz maddelerin uzunluğunun eter yoluyla harekete göre değiştiğini savunan bir hoc hipotezi yarattı. Bu Fitz Gerald-Lorentz daralmasının kökeni oldu ve onların hipotezi teorik bir temele sahip değildi. Michelson –Morley deneyinin sıfır sonucunun yorumu, ışığın gidiş dönüş seyahat süresinin izotropik olmasıdır Fakat sonuç eter teorisini hesaplama ya da özel görelilik tahminlerini doğrulamak için yeterli değildi.

Kennedy–Thorndike deneyi girişim saçaklar ile gösterilmektedir.

Michelson-Morley deneyi ışığın hızının izotropik olduğunu gösterirken, bu hızın büyüklüğünün farklı eylemsiz çevrelerde nasıl değiştiği hakkında hiçbir şey söylemez. Kennedy-Thorndike deneyi bunu yapmak için tasarlanmıştır ve ilk olarak 1932 yılında Roy Kennedy ve Edward Thorndice tarafından yapılmıştır. Onlar boş bir sonuç elde etti ve uzayda güneş sisteminin hızı dünyanın kendi yörüngesindeki hızının yaklaşık yarısı kadar fazla olmadığı sürece hiçbir etkisi olmadığı sonucuna vardılar. Bu olasılığın kabul edilebilir bir açıklama için çok tesadüfi olduğu düşünülüyordu, böylece kendi deneylerinin kendi sıfır sonucundan ışığın gidiş dönüş süresinin tüm eylemsiz referanslar için aynı olduğu sonucuna varılmıştır.

Ives-Stilwell deneyi, Herbert Ives ve GR. Stilwell tarafından ilk kez 1938 yılında yapılmış ve 1941 yılında daha iyi doğruluğa sahip bir sonuç elde edilmiştir. Bu Einstein tarafından 1905 yılından tahmin edilen enine Dopler kaymalarının klasik teorinin öngördüklerini karşılaştırmak ve bir Lorentz faktör düzeltmesine bakmaktı.

Bu klasik deneyler artan hassasiyetle birçok kez tekrarlandı. Diğer deneyler yüksek hızda göreli enerji ve momentum artışı hareketli parçacıkların zaman genişlemesi ve Lorentz ihlallerinin modern araştırmaları gibi deneyleri içerir.

Genel görelilik testleri

Genel görelilik birçok kez doğrulanmıştır. Diğer testler eşdeğerlik ilkesini doğrulamıştır.

Tarihi

Özel görelilik tarihi Albert A, Michelson, Hendrik Lorentz; Henri Poincare ve başkaları tarafında bulunan birçok teorik sonuca ve deneysel bulgulara sahiptir. Albert Einstein tarafından önerilen özel görelilik teorisi Max Planc, Hermam Minkowski ve diğerlerinin sonraki çalışmaları sayesinde sonuçlandı. Genel görelilik 1907 ve 1915 yılları arasında Albert Einstein tarafından geliştirilen bir yerçekimi teorisidir. Ayrıca 1915'ten sonra birçok bilim adamı da katkıda bulunmuştur.

Günlük uygulamaları

Görelik teorisi Küresel konumlama sistemi GPS gibi birçok modern elektronikte kullanılmaktadır. GPS sistemleri üç bileşenden oluşmaktadır. Bunlar kontrol bileşeni, uzay bileşeni ve kullanıcının bileşenidir. Uzay bileşeni belirli yörüngelere yerleştirilen uydulardan oluşur. Kontrol bileşeni tüm verilerin gönderildiği ir istasyondan oluşur. GPS sisteminde birçok göreli etki meydana gelir. Bileşenlerin her biri farklı bir referans çerçevesinde olduğu için, tüm relavistik etkilerin hesaplanması gerekir böylece GPS hassasiyetle çalışır.

GPS sistemi kullanılan saatlerin senkronize edilmesi gerekir. GPS sistemlerinde, Dünya'nın yerçekimsel alanının hesaba alınması gerekir. Uzayda olan uydu için de göreli etkiler vardır GPS sistemleri, Görelilik teorisi nedeniyle böyle hassas çalışmaktadır.

Azınlık görüşler

Eistein'ın çağdaşları her seferinde yeni teorileri kabul etmezdi. Ancak şimdi görelik teorisi modern fiziğin bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Einstein'ın modern anlayış göreliliğin yaratıcısı olduğunun kabul edilmesine rağmen bazıları bunu için diğerlerinin itibar hak ettiğine inanıyorlardı.

İlgili Araştırma Makaleleri

Fizik, maddeyi, maddenin uzay-zaman içinde hareketini, enerji ve kuvvetleri inceleyen doğa bilimi. Fizik, Temel Bilimler'den biridir. Temel amacı evrenin işleyişini araştırmaktır. Fizik en eski bilim dallarından biridir. 16. yüzyıldan bu yana kendi sınırlarını çizmiş modern bir bilim olmasına karşın, Bilimsel Devrim'den önce iki bin sene boyunca felsefe, kimya, matematik ve biyolojinin belirli alt dalları ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Buna karşın, matematiksel fizik ve kuantum kimyası gibi alanlardan dolayı fiziğin sınırlarını net olarak belirlemek güçtür.

<span class="mw-page-title-main">Özel görelilik</span> izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir

Fizikte, özel görelilik teorisi veya izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir. Albert Einstein'ın orijinal çalışmalarında teori, iki varsayıma dayanmaktadır:

  1. Fizik yasaları, tüm süredurum referans çerçevelerinde değişmezdir.
  2. Işık kaynağının veya gözlemcinin hareketinden bağımsız olarak vakumdaki ışığın hızı, tüm gözlemciler için aynıdır.
<span class="mw-page-title-main">Elektromanyetizma</span> elektrikle yüklü parçacıklar arasındaki etkileşime neden olan fiziksel kuvvet

Elektromanyetizma, elektrikle yüklü parçacıklar arasındaki etkileşime neden olan fiziksel kuvvet'tir. Bu etkileşimin gerçekleştiği alanlar, elektromanyetik alan olarak tanımlanır. Doğadaki dört temel kuvvetten biri, elektromanyetizmadır. Diğer üçü; güçlü etkileşim, zayıf etkileşim ve kütleçekim kuvvetidir.

<span class="mw-page-title-main">Teorik fizik</span> fizik biliminin bir branşı

Teorik fizik, fiziğin matematiksel modellemeler ve fiziksel nesnelerin soyutlandırılmaları çalışmaları ve doğa olaylarını açıklayan, gerçekselleştiren ve tahmin yürüten fizik dalıdır. Bu deneysel fiziğin zıttıdır ki deneysel fizik araçlarla bu olayları soruşturur.

<span class="mw-page-title-main">Michelson-Morley deneyi</span> Maddenin göreceli hareketini gözlemek için sabit ışık saçan eter ile yapılmış bir deney

Michelson–Morley deneyi, fizik tarihinin en önemli ve ünlü deneylerinden biridir. 1887'de Albert Michelson ve Edward Morley tarafından Case Western Reserve University'de yapılan deney genel olarak eter teorisine karşı en büyük kanıt olarak düşünülür. Albert Michelson özellikle bu çalışması için 1907'de Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Deneyin asıl amacı Ether maddesinin var olduğunu deneysel olarak kanıtlamaktı. Amacın olumlu yönde olmasına rağmen deney olumsuz sonuçlandı. Eğer böyle bir madde olsaydı içinde bulunan her şeyi etkilerdi.

Kuantum kütleçekim kuramsal fiziğin bir dalı olup doğanın temel kuvvetlerinden üçünü tanımlayan kuantum mekaniği ile dördüncü temel kuvveti kütleçekimin kuramı olan genel göreliliğini birleştireceği düşünülen bir kuramdır.

<span class="mw-page-title-main">Işık hızı</span> elektromanyetik dalgaların boşluktaki hızı

Işığın boşluktaki hızı, fiziğin birçok alanında kullanılan önemli bir fiziksel sabittir. Genellikle c sembolüyle gösterilir. Tam değeri saniyede 299.792.458 metredir. Metrenin uzunluğu bu sabitten ve uluslararası zaman standardından hesaplanmıştır. Özel göreliliğe göre c, evrendeki bütün madde ve bilgilerin hareket edebileceği maksimum hızdır. Bütün kütlesiz parçacıkların ve ilgili alanlardaki değişimlerin boşluktaki hareket hızıdır. Bu parçacıklar ve dalgalar gözlemcinin eylemsiz referans çerçevesi ya da kaynağın hareketi ne olursa olsun c'de hareket ederler. Görelilik teorisi'nde c, uzay-zaman arasındaki ilişkiyi kurar; aynı zamanda meşhur kütle-enerji eşdeğerliliği formülünde de gözükür E = mc2. Işığın hava veya cam gibi şeffaf maddelerdeki ilerleyiş hızı c'den azdır. Benzer şekilde radyo dalgalarının tel kablolardaki ilerleyişi de c'den yavaştır. Işığın madde içindeki hızı v ile c arasındaki orana o maddenin kırılma endeksi denir. Örneğin, görülebilir ışık için camın kırılma endeksi genellikle 1,5 civarındadır. Yani ışık camın içinde c / 1,5 ≈ 200.000 km/s ile hareket eder. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın ışık ve öteki elektromanyetik dalgalar anında yayılıyormuş gibi gözükür ancak, ölçülebilir hızlarının uzun mesafeler ve hassas ölçümlerle ölçülebilir sonuçları vardır. Uzaydaki keşif araçlarıyla iletişim kurarken mesajların Dünya'dan uzay aracına ya da uzay aracından Dünya'ya ulaşması dakikalar ya da saatler alabilir. Yıldızlardan gelen ışık onları yıllar önce terk etmiştir ve bu sayede uzaktaki nesnelere bakarak evrenin tarihini çalışma şansı verir. Işığın ölçülebilir hızı aynı zamanda bilgisayardaki bilgilerin çipler arasında aktarılması gerektiği için bilgisayarların teorik hızını da sınırlar. Işık hızı, uzak mesafeleri yüksek isabetle ölçebilmek için uçuş zamanı ölçümlerinde de kullanılır.

Modern fizik, klasik fizik ile tanımlanamayan olayları açıklamak üzere ortaya atılmış teorilerin tümüdür. Einstein'ın özel görelilik kuramından, Max Planck'ın kara cisim ışıması kuramına; Schrödinger'in kedisinden, kuark ve bozonlara kadar her şey modern fizik adı altında buluşur.

<span class="mw-page-title-main">Klasik fizik</span> fizik dalı

Klasik fizik tamamlanmış veya uygulanabilir olan fiziğin, eski tarihlerde düşünülmüş modern teorilerle ilgilenir. Şu an kabul edilmiş bir teori modern sayılıyorsa ve o teorinin giriş cümlelerinde başlıca paradigma değişiminden bahsediliyorsa, eski teorilere genellikle “klasik” denilir. Bir klasik teorinin tanımı aslında içeriğine bağlıdır. Klasik fizik kavramı, modern fizik için fazlasıyla karmaşık olan belirli durumlarda kullanılır.

Galile değişmezliği ya da Galile göreliliği der ki; hareket kanunlarının hepsi eylemsiz çerçeve içinde olur. Galileo Galilei bu prensibi ilk olarak 1632'de İki Dünya Sistemi Hakkında Diyalog adlı kitabında kullanmıştır. Prensibi açıklarken gemi örneğini vermiştir. Sakin bir denizde, hiçbir yere çarpmadan sabit hızda giden gemide, güvertenin altında olan bir gözlemci geminin hareketsiz olduğunu ya da hareket edip etmediğini söyleyemez demiştir. Bir diğer güzel örnekse; Dünyamız Güneş'in etrafında saniyede yaklaşık olarak 30 kilometre/saniye hızla dönmektedir ve güvertedeki gözlemci gibi biz de Dünya hakkında teknik olarak bu eylemsiz çerçeve kuralına uymasa da aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Fizikteki eter teorileri, eterin ortamın varlığı için gerekli olan boşluk doldurucu ve elektromanyetizma veya kütleçekim kuvvetlerinin yayılması için gerekli olduğu madde olduğunu öne sürmektedir. Çeşitli eter teorileri ortam ve madde konularını somutlaştırmaktadır. Bu erken zamanın modern eteri adını aldığı klasik elementle çok az ortak özelliğe sahiptir. Özel göreliliğin gelişiminden sonra eter teorisi artık modern fizikte kullanılmamaktadır ve yerini daha soyut modeller almıştır.

<span class="mw-page-title-main">Genel göreliliğe giriş</span>

Genel görelilik veya genel izafiyet, 1907 ve 1915 yılları arasında Albert Einstein tarafından geliştirilen bir çekim teorisidir. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlenen kütleçekim etkisi uzayzamanın eğrilmesinden kaynaklanır.

19. yüzyılda, ışığın yayılması için varsayımsal aracı olarak esîr teorisi yaygın olarak tartışıldı. Bu tartışmanın önemli bir parçası, bu ortama göre Dünya'nın hareket durumu ile ilgili soru oldu. Esîr çekim hipotezi esîrin hareket eden madde tarafından çekildiği ya da birlikte sürüklendiği ile ilgilenir. İlk değişkene göre Dünya ve esîr arasında bağıl bir hareket yoktur; ikinciye göre bağıl hareket vardır ve böylece ışık hızı, Dünya yüzeyinde ölçülen hareket hızına("esîr rüzgarı") dayanır. Özgül esîr modellerini bulan Augustin-Jean Fresnel tarafından 1818 yılında esîrin maddeyle beraber sürüklendiğini önermiştir. Diğer model George Stokes tarafından 1845 yılından ortaya atılan esîrin maddenin içinde ya da civarında sürüklenmesidir.

<i>Annus Mirabilis</i> makaleleri Einstein tarafından yayımlanan bazı makaleler

Annus Mirabilis makaleleri, Albert Einstein tarafından 1905 yılında Annalen der Physik bilim dergisinde yayınlanan makalelerdir. Bu dört makale modern fiziğin temelinin oluşturulmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuş ve uzay, zaman, kütle ve enerji üzerindeki görüşleri değiştirmiştir. Annus Mirabilis, İngilizcede Miracle Year veya Almancada Wunderjahr olarak adlandırılır ve mucize yıl anlamına gelir.

Yerçekimi hızı, yerçekiminin klasik teorilerinde yerçekimi hızı, yerçekimsel alanın yayılmasıyla değişen hız olarak tanımlanmıştır. Yerçekimi hızı, enerji dağılımındaki ve maddenin momentumundaki değişimin belli bir uzaklıkta, ürettiği yerçekimsel alanda sonradan ortaya çıkan bir değişiklikle sonuçlandığı hızdır. Fiziksel olarak daha doğru bir yaklaşımla, "yerçekimi hızı" yerçekimsel dalganın hızını kasteder.

Özel görelilik kuramı tarihi, birçok teorik sonuçtan ve Albert A. Michelson, Hendrik Lorentz, Henri Poincaré ve diğerleri tarafından elde edilmiş ampirik bulgulardan oluşmaktadır. Tüm bunlar Albert Einstein ve daha sonrasında Max Planck, Hermann Minkowski ve diğerleri tarafından önerilen özel görelilik kuramının bir sonucudur.

Genel görelilik, Albert Einstein tarafından 1907-1915 yılları arasında geliştirilmiş ve 1915’ten sonra da genel göreliliğe pek çok kişi tarafından katkıda bulunulmuştur. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlemlenen kütlesel çekim kuvveti, bu kuvvetlerin uzay ve zamanı bükmesinden kaynaklanmaktaydı. 

<span class="mw-page-title-main">Göreli Doppler etkisi</span>

Relativistik Doppler Etkisi ya da Göreli Doppler etkisi, adını ünlü bilim insanı ve matematikçi Christian Andreas Doppler'dan almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans dalga boyu Dalga boyu, bir dalga görüntüsünün tekrarlanan birimleri arasındaki mesafedir. Yaygın olarak Yunanca lamda (λ) harfi ile gösterilmektedir. hareketli bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır. Bu da göreli olduğunu belirtir. Herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek icin fiziksel bir dalga ortamı'na ihtiyaç duyan dalgalar icin Doppler Etkisi hesaplamaları yapılırken, dalga kaynağı ve gözlemcinin birbirine göre konum, yön ve hızlarının yanında dalganın içinde veya üzerinde hareket ettiği dalga ortamının da fiziksel yapısı dikkate alınmak zorundadır. Eğer söz konusu dalga herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek için fiziksel bir dalga ortamına ihtiyaç duymuyor ise Doppler Etkisi hesaplamalarında sadece dalga kaynağının ve gözlemcinin birbirine göre birim zamandaki konumlarının değerlendirilmesi yeterlidir. Göreli doppler olayı değişikliği olduğu frekansa ışık kaynağının göreceli hareketine göredir ve, Göreli Doppler etkisi relativistik olmayan farklı Doppler etkisi denklemleri dahil olarak zaman genişlemesi etkisini özel görelilik ve referans noktası olarak yayılma ortamı dahil değildir. Lorentz simetri gözlenen frekanslar için toplam farkı anlatır.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik teorisi</span> zamanın göreceli olduğunu söyleyen teori

Görelilik teorisi, Albert Einstein'ın çalışmaları sonucu önerilen ve yayınlanan, özel görelilik ve genel görelilik adlarında birbirleriyle ilişkili iki teorisini kapsar. Özel görelilik, yer çekiminin yokluğunda tüm fiziksel fenomenler için geçerlidir. Genel görelilik, yer çekimi yasasını ve bu yasanın diğer doğa kuvvetleri ile ilişkisini açıklar. Astronomi de dahil olmak üzere kozmolojik ve astrofiziksel alem için geçerlidir.

Fizikte, yerellik ilkesi, bir nesnenin yalnızca yakın çevresinden doğrudan etkilendiğini belirtir. Yerellik ilkesini içeren bir teorinin "yerel teori" olduğu söylenir. Bu, anlık veya uzaktan "yerel olmayan" eylem kavramına bir alternatiftir. Yerellik, klasik fiziğin alan teorilerinden gelişti. Buradaki fikir, bir noktadaki bir nedenin başka bir noktada bir etkiye sahip olması için, bu noktalar arasındaki boşluktaki bir şeyin eyleme aracılık etmesi gerektiğidir. Bir etki uygulamak için, dalga veya parçacık gibi bir şey, iki nokta arasındaki boşluktan geçerek etkiyi taşımalıdır.