İçeriğe atla

Eğitimin ekonomik rolüne ilişkin yaklaşımlar

Eğitimin ekonomik rolüne dair beşeri sermaye yaklaşımı, eleme hipotezi, kuyruk hipotezi, ikili işgücü piyasaları yaklaşımı ve radikal yaklaşımlar şeklinde çeşitli yaklaşımlarda bulunulmuştur (Yılmaz ve Sarpkaya, 2016, 110[1]).

Beşeri sermaye yaklaşımı (İnsan Sermayesi Kuramı veya İnsan Sermayesi Yaklaşımı) Eğitimin ekonomik rolünü açıklayan en eski yaklaşım olarak ifade edilmektedir. Beşeri sermayeye yatırımın, ekonomik kalkınmada önemine dair birçok çalışma yapılmıştır. Fakat bir kuram olarak ifade edilmesi T.W. Schultztarafından gerçekleştirilmiştir (Deveci, 2019;[2] Öztürk, 2005;[3] Yılmaz ve Sarpkaya, 2016, 110).

Ekonomik gelişme sürecinde insan ögesinin önemine dikkat çeken insan sermayesi yaklaşımı insana yapılan yatırımlarla sosyal ve ekonomik kalkınmanın daha kısa sürede ve etkili gerçekleşebileceğini belirtmektedir (Schultz, 1971; Akt. Öztürk, 2005). Beşeri sermaye, bireyin bilgi, beceri ve kazanılmış diğer niteliklerinin eğitim aracılığıyla artırılarak bireysel ve toplumsal yarar sağlayacağı bir kavram olarak tanımlanmaktadır (Öztürk, 2005; Yılmaz ve Sarpkaya, 2016). Bu kurama göre insana yatırım seviyesi arttıkça ulusal kazanç ve kişisel kazanç da doğru orantılı olarak artmaktadır.

Ekonomik kalkınmanın geliştirilebilmesi için beşeri sermayeye yönelik yatırımların yapılması gerekmektedir. Beşeri sermaye yatırımlarının en önemlisi olarak da eğitim ifade edilmektedir (Öztürk, 2005). Beşeri sermaye araştırmacılarına göre eğitime yapılan yatırım kişilerin verimliliklerini yükselterek daha fazla gelir elde etmelerini sağlamaktadır (Öztürk, 2005; Yılmaz ve Sarpkaya, 2016).

Eleme hipotezi. Eleme hipotezine göre eğitim, kişilerin verimliklerinde bir artışa neden olmamakla beraber kişinin niteliklerine dair işverenlere ipucu veren bir eleme mekanizması olarak ifade edilmektedir. Eleme hipotezinde belirli bir eğitimden geçen kişilerin sahip oldukları diploma ve sertifikaların onların iş bulmalarında yeterli olduğu fakat bu belgelerin kişiye belirli yetenekler kazandırdığı anlamına gelmediği vurgulanmaktadır. Kişiler sahip oldukları yeteneklerini eğitimleri ile ortaya koymaktadırlar (Öztürk, 2005).

Eğitimsel kazanımlar ve bu kazanımları sembolleştiren diplomalar ile diğer eğitim belgeleri belli bir düzeydeki yeteneklerin tamamlayıcısı olmaktadır. Kişiler, eğitim programlarını seçerken bu programı bitirdiklerinde ödenen ücretleri dikkate alarak tercihte bulunurlar. İşverenler ise farklı eğitim programlarından mezun olan kişileri işe alarak onların eğitim verimliklerine uygun olarak farklı ücretler belirlemektedirler (Öztürk, 2005). Eleme hipotezinde diploma, sertifika gibi belgeler kişilere yüksek veya düşük ücret ödeneceği konusunda işverenlere işaret sunmaktadır. İşverenler kişileri işe almadan evvel onların sahip oldukları bilgi, beceri ve yetenekleri hakkında bilgi sahibi olmak isterler. Diplomalar işgörenlerin o işte bir potansiyele sahip olduğuna dair kanıt olarak ifade edilmektedir. İşverenler bu belgeleri göz önünde bulundurarak istedikleri kriterlere en uygun kişileri işe alırlar (Yılmaz ve Sarpkaya, 2016, 113). Böylelikle verimliliği diğer bireylerden yüksek olan kişiler eğitim ile sınıflanmaktadır.

Kuyruk hipotezi. Bu hipoteze göre verimlilik işgörenlerin değil yapılan işin özelliğidir. Bu nedenle eğitim önemli bir etmen olarak görülmemektedir. Modern teknoloji kullanılarak yapılan işler verimliliği yüksek olan işlerdir ve bu işlerde çalışanlara da yüksek ücretler ödenmektedir. İşgörenler yüksek nitelikteki işlerde çalışabilmek amacıyla kuyruğa girerler. İşverenler ise işgörenlerin eğitim niteliklerinin yüksek olması veya kendilerine uygunluğundan daha çok kuyruktaki kişilerin yetiştirilebilirlikleri ile ilgilenirler. İşverenler işe yeni giren kişilerin en düşük harcama ile eğitilebilmesi amacıyla eğitilmesi kolay yüksek nitelikteki kişileri seçerek eğitirler. Kişiler eğitim düzeylerine göre sıralanmalarından ötürü, kuyruğun önünde yer alanların öğrenme yeteneği fazla olan kişiler oldukları varsayılarak işe alınacaklardır (Öztürk, 2005).

İkili işgücü yaklaşımı. İkili iş gücü sermayesi kuramı beşeri sermaye kuramını eleştirerek ikili bir emek piyasasına dikkat çeker (Yılmaz ve Sarpkaya, 2016, 114). İkili işgücü yaklaşımı insan sermayesi yaklaşımın tersine, emek piyasalarında her zaman marjinal verimlilik kavramının geçerli olmadığını ileri sürmektedir. Marjinal verimlilik, emek piyasasının tümü için geçerli olmayıp yalnızca bir bölümüne uygulanabilmektedir. Bu bakımdan emek piyasasında ücretlerin belirlenmesi ve işgücünün işlere dağılımında eğitim ve diğer beşeri sermaye değişkenlerinin rolleri gereksiz görülmektedir (Öztürk, 2005).

İkili işgücü piyasası kuramına göre, iş gücü piyasaları birincil ve ikincil olarak iki kısma ayrılmaktadır. Birincil piyasayı, ekonomik ve mesleki mobilite öneren eğitim kurumlarına ve mesleki kademelere girmelerine izin verilen veya bu olanağı bulmuş olan işgücü sahipleri oluşturmaktadır. İkincil piyasayı ise iyi eğitim kurumlarına gidemeyen, eğitimleri ne olursa olsun iyi pozisyonlara yerleşmeleri mümkün olmayan ve genellikle geçici işlerde çalıştırılan işçiler oluşturmaktadır. Eğitim-gelir ilişkisini sorgulayan bu kuramda, eğitim ve gelirler arasındaki ilişki bizzat işgücü verimliliği ile ilişkili değildir. Bu kurama göre eğitim ve gelir arasındaki ilişki emek piyasalarına girebilen çalışanları diğer çalışanlardan ayıran bazı özelliklerle ilgilidir. Eleme hipotezinde diploma gibi belgeler işveren tarafından işçi seçiminde kullanılmasından ötürü eğitim ile gelir arasında bir ilişkiden söz edilebilmekteydi. Fakat bölünmüş piyasalar hipotezinde ikincil piyasalar için böyle bir durum mümkün olamamaktadır (Uyanık, 1999; Akt. Öztürk,2005).

Radikal yaklaşım. Emek piyasasında işgücü gelirindeki farklılıkları açıklayan ve sınıfsal farklılıkları vurgulayan bir kuramdır. Bu kurama göre gelir eşitsizliklerini açıklamada temel etken ailenin geçmişi ve bulunduğu sosyal sınıfıdır. Üst sınıfa ait kişiler varlıklarını nesilden nesile taşımak için eğitimi kullanmaktadırlar. Eğitim, fırsat eşitliği sağlamaktan daha çok, topluma kapitalist sermaye birikim yapısı doğrultusunda örgütlemeye yönelik olarak işlev görmektedir. Genel eğitim, elit tabaka mensuplarının çıkarlarına hizmet etmesinden ötürü ekonomik ve sosyal değişmenin aracı olarak işlev görememektedir. Öğrenciler geldikleri sınıfsal kökenlerine göre eğitim almaktadırlar. Üst sınıftan gelen öğrenciler iyi bir eğitim alabilirken alt sınıf öğrenciler daha düşük düzeyde eğitim almaktadırlar (Öztürk, 2005).

Eğitim sistemi, toplumdaki otoritenin ve bürokrasinin merkezindedir. Eğitim kurumları doyumsuz tüketicilerin yetiştirilmesinde birer araçtır. Toplumdaki grupların eşit eğitim olanaklarına sahip olamamaları gelecekte de sosyal farklılıkların devamına sebep olmaktadır. Merkezi otorite gücünü, varlığını ve temel ilkelerini topluma kabul ettirebilmek için eğitimi kullanmaktadır (Çetin, 2001; Akt. Öztürk, 2005).

Kaynakça

  1. ^ Yılmaz, T. ve Sarpkaya, R. (2016). Eğitim ekonomisi-Eleştirel bir yaklaşım. Ankara: Anı Yayıncılık.
  2. ^ Deveci, Ş. (2019). Seçilmiş OECD ülkelerinin eğitim ve ekonomik büyüme ilişkisi: 2002-2012 arası ekonometrik analizi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara
  3. ^ Öztürk, N. (2005). İktisadi kalkınmada eğitimin rolü, Sosyo Ekonomi Dergisi, 1,27-44.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Adam Smith</span> İskoç filozof ve ekonomist (1723–1790)

Adam Smith FRSA, "Ekonominin Babası" ve "Kapitalizmin Babası" olarak anılan İskoç ekonomist, ahlak filozofu, politik ekonominin öncüsü ve İskoç Aydınlanması sırasındaki önemli bir figürdü.

<span class="mw-page-title-main">Finans</span> Akademik disiplin

Finans, para, döviz ve sermaye varlıklarının incelenmesi ve disiplinidir. Mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketiminin incelenmesi olan ekonomi ile ilgilidir ancak ondan farklıdır. Kapsama dayalı olarak Finansal sistemlerde finansal faaliyetlere ilişkin disiplin, kişisel, kurumsal ve kamu finansmanı olarak ayrılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye İş Kurumu</span> Türkiye Cumhuriyetinin Kamu İstihdam Kurumu

Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, Türkiye'de istihdamın korunmasına, geliştirilmesine, yaygınlaştırılmasına ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerine yardımcı olmak ve işsizlik sigortası hizmetlerini yürütmek üzere kurulmuş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ilgili kuruluşu olup, özel hukuk hükümlerine tâbi, tüzel kişiliği haiz, idarî ve malî bakımdan özerk bir kamu kuruluşudur.

Kapitalizm ya da diğer adlarıyla sermayecilik ve anamalcılık, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve kâr amacıyla işletilmesine dayanan ekonomik sistemdir. Kapitalizmin tanımlayıcı özellikleri arasında sermaye birikimi, rekabetçi piyasalar, fiyat sistemleri, özel mülkiyet, mülkiyet haklarının tanınması, kişisel çıkar, ekonomik özgürlük, meritokrasi, iş ahlakı, tüketici egemenliği, ekonomik verimlilik, hükûmetin sınırlı rolü, kâr güdüsü, kredi ve borcu mümkün kılan finansal bir para ve yatırım altyapısı, girişimcilik, metalaşma, gönüllü değişim, ücretli emek, mal ve hizmet üretimi, inovasyon ve ekonomik büyümeye güçlü bir vurgu yer alır. Bir piyasa ekonomisinde kararlar ve yatırımlar, servet, mülk veya sermaye ya da üretim kapasitesini yönlendirme yeteneğine sahip kişiler tarafından belirlenir. Fiyatlar, mal ve hizmetlerin dağıtımı ise büyük ölçüde mal ve hizmet pazarlarındaki rekabet tarafından şekillendirilir.

İnsan kaynakları yönetimi (İKY), herhangi bir organizasyonda insan kaynaklarının organizasyona, bireye ve çevreye yararlı olacak şekilde bulunulan yerin yasalarına ters düşmeyecek şekilde, etken yönetilmesini sağlayan fonksiyon ve çalışmalarının tümüdür. Aynı zamanda hem akademik çevreyi hem de dünyasını ilgilendiren yönetim dalına da insan kaynakları yönetimi denir.

Keynesyen iktisat veya Keynesçilik, adını İngiliz ekonomist John Maynard Keynes'ten alır), toplam talebin ekonomik çıktı ve enflasyonu nasıl güçlü bir şekilde etkilediğine dair çeşitli makroekonomik teori ve modellerdir. Keynesyen görüşe göre, toplam talep ekonominin üretken kapasitesine eşit olmak zorunda değildir. Bunun yerine, üretimi, istihdamı ve enflasyonu etkileyen - bazen düzensiz davranan - bir dizi faktörden etkilenir.

İktisadi kıtlık ya da ekonomik kıtlık kâr amaçlı ekonomik sistem tarafından kar elde etmek amacıyla kasıtlı olarak yaratılan ve bir toplumun sahip olduğu üretim kaynaklarının, mevcut teknolojik gelişmişlik düzeyiyle işletilmesi ile ulaşılan üretim düzeyinin, sonsuz insan ihtiyaçları ve isteklerini karşılamakta yetersiz olduğunu ifade eden iktisadi bir terimdir. Gündelik hayatta kullanılan kıtlık kavramı somut bir yokluğu veya yetersizliği ifade ederken iktisadi anlamıyla kıtlık, mevcut kâr bazlı ekonomik sistem ve üretim teknolojisiyle ulaşılan üretim düzeyi ile ilgili bir yetersizliği ifade eder. Her adım başı üretilmiş envai çeşit ürünlerle dolup taşan çeşitli dükkân ve marketlerin boy gösterdiği günümüzde, ekonomi biliminin temeli olan kıtlığın anlamı üzerine derin düşünmek gereklidir.

<span class="mw-page-title-main">Menkul kıymetler borsası</span>

Menkul kıymetler borsası, hisse senedi komisyoncuları ve tüccarların hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetleri satın alıp satabildiği borsalardır.

<span class="mw-page-title-main">Suriye ekonomisi</span> Ulusal ekonomi

Suriye ekonomisi, tarım, petrol, endüstri ve hizmete dayanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Hazine ve Maliye Bakanlığı (Türkiye)</span> hazine ve maliye işlerinden sorumlu olan bakanlık

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak çalışan, hazine ve maliye işlerinden sorumlu olan bakanlıktır.

Beşeri sermaye, üretim faktörlerinin daha verimli kullanılmasını sağlayan tecrübe, bilgi, beceri gibi değerlerin toplamı olarak kabul edilebilir.

Rehn-Meidner modeli, 1951 yılında İsveç Sendikalar Konfederasyonu (LO), Gösta Rehn ve Rudolf Meidner araştırma departmanında çalışan iki iktisatçı tarafından geliştirilen bir ekonomi ve ücret politikası modelidir. Ulaşılması gereken dört ana hedef şunlardı:

<span class="mw-page-title-main">Kamu giderleri</span>

Kamu giderleri veya Devlet masrafları, Hükümet ve diğer kamu tüzel kişilerinin, kamu yararına çalışmalarını finanse etmek üzere yaptıkları harcamalardır. Kamu giderleri ağırlıklı olarak eğitim, sağlık, adalet, ulaşım ve altyapı gibi alanlarda kullanılır. İnşa edilen köprüler, okullar, havalimanları veya herhangi bir devlet kurumu'nda çalışan bir memurun maaşı dar anlamlı kamu giderlerine örnek verilebilir. Devlet aynı zamanda büyüme ve kalkınma hızını artırmak, gelir dağılımını iyileştirmek, kaynak dağılımını düzeltmek için de çeşitli harcamalar yapar.

Ekonomik ayrımcılık, ekonomik faktörlere dayalı ayrımcılıktır. Bu faktörler arasında iş bulunabilirliği, ücretler, mal ve hizmetlerin fiyatları ve/veya bulunabilirliği ve iş için azınlıklara sağlanan sermaye yatırım fonu miktarı sayılabilir. Bu, işçilere, tüketicilere ve azınlıklara ait işletmelere karşı ayrımcılığı içerebilir. Bu, tekelcilerin farklı alıcılara ödeme isteklerine göre farklı fiyatlar talep etme uygulaması olan fiyat ayrımcılığı ile aynı şey değildir.

Emek sömürüsü, en geniş anlamıyla bir failin diğer bir failden haksız menfaat sağlaması olarak tanımlanan bir kavramdır. İşçiler ve işverenleri arasında bir güç asimetrisine veya eşit olmayan değer alışverişine dayanan adaletsiz bir sosyal ilişkiyi ifade eder. Sömürü hakkında konuşurken, sosyal teoride tüketimle doğrudan bir ilişki vardır ve geleneksel olarak bu ilişki, sömürüyü, aşağı konumları nedeniyle başka bir kişiden haksız bir şekilde yararlanmak ve sömürene güç vermek olarak etiketler.

Entelektüel sermaye bir işletme için kilit nokta olarak kabul edilen iş ilişki ağının yönetilmesiyle elde edilen bilgi birikimidir. Entelektüel sermayeye sahip olundukça işletmenin geleceğini garantiye almanın sağlanması kolaylaşır. Zira ekonomik rekabet arttıkça ve küresel hale geldikçe işletmelerin mevcudiyetini koruması zorlaşmakta ve daha fazla emek istemektedir.

<span class="mw-page-title-main">Küresel Finans Merkezleri Endeksi</span>

Küresel Finans Merkezleri Endeksi (GFCI), Dünya Bankası, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Economist Intelligence Unit gibi kuruluşlardan 100'den fazla endeksle birlikte çevrimiçi bir anketten alınan 29,000'den fazla finans merkezi değerlendirmesine dayanan finans merkezlerilerin rekabet gücünün sıralamasıdır. İlk endeks Mart 2007'de yayınlandı. Londra'daki Z/Yen Group ve Shenzhen'deki China Development Institute tarafından 2015'ten beri yılda iki kez ortaklaşa yayınlanır, ve finans merkezlerini sıralamak için en iyi kaynak olarak geniş çapta alıntılanır.

<span class="mw-page-title-main">Sermaye birikimi</span>

Sermaye birikimi, söz konusu varlığın başlangıçtaki parasal değerini kâr, kira, faiz, telif hakları veya sermaye kazançları şeklinde bir mali getiri olarak artırmak amacıyla paranın veya herhangi bir mali varlığın yatırımını içeren, kâr peşinde koşmayı motive eden dinamiktir.

Güvenceli esneklik etkin bir işgücü piyasası politikasına sahip bir refah devleti modelidir. Terim ilk kez 1990'larda Danimarka'nın sosyal demokrat Başbakanı Poul Nyrup Rasmussen tarafından ortaya atılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Eğitim ekonomisi</span>

Eğitim ekonomisi, ekonomi biliminin kural ve bulgularını eğitime uygulayarak eğitim talebi, finansmanı ve çeşitli eğitim programları ile politikalarının karşılaştırmalı analizinin yapıldığı; ekonomi ve eğitim arasındaki çok boyutlu ilişkilerin incelendiği disiplinler arası bir çalışma alanıdır. Eğitim ekonomisi alanı, okullaşma ve bireylerin işgücü piyasasındaki konumları arasındaki ilişki üzerine yapılan ilk çalışmalardan itibaren, eğitimle bağlantılı hemen hemen tüm alanları kapsayacak şekilde hızla büyümüştür. İnsan sermayesi, işgücü piyasasının analizi, istihdam politikası, kazancın belirleyici unsurları ve gelir dağılımı, eğitim ekonomisinin incelediği temel konulardır.