
Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî ya da daha bilinen adıyla Abdülkādir Geylânî, Büyük Selçuklu Devleti döneminde, günümüz İran'ının Hazar Denizi kıyısındaki Gilan Eyaleti'nde doğan âlim ve mutasavvıf olan Kadiriye tarikatının kurucusu ve İslam filozofu. Türbesi Bağdat'tadır.
Gayb İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz âlem. Gayb, görülenin zıddıdır ve Gayb görülenden üstündür. Alem 2 kısma ayrılır. Birincisi görünen varlıklar, ikincisi görülmeyen varlıklar . Görülmeyen, bilinmeyen ve gizli anlamına gelir. Gayb, Mutlak ve Nisbi olarak ikiye ayrılır. Gayba inanmak imanın devamının şartlarındadır. Gayba inanmayan Allah'a, meleklere ve cinlerin var olduğuna inanmamış sayılır ve ayrıca imanı olmaz. Nisb gaybları Allah, Melek Cennet, Cehennem, Şeytan, Kıyamet, Kabir hayatı, Ahiret, bir kimsenin kalbinde olan şey, Sırat Köprüsü ve benzeridir. Mutlak gayblar: İnsanın, cinlerin, hayvanların ölüm tarihi ve saati (ecel), Kıyamet'in kopacağı yıl, çocuğun büyüyünce nasıl hayat geçireceği, çocuğun büyüyünce kimle evlenip kaç çocuğu olması, doğacak çocuğun cinsiyeti gibi. Kur'an'da gayb; Bakara, Al-i İmran, Maide, En'Am, Araf, Tevbe, Hud, Yusuf, Ra'd, Nahl, Kehf, Meryem, Mü'minun, Neml, Secde, Sebe', Fatır, Zümer, Hucurat, Tur, Necm, Hadid, Haşr, Cum'a, Teğabun, Kalem, Cin ve Tekvir Surelerinde toplam 43 defa telaffuz edilmiştir. Cinin hareketleri halleri insana gaybdır. Yine İnsanın hareketleri halleri, cine gaybdır. Melekler, Peygamberler, Cinler, Hayvanlar da gaybı bilmezler. Örneğin bir köpeğin yanından bir cin geçse Köpek, cini, cin de köpeği görmez. Gaybı bilen yalnız Allah'dır. Allah isterse Salih'lere ve dilediği peygamberlere gaybdan bilgi verebilir. Kıyametten sonra bütün gayblar görülecektir.

Yusuf Has Hacib, Türk tarihi ve kültürü açısından son derece önemli olan Kutadgu Bilig siyasetnamesini yazmıştır.

Bursa Ulu Cami, Bursa'da I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmış ulu camidir.

Mengüçlü Beyliği ya da Mengücekliler, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da Erzincan merkez olmak üzere, Kemah, Divriği, Şebinkarahisar, Tunceli, Elazığ yöresinde kurulmuş bir beyliktir. Kurucusu Malazgirt Savaşı'na Selçuklu Sultanı Alp Arslan'ın komutanı olarak katılmış Mengücek Gazi'dir. Mengücek (Mengücük) ismi ebedi manasına gelen Türkçe Mengü ve -cek (-cük) küçültme ya da sevgi ekinden gelmektedir.
Yedi Ulu Ozan, Alevîlik'te söyledikleri deyişler ile Alevi inancını halka anlatan ve yaşadıkları dönemden bugüne Zakirler ve sözlü edebiyat ile mesajlar ulaştıran, biri hükümdar diğerleri halktan olan, birçoğunun Ehl-i Beyt soyundan geldiğine inanılan şair ve ozanlara denir. Alevi-Bektaşi çevrelerince Yedi Ulu Ozan olarak kabul edilen şairler genellikle 15. ile 17. yüzyıllar arasında yaşamıştır. Bu şairlerin arasında Seyyid Nesîmî, Hatâî, Fuzûlî, Yemînî, Pîr Sultan Abdal, Virânî ve Kul Himmet bulunmaktadır. Bu şairlerin eserleri ve şiirleri, Alevi-Bektaşi geleneğinin önemli bir parçası olarak kabul edilmiş ve geniş bir hayran kitlesi tarafından değer görmüştür. Alevi-Bektaşi geleneğine yön veren bu ozanlar, farklı dönemlerde yaşamalarına rağmen benzer üsluplar kullanmışlar ve dikkat çektikleri konu ve içeriklerde benzerlikler göstermişlerdir. Eserlerinin temelinde Alevilik öğretisinin bulunması, hem kendi dönemlerinde hem de sonraki nesillerde büyük etkiler yaratmalarına ve Alevi-Bektaşi geleneğine önemli katkılarda bulunmalarına neden olmuştur. Bu nedenle, bu ozanlar genellikle "Yedi Ulu Ozan" olarak nitelendirilmişlerdir. Bu ozanların ulu olarak nitelendirilmesinin başlıca nedenleri, yaşam felsefeleri, eserlerindeki konu birliği, Ali ve On İki İmam sevgileridir. Dolayısıyla, bu ozanlar sadece kendi dönemlerinde değil, aynı zamanda Alevi-Bektaşi inancının devamlılığını gösteren kanaat önderleri olarak da kabul edilmişlerdir. Yedi Ulu Ozan'dan üç isim, Nesîmî, Fuzûlî ve Hatâî, hem Türkiye'de hem de Azerbaycan'da büyük şairler olarak önemli bir yere sahiptirler.

Uşak Ulu Camii. Uşak il merkezinde bulunur. Germiyanoğulları döneminde yapıldığı kapısı üzerinde bulunan kitabeden anlaşılmaktadır. Kitabede Germiyanoğulları Beyliği hükümdarı Süleyman Şah oğlu Yakup Bey zamanında 1419'da Mehmet bin Hasan bin Kavşit tarafından yapıldığı ve suyunun getirildiği yazmaktadır. Bu kitabe aslında camiye ait değildir. Caminin kuzey avlusundaki bir çeşmeye ait olan bu kitabe daha sonra camiye konmuştur. Evliya Çelebi cami için “Cümle çarşu içinde cemaatı firavanlı Ulu Cami, kâgir kubbe ve kâgir minarelidir. Amma kubbesi tahtalar ile mesturdur (örtülüdür)” demektedir

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Sivas'ın Divriği ilçesindeki tarihi cami ve hastane. Cami 1228–29 yıllarında Mengücekli beyi Ahmed Şah tarafından; Dârüşşifa ise aynı tarihte, Ahmed Şah'ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah'ın kızı olan Turan Melek tarafından Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırılmıştır. Darüşşifa caminin güney duvarına dayanmıştır. Orta bölümü bir ışıklık kubbesi ile örtülmüştür, giriş ile birlikte dört eyvandan oluşur. Darüşşifanın kuzeydoğu köşesinde türbe yer alır. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası 1985 yılında Dünya Mirası listesine alınarak Türkiye'den listeye giren ilk mimari yapı olmuştur.

Ahmed bin Sehl el-Belhî, Ebu Zeyd Ahmed bin Sehl el-Belhî bazen sadece Ebu Zeyd el-Belhî, İranlı Müslüman coğrafyacı, matematikçi, hekim ve psikolog.

Ramazanoğulları Camii veya Adana Ulu Cami, Adana'da bulunan 16. yy.'dan kalma tarihi bir camidir.
Molla Sadra, tam adı Sadreddin Muhammed Şirazi, İranlı filozof, İslam alimi. Meşşaî, İşraki ve Ekberi düşünce ekollerini birleştirmiştir.

Tirmizi, 9. yüzyılda yaşamış Fars hadis bilgini.
Bağaşa Tulu Kağan,, 633 - 634 yılları arasında Batı Göktürk Kağanlığı'nı yöneten kağan. Bağa Şad'ın oğludur.

Fahreddin er-Râzî, Eş'ari İslâm âlimi, fizikçi ve müfessir.
Ebu Abdullah Muhammed bin Ömer bin Vâkid el-Eslemî ; erken dönem İslam tarihçisi. Gençliğinde buğday tüccarlığı, ilerleyen yıllarda kadılık yaptı. Özellikle tarih ve siyer konusunda eserler vermiştir. Bunun haricinde Kur'an, fıkıh, hadis, sahabelerin (ashab) hayatı, kültür ve coğrafya ile ilgili eserleri de mevcuttur.
Ӷӷ (küçük), Abhazcanın yazımında kullanılan Kiril alfabesinde yer alan bir harftir. Türkçedeki "ğ" harfinin sesine yakın bir ses olan /ɣ ~ ʁ/'yi temsil etmektedir. Ӷ hırıltılı bir G sesidir (Ģ). “Yumuşak-G” (Ğ) harfine benzer ama sert ve hırıltılıdır. Almanların gırtlaktan çıkan R harfinin taşıdığı ses değerine benzer (Ř). Arapçadaki Gayın (غ) harfidir. Batı Anadolu Türkçesinde Ğ sesine dönüşmüştür, ancak Türkiye’nin doğu bölgelerinde yaygındır. Örneğin: Doģan (Doğan). Buradaki Ğ hırıltılı olarak söylenir. Bu nedenle Yumuşak Ğ harfinini aksine Arapçada kelime başında da yer alabilir. Mesela: Ģayb (Gayb)... Bazı dillerde, örneğin Gagavuzca ve Kırgızcada Ğ harfi sesli harflerin art arda iki kere yazılmasıyla -gizli olarak- elde edilir. Örneğin: Uur (Uğur). Uniform Türk Alfabesinde Ƣ olarak yer alır.

İbn Saîd ya da tam adıyla İbn Saîd el-Mağribî, İbn Saîd el-Endülisî adıyla da bilinen Endülüs Emevî coğrafyacı, tarihçi ve şiir koleksiyoneri. Granada yakınlarındaki Alcalá la Real'de 1213 yılında doğan İbn Said Marakeş'te büyümüştür. Eğitimini Sevilla'da tamamlayan Said yaşamını daha sonraları Tunus, Kahire, İskenderiye, Kudüs ve Halep'te sürdürmüştür.
Bergama Ulu Cami veya Yıldırım Camii, Sultan Yıldırım Bayezid tarafından 1399 tarihinde yaptırılmış, İzmir'in Bergama ilçesinde bulunan tarihî cami.

Ankara Vakıf Eserleri Müzesi veya kısaca AVEM; Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunan bir müzedir. 7 Mayıs 2007 tarihinde ziyarete açılmıştır. Müzenin denetimi, Etnografya Müzesi Müdürlüğünce yapılmaktadır.
Râzî Tefsiri veya özgün adıyla Mefâtîhu'l Gayb, genellikle et-Tefsîrü'l-Kebîr olarak bilinir, on ikinci yüzyıl İslam kelâmcısı ve filozofu Fahreddin er-Râzî tarafından yazılmış klasik bir Kur'an tefsiri kitabıdır. 32 ciltlik yapısıyla, 28 ciltlik Taberî Tefsiri'nden daha geniştir. Modern eserlerin onu kaynak olarak kullanması alışılmadık bir durum değildir.
[Onun] en büyük endişelerinden biri zekanın kendi kendine yeterliliğiydi. [...] [O] geleneğe (hadis) dayalı delillerin asla kesinliğe (yakin) yol açamayacağına, yalnızca varsayıma (zann) yol açacağına inanıyordu; bu, İslam düşüncesinde önemli bir ayrımdı. [...] [Ancak] Kuran'ın önceliğini kabul etmesi yıllarıyla birlikte arttı. [...] [Râzî'nin akılcılığı] İslam geleneğinde akıl ile vahyin uyumlaştırılmasına ilişkin tartışmada şüphesiz önemli bir yere sahiptir. Daha sonraki yıllarda mistisizm ile de ilgilendi, ancak bu onun düşüncesinin önemli bir kısmını oluşturmadı.