İçeriğe atla

Esîr çekim teorisi

19. yüzyılda, ışığın yayılması için varsayımsal aracı olarak esîr teorisi yaygın olarak tartışıldı. Bu tartışmanın önemli bir parçası, bu ortama göre Dünya'nın hareket durumu ile ilgili soru oldu. Esîr çekim hipotezi esîrin hareket eden madde tarafından çekildiği ya da birlikte sürüklendiği ile ilgilenir. İlk değişkene göre Dünya ve esîr arasında bağıl bir hareket yoktur; ikinciye göre bağıl hareket vardır ve böylece ışık hızı, Dünya yüzeyinde ölçülen hareket hızına("esîr rüzgarı") dayanır. Özgül esîr modellerini bulan  Augustin-Jean Fresnel tarafından 1818 yılında esîrin maddeyle beraber sürüklendiğini önermiştir. Diğer model George Stokes tarafından 1845 yılından ortaya atılan esîrin maddenin içinde ya da civarında sürüklenmesidir.

Fresnel'in neredeyse sabit teorisi Fizeau deneyi (1851) tarafından teyit edilirken, Stokes'in teorisi Michelson-Morley deneyi (1881, 1887) ile teyit edilmiştir. Bu çelişkili durum, Lorentzesîr teorisinin esîr çekiminin tüm biçimlerini yok ettiği çalışmalarıyla (1895, 1904) çözüldü ve Albert Einstein'in (1905) çalışmalarıyla özel görelilik teorisi mekanik ortamda esîr olmadığını göstermiştir.[1][2][3]

Kısmi esîr çekimi

1810 yılında François Arago parçacık teorisi tarafından tahmin edilen bir maddenin kırılma indisinin ışık hızını hesaplamada yararlı olacağına dair bir varyasyon yarattı. Bu tahminler cam gibi maddelerin kırılma indisi ışık hızının havada ve camdaki oranına bağlı olduğu için ortaya çıktı. Arago ışık parçacıklarının teleskop önündeki cam prizmayla yaptığı kırılmanın ne ölçüde gerçekleştiğini ölçmeye çalıştı. Arago yıldızların farklı hızlarına ve Dünya'nın farklı gün ve yıllarındaki hareketine göre bir dizi farklı kırılma açısı olduğunu öne sürdü. Bu tahminlerin aksine yıldızlar, günün veya mevsimin farklı olması kırılmada değişim oluşturmadığını bulmuştur. Arago'nun bütün gözlemler sıradan yıldız sapmalarıydı.[4]

1818 yılında Augustin-Jean Fresnel ışık dalga teorisi kullanılarak Arago sonuçlarını inceledi. Augustin-Jean Fresnel ışığın dalga olarak hareket etse bile Dünya dönüp mevsimler değiştikçe cam-hava arayüzünün kırılma indisi cam esîrle, farklı hızlardaki dalgalara çarparken değişir.  Fresnel cam prizmanın esîrin bir kısmını prizma boyunca taşıyacağını önermiştir yani  "...esîr prizma içerisine girebilir".[5] Fresnel dalganın hız dağılımının ortamın yoğunluğuna bağlı olduğunu fark etti ve prizmadaki ışık hızının" çekim" miktarıyla ayarlanabileceğini öne sürdü.   Camdaki ışık hızı  ayarlama olmaksızın böyle formülize edilmiştir:

çekim ayarlaması  :

çevredeki esîr yoğunluğu, camdaki esîr yoğunluğu ve   esîre göre prizmanın hızıdır. 

etkeni  olarak da yazılabilir çünkü kırılma indisi n, esîr yoğunluğuna bağlıdır. Bu  Fresnel çekim katsayısı olarak bilinir. Camdaki ışık hızı:

Bu düzeltme Arago deneyinin geçersiz sonuçlarını açıklamada başarılıdır. Bu genel sabit esîr kavramının cam gibi maddeler tarafından çekildiğini önerir. Bunun başarısı, dikkati önceki parçacık teorisinden ışığın dalga teorisine çekmiştir.

Kısmi esîr çekimi sorunları

Fresnel'in çekim katsayısı doğrudan Fizeau deneyi ve tekrarları tarafından teyit edilmiştir. Genelde, katsayısının yardımıyla optik esîr sapması deneylerinin olumsuz sonuçları birinci dereceden etkileri (Arago, Fizeau, Hoek, Airy, Mascart deneyleri) tanımlamak için yeterlidir. Sabit(neredeyse) esîr kavramı yıldızsal sapma ile tutarlıdır. Ancak, bu teori aşağıdaki sebeplerle çürütülmüştür:[1][2]

  • 19. yüzyılda parçacık esîr çekimi esîrin bağıl hızına gerek duyduğu ve madde ışığın rengine göre değiştiği bilinir ki öyle değildir.
  •  Fresnel'in sabit(neredeyse) esîr teorisi ikinci dereceden etkileri algılayacak olumlu sonuçlar sunar. Ancak, Michelson–Morley deneyi and the Trouton–Noble deneyi gibi deneyler olumsuz sonuç verir ve bu Fresnel esîrini direkt çürütür.

Tam esîr çekimi

George Stokes'in (1845) hareketli maddeden hiç etkilenmeyen ya da kısmi etkilenen esîr modeli doğal ve ikna edici değildir ve esîr maddenin içinde veya etrafında tamamen uzak mesafelerde kısmen çekilmiştir ve serbest uzayda beklemektedir.[6][7][8][9] Ayrıca, Heinrich Rudolf Hertz (1890) tam esîr çekimiyle kendi düzenlediği Maxwell'in elektromanyetik teorisini, Galileo görelilik kuramına göre birleştirmiştir. Eğer esîr örnek madde içinde durmaktaysa, Galile dönüşümü bu maddenin ve esîrin başka bir örnek maddede aynı hızla seyahat ettiği sonucunu verir.[1]

Tam esîr çekiminin sorunları

Lodge'in esîr makinesi. hassas ortak yol girişimölçerinden gelen ışık seri dönen diskle yönlendirilir.

Tam esîr çekimi tüm esîr deneylerinin(Michelson–Morley deneyi) olumsuz sonuçlarını açıklar. Ancak, Bu teori aşağıdaki sebeplerden dolayı hatalıdır:[1][10]

  • Fizeau deneyi(1851) ışığın kısmi katılımını göstermiştir.
  • Sagnac etkisi iki ışık ışını gösterir ve dönen platformda farklı yönlerdeki aynı ışık kaynağının doğmuştur ve ışık kaynağına geri dönmek için farklı sürelere ihtiyaç duyar. Ancak, esîr platformdan tamamen çekilmişse bu etki gerçekleşmez.
  • Oliver Lodge 1890'larda yürüüttüğü deneylerde, ışığın yayılımına dair arana kanıtlar dönen büyük kütlelere yakınlığı ile etkilendi ve böyle bir etki bulunmadı.[11][12]
  • Gustaf Wilhelm Hammar tarafından 1935 yılında yürütülen Hammar deneylerinde ortak yol girişimölçeri kullanılmıştır. İri kurşun blokları girişimölçerin her ayağının iki tarafına da yerleştirdi. Bu düzenleme farklı miktarda esîr çekimine yol açar ve olumlu sonuç sunar. Ancak, sonuç yine olumsuzdur.[13]
Tam esîr çekimi yıldızsal sapma olgusuyla tutarsızdır. Bu görselde, yıldızların sonsuz mesafede olduğunu farz edin. Sapma, gözlemcinin hızı yıldızdan gelen ışığın gidiş yönüne dik ise gerçekleşir. Solda görüldüğü üzere, teleskop, mercekte yıldız görünmeden önce eğilmelidir. Sağdaki animasyonda görüldüğü üzere, eğer esîr Dünyanın civarından çekiliyorsa, teleskop direkt yıldıza bakmalı.
  • Bu  yıldızsal sapma olgusuyla tutarsızdır. Yıldızsal sapmada yıldızın konumu teleskopla gözlendiğinde her ay merkezi konumun her tarafı 20,5 açısal saniye sarkar. Bu sarkma miktarı Dünya'ın yörüngesindeki hızı göz önüne alındığında beklenilen değerdir. 1871 yılında Airy yıldız sapmaların teleskop suyla doldurulduğunda bile geçerli olduğunu göstermiştir. Eğer esîr çekim hipotezi doğruysa yıldızsal sapma gerçekleşmez çünkü, ışık teleskop boyunca hareket eden esîrde seyahat eder. Trenin üzerende tünele girmekte olan bir kova ve tünel girişinden kovanın tam merkezine düşen su damlaları hayal edin. Damla kovanın merkezine düşmeyecektir. Bu benzetmede kova teleskop borusu, damla foton ve tren Dünya'dır. Damla kovanın merkezine düşüp trenle beraber hareket ediyorsa, esîr sürüklenmiş demektir . Yıldızsal sapma, , şöyledir ki:
So:
Dünya'nın Güneş etrafında dönüş hızı, v = 30 km/s ve ışık hızı c = 299,792,458 m/s,  = 20.5 her ay 20,5 açısal saniyeye denk gelir. Bu miktarda sapma tam esîr çekim hipoteziyle çelişir.

Bu sorunlara Stokes'in cevapları

 Stokes 1845 yılından kendi teorisini deneysel sonuçlara uyması için bazı ek varsayımlar eklemiştir. Sapmayı açıklamak için,esîr çekiminin bilimsel modeli ile bağlantısı ve doğru sapma yasasında olduğu gibi sıkışmaz esîrin dönmez olduğunu varsaymıştır.[6]  Fresnel'in çekim katsayısının yeniden üretmek için (Fizeau deneyini açıklamak için) esîrin ortamdan tamamen çekildiğini öne sürmüştür. Başka bir deyişle esîr ortama girince yoğunlaşır ve çıkınca seyrelir ve esîrin hızını değiştirir.[7]

Stokes'in sapma teorisi bir süre uygulanabilir gözükse de 1886 yılında Lorentz sayesinde vazgeçmiştir. Stokes'in teorisindeki gibi esîr sıkıştırılamaz iken eğer esîr Dünya ile aynı hızın normal bileşenine sahipse aynı teğet bileşenine sahip olamaz ve Stokes tarafından konumlanmış durumlar aynı anda gerçekleşemez.[14]

Yerçekimsel esîr çekimi

Stokes modelinin başka bir versiyonu Theodor des Coudres ve Wilhelm Wien (1900) tarafından hazırlanmıştır. Bunlar esîr çekimini yerçekimsel kütle ile doğru orantılı olduğunu varsaydılar. Esîr tamamen dünya tarafından çekilmiş ve sadece kısmi olarak dünyadaki küçük cisimler tarafından çekilir.[15]  Stokes'in sapma açıklamasını korumak için, Max Planck (1899)  Lorentz ile mektup aracılığı ile esîrin sıkıştırılamaz olabileceğini ama Dünya'nın çevresindeki yerçekimi sayesinde yoğunlaşacağına dair tartışmış ve bu da Stokes teorisine gerekli olan durumu sunmuştur  ("Stokes-Planck teorisi"). Yukarıdaki deneylerle karşılaştırıldığında bu model Fizeau ve Sagnac deneylerindeki olumlu sonuçları açıklayabilir, çünkü o araçların küçük kütlesi sadece kısmi (ya da hiç) olarak esîri çekebilir ve bazı sebepler dolayısıyla Lodge'in deneyindeki olumsuz sonucu da açıklayabilir. Esîr Dünya'nın büyük kütlesi sonucu tamamen çekildiği için Hammar'in ve Michelson–Morley deneyleriyle de uyumludur.

Ancak, Bu teori Michelson–Gale–Pearson deneyleriyle(1925) direkt çürütüldü. Sagnac deneyleriyle arasındaki bu büyük fark Dünya'nın dönüşünün hesaplanmasından kaynaklanır.  Eğer, esîr dünyanın yerçekimsel alanı yüzünden tamamen çekilseydi, sonuç olumsuz olurdu lakin sonuç olumlu.[10]

Teorik açıdan Hendrik Antoon Lorentz, Stokes-Planck hipotezinin esîrden 50000 kez daha fazla olan yoğunluk ışık hızını etkilememektedir. Lorentz ve Planck kendi hipotezlerini olası olmadığı için geri çektiler.[1][16]

Lorentz ve Einstein

Lorentz, Stokes hipotezini terk etmeye zorlanınca,  Fresnel'in modelini başlangıç noktası olarak seçti. 1892 yılında Fresnel'in çekim katsayısını yeniden üretebilirdi, Lorentz'in teorisi esîr çekiminin sonucunu değil ışık dalgasının yayılımını temsil ediyordu. Bu sebeple, Lorentz'in esîri tamamen sabittir. Ancak, bu Fresnel modelinin aynı sorununa yol açar: Michelson–Morley deneyiyle olan çelişki. Bundan ötürü George Francis FitzGerald (1889) ve Lorentz (1892) bütün maddelerin hareket çizgisiyle katıldığı uzunluk küçülmesini  formülüyle açıklar. Ek olarak, Lorenz'in teorisinde Galile dönüşümü yerine Lorentz dönüşümü getirilmiştir.[17]

Ancak, hipotezlerin birikimi sabit esîr kavramının yapay olarak algılanmasını yok etti. Albert Einstein (1905), özel görelilik teorisini geliştirmek ve Lorentz dönüşümlerini tamamlamak için, eylemsiz kaynak çevrelerindeki sabit ışık hızının ve  görelilik ilkesinin tek gerekli varsayım olduğunu fark etti. Bunların hepsi sabit esîr kavramı kullanılmadan yapılmıştır.[18] 

Max von Laue (1907) gösterdiği gibi, özel görelilik Fizeau deneyinin sonucunu esîre ihtiyaç duymadan ek-hız önermesiyle tahmin edebilir. Eğer   Fizeau ekipmanına göre ışık hızıysa ve   suya göre ışık hızıysa  suyun hızıdır:

ki, eğer v/c küçükse binom açılımı kullanılarak genişletilebilir:

Bu Fresnel denklemiyşe aynıdır.[19]

Özet

Modern fizikte (görelilik teorisi ve  kuantum mekaniği dayalı), esîr  "materyal özü" olarak "hareket hali" rol almaz. "Esîr çekimi"ni sorgulayan sorular artık bilimsel topluluklar tarafından anlamsız olarak nitelendirilmektedir. Lakin  genel görelilikte tahmin edildiği üzere dönen kütlelerin uzayzaman mekriğini saptırması olan çerçeve sürüklenmesi, yakın parçacıkların yörüngesinin devinimine sebep olur. Ama bu etki büyüklük sırasına göre bu yazıda geçen bütün "esîr çekimi"nden daha zayıftır. 

Bibliyografi ve Kaynaklar

  1. ^ a b c d e Whittaker, Edmund Taylor (1910), A History of the theories of aether and electricity (1. bas.), Dublin: Longman, Green and Co. 
  2. ^ a b Jannsen, Michel & Stachel, John (2008), The Optics and Electrodynamics of Moving Bodies (PDF), 29 Eylül 2015 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi, erişim tarihi: 22 Mayıs 2015 
  3. ^ Rafael Ferraro and Daniel M Sforza (2005), "Arago (1810): the first experimental result against the ether", Eur. J. Phys., cilt 26, ss. 195-204, arXiv:physics/0412055 $2, Bibcode:2005EJPh...26..195F, doi:10.1088/0143-0807/26/1/020 
  4. ^ Arago, A. (1810–1853), "Mémoire sur la vitesse de la lumière, lu à la prémière classe de l'Institut, le 10 décembre 1810", Comptes Rendus de l'Académie des Sciences, cilt 36, ss. 38-49 
  5. ^ Fresnel, A. (1818), "Lettre d'Augustin Fresnel à François Arago sur l'influence du mouvement terrestre dans quelques phénomènes d'optique", Annales de chimie et de physique, cilt 9, ss. 57-66 
  6. ^ a b Stokes, George Gabriel (1845), "On the Aberration of Light", Philosophical Magazine, cilt 27, ss. 9-15, doi:10.1080/14786444508645215 
  7. ^ a b Stokes, George Gabriel (1846), "On Fresnel's Theory of the Aberration of Light", Philosophical Magazine, cilt 28, ss. 76-81, doi:10.1080/14786444608645365 
  8. ^ Stokes, George Gabriel (1846), "On the Constitution of the Luminiferous Æther, viewed with reference to the phænomenon of the Aberration of Light", Philosophical Magazine, cilt 29, ss. 6-10, doi:10.1080/14786444608562589 
  9. ^ Stokes, George Gabriel (1848), "On the Constitution of the Luminiferous Æther", Philosophical Magazine, cilt 32, ss. 343-349, doi:10.1080/14786444808645996 
  10. ^ a b Georg Joos: Lehrbuch der theoretischen Physik. 12. edition, 1959, page 448
  11. ^ Lodge, Oliver J. (1893), "Aberration Problems", Philosophical Transactions of the Royal Society A, cilt 184, ss. 727-804, Bibcode:1893RSPTA.184..727L, doi:10.1098/rsta.1893.0015, 24 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Mayıs 2015 
  12. ^ Lodge, Oliver J. (1897), "Experiments on the Absence of Mechanical Connexion between Ether and Matter", Philosophical Transactions of the Royal Society A, cilt 189, ss. 149-166, Bibcode:1897RSPTA.189..149L, doi:10.1098/rsta.1897.0006 
  13. ^ G. W. Hammar (1935), "The Velocity of Light Within a Massive Enclosure", Physical Review, 48 (5), ss. 462–463, Bibcode:1935PhRv...48..462H, doi:10.1103/PhysRev.48.462.2 
  14. ^ Lorentz, Hendrik Antoon (1886), "De l'influence du mouvement de la terre sur les phénomènes lumineux", Archives néerlandaises des sciences exactes et naturelles, cilt 21, ss. 103-176 
  15. ^ Wien, Wilhelm (1898), "Über die Fragen, welche die translatorische Bewegung des Lichtäthers betreffen (Referat für die 70. Versammlung deutsche Naturforscher und Aerzte in Düsseldorf, 1898)", Annalen der Physik (Beilage), 301 (3), ss. I-XVIII 
  16. ^ Lorentz, H.A. (1899), "Stoke's Theory of Aberration in the Supposition of a Variable Density of the Aether", Proceedings of the Royal Society, cilt 1, ss. 443-448, Bibcode:1898KNAB....1..443L, 4 Nisan 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Mayıs 2015 
  17. ^ Lorentz, Hendrik Antoon (1904), "Electromagnetic phenomena in a system moving with any velocity smaller than that of light", Proceedings of the Royal Netherlands Academy of Arts and Sciences, cilt 6, ss. 809-831 
  18. ^ Einstein, Albert (1905), "On the Electrodynamics of Moving Bodies", Annalen der Physik, 322 (10), ss. 891-921, Bibcode:1905AnP...322..891E, doi:10.1002/andp.19053221004, 25 Kasım 2005 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Mayıs 2015 .
  19. ^ Laue, Max von (1907), "Die Mitführung des Lichtes durch bewegte Körper nach dem Relativitätsprinzip" [The Entrainment of Light by Moving Bodies in Accordance with the Principle of Relativity], Annalen der Physik (Almanca), 23 (10), ss. 989-990, Bibcode:1907AnP...328..989L, doi:10.1002/andp.19073281015 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Optik</span> fizik biliminin bir alt dalı

Optik, ışık hareketlerini, özelliklerini, ışığın diğer maddelerle etkileşimini inceleyen; fiziğin ışığın ölçümünü ve sınıflandırması ile uğraşan bir alt dalı. Optik, genellikle gözle görülebilen ışık dalgalarının ve gözle görülemeyen morötesi ve kızılötesi ışık dalgalarının hareketini inceler. Çünkü ışık bir elektromanyetik dalgadır ve diğer elektromanyetik dalga türleri ile benzer özellikler gösterir.

<span class="mw-page-title-main">Klasik mekanik</span>

Klasik mekanik, makroskobik boyutlarda cisimlerin hareketlerini hem deneysel hem de matematiksel olarak inceleyen, fiziğin iki ana dalından biridir.

<span class="mw-page-title-main">Özel görelilik</span> izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir

Fizikte, özel görelilik teorisi veya izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir. Albert Einstein'ın orijinal çalışmalarında teori, iki varsayıma dayanmaktadır:

  1. Fizik yasaları, tüm süredurum referans çerçevelerinde değişmezdir.
  2. Işık kaynağının veya gözlemcinin hareketinden bağımsız olarak vakumdaki ışığın hızı, tüm gözlemciler için aynıdır.

Takyon, ışıktan hızlı giden farazi parçacıklardır. İlk tanımı Arnold Sommerfeld'e atfedilmişse de, aslında ilk olarak George Sudarshan ve Gerald Feinberg tarafından yazılmıştır. Çoğu fizikçi için fiziğin bilinen yasaları ile tutarlı değildir, çünkü ışıktan daha hızlı parçacıkların olamayacağı tahmin edilmektedir. Takyonlar, Albert Einstein'in ünlü Genel görelilik yasasındaki v2 /c2 ifadesindeki cismin hızı (v) ışık hızından (c) büyük olursa ne olur sorusunun cevabıdırlar. Bu nedenle takyon parçacıklarının kütleleri reel sayı ile değil karmaşık sayılar ile ifade edilir aynı zamanda v daima c den büyük olacağından, takyonlar için en yavaş hız ışık hızıdır. Ancak tam olarak ışık hızında da olamazlar çünkü ışık hızında olursalar v2/c2 = 1 olacağından bu ifade tanımsız olur. Bununla birlikte, negatif kare kütle alanlar genellikle, "takyonlar" olarak adlandırılır ve aslında modern fizikte önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Potansiyel tutarlı teoriler, ışıktan daha hızlı parçacıkların Lorentz değişmezinin kırılmasına dahil olanlara izin verir böylece özel göreceliğin altında yatan simetriye, ışığın hızı bir bariyer değildir, Böylece gerçek dünya için sınır olan ışık hızı burada da değerini korur. Buradan çıkarılacak sonuç ise, takyonların varlığının fizik ve matematik kurallarına aykırı olmadığıdır. Bunu takyonların varlığına delil olarak gösterenler vardır. Aynı (v)>(c) değerlerinin zaman denklemi içinde yerine konulması sonucunda zaman kavramının takyonlar için tıpkı kütle gibi imajiner olduğunu gösterir. Zaman gerçek olmadığı içinde zamanın oku olan entropi artışı söz konusu olmaz ve bu nedenle takyonlar evreni gerçek evrenin aksine büzüşmezler tam tersine sanal kütleleri nedeniyle çekim etkisine girmediklerinden evreni gererler. Böylece, başlanılan noktaya geri dönülen bir küresel evren modeli yerine takyon evreni için kenarları olmayan bir sonsuz evren söz konusudur. Ayrıca takyonların hızı enerjileri azaldıkça artar. Bu nedenle radyasyon yaydıkları varsayıldığında, azalan enerjileri nedeniyle sürekli hızlanırlar ve nihayet sıfır enerji için sonsuz hıza ulaşırlar. Enerji azaldıkça hızları arttığından dolayı kuvvet denilen etki hareketle aynı yönde olduğunda takyonların hızını arttırmaz tam tersine yavaşlatır. Birçok fizikçinin nötrino ve teorik takyonların özellikleri arasındaki olası bağlantıyı anlamaya çalışmış olduğuna dikkat etmek önemlidir.

Madde dalgaları veya de Broglie dalgaları, maddenin dalga-parçacık ikiliğini yansıtan kavramdır. Kuram 1924'te, Louis de Broglie tarafından doktora tezinde önerilmiştir. De Broglie denklemleri dalga boyunun parçacığın momentumuyla ters orantılı olduğunu gösterir ve ayrıca de Broglie dalga boyu diye isimlendirilir. Ayrıca madde dalgalarının tekrarsıklığı, de Broglie tarafından türetildiği gibi, parçacığın toplam enerjisi E'ye – kinetik enerjisinin ve potansiyel enerjisinin toplamı – doğru orantılıdır.

<span class="mw-page-title-main">Hendrik Lorentz</span> Hollandalı fizikçi (1853–1928)

Hendrik Antoon Lorentz, Hollandalı fizikçidir. Zeeman etkisini aydınlattığı için 1902 Nobel Fizik Ödülü'nü Pieter Zeeman ile paylaştı.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik ilkesi</span> Fizik yasalarının tüm referans çerçevelerinde aynı olması gerektiğini belirten fizik ilkesi

Görelik teorisi ya da basitçe fizikte görelilik genellikle Albert Einstein'ın iki teorisini kapsar. Bunlar özel görecelik ve genel göreceliktir.

<span class="mw-page-title-main">Işık hızı</span> elektromanyetik dalgaların boşluktaki hızı

Işığın boşluktaki hızı, fiziğin birçok alanında kullanılan önemli bir fiziksel sabittir. Genellikle c sembolüyle gösterilir. Tam değeri saniyede 299.792.458 metredir. Metrenin uzunluğu bu sabitten ve uluslararası zaman standardından hesaplanmıştır. Özel göreliliğe göre c, evrendeki bütün madde ve bilgilerin hareket edebileceği maksimum hızdır. Bütün kütlesiz parçacıkların ve ilgili alanlardaki değişimlerin boşluktaki hareket hızıdır. Bu parçacıklar ve dalgalar gözlemcinin eylemsiz referans çerçevesi ya da kaynağın hareketi ne olursa olsun c'de hareket ederler. Görelilik teorisi'nde c, uzay-zaman arasındaki ilişkiyi kurar; aynı zamanda meşhur kütle-enerji eşdeğerliliği formülünde de gözükür E = mc2. Işığın hava veya cam gibi şeffaf maddelerdeki ilerleyiş hızı c'den azdır. Benzer şekilde radyo dalgalarının tel kablolardaki ilerleyişi de c'den yavaştır. Işığın madde içindeki hızı v ile c arasındaki orana o maddenin kırılma endeksi denir. Örneğin, görülebilir ışık için camın kırılma endeksi genellikle 1,5 civarındadır. Yani ışık camın içinde c / 1,5 ≈ 200.000 km/s ile hareket eder. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın ışık ve öteki elektromanyetik dalgalar anında yayılıyormuş gibi gözükür ancak, ölçülebilir hızlarının uzun mesafeler ve hassas ölçümlerle ölçülebilir sonuçları vardır. Uzaydaki keşif araçlarıyla iletişim kurarken mesajların Dünya'dan uzay aracına ya da uzay aracından Dünya'ya ulaşması dakikalar ya da saatler alabilir. Yıldızlardan gelen ışık onları yıllar önce terk etmiştir ve bu sayede uzaktaki nesnelere bakarak evrenin tarihini çalışma şansı verir. Işığın ölçülebilir hızı aynı zamanda bilgisayardaki bilgilerin çipler arasında aktarılması gerektiği için bilgisayarların teorik hızını da sınırlar. Işık hızı, uzak mesafeleri yüksek isabetle ölçebilmek için uçuş zamanı ölçümlerinde de kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Hareket eden mıknatıs ve iletken problemi</span> düşünce deneyi

Hareketli mıknatıs ve iletken problemi 19. yüzyılda ortaya çıkan, klasik elektromanyetizma ve özel görelilik kesişimi ile ilgili ünlü bir düşünce deneyidir. Mıknatısa göre sabit hız (v) ile hareket eden iletkendeki akım, mıknatısın ve iletkenin referans sistemlerinde hesaplanır. "Sadece "göreli" hareket gözlemlenebilir, diğerlerinin mutlak bir standardı yoktur." diye belirten temel görelilik ilkesi doğrultusunda, deneydeki gözlemlenebilir miktar olan akım, her durumda aynıdır. Ancak, Maxwell denklemlerine göre, iletkendeki yük, mıknatıs referans sisteminde "manyetik kuvvete" ve iletken referans sisteminde "elektrik kuvvetine" maruz kalır. Aynı olgu, gözlemcinin referans sistemine bağlı olarak iki farklı tanımları var gibi görünebilir.

Fizikte, Lorentz dönüşümü adını Hollandalı fizikçi Hendrik Lorentz'den almıştır. Lorentz ve diğerlerinin referans çerçevesinden bağımsız ışık hızının nasıl gözlemleneceğini açıklama ve elektromanyetizma yasalarının simetrisini anlama girişimlerinin sonucudur. Lorentz dönüşümü, özel görelilik ile uyum içerisindedir. Ancak özel görelilikten daha önce ortaya atılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">François Jean Dominique Arago</span> Fransız gökbilimci (1786-1853)

François Jean Dominique Arago, kısaca François Arago olarak bilinir, Fransız fizikçi, matematikçi, astronom, mason ve politikacıdır.

Fizikteki eter teorileri, eterin ortamın varlığı için gerekli olan boşluk doldurucu ve elektromanyetizma veya kütleçekim kuvvetlerinin yayılması için gerekli olduğu madde olduğunu öne sürmektedir. Çeşitli eter teorileri ortam ve madde konularını somutlaştırmaktadır. Bu erken zamanın modern eteri adını aldığı klasik elementle çok az ortak özelliğe sahiptir. Özel göreliliğin gelişiminden sonra eter teorisi artık modern fizikte kullanılmamaktadır ve yerini daha soyut modeller almıştır.

Arago noktası, Fresnel parlak noktası veya Poisson noktası Fresnel kırınımına göre dairesel cismin ortasındaki gölgedir. Bu nokta ışığın doğal dalgasının keşfinde ve ışığın dalga davranışı sergilediğini göstermek için önemli rol oynar.

Yerçekimi hızı, yerçekiminin klasik teorilerinde yerçekimi hızı, yerçekimsel alanın yayılmasıyla değişen hız olarak tanımlanmıştır. Yerçekimi hızı, enerji dağılımındaki ve maddenin momentumundaki değişimin belli bir uzaklıkta, ürettiği yerçekimsel alanda sonradan ortaya çıkan bir değişiklikle sonuçlandığı hızdır. Fiziksel olarak daha doğru bir yaklaşımla, "yerçekimi hızı" yerçekimsel dalganın hızını kasteder.

Özel görelilik kuramı tarihi, birçok teorik sonuçtan ve Albert A. Michelson, Hendrik Lorentz, Henri Poincaré ve diğerleri tarafından elde edilmiş ampirik bulgulardan oluşmaktadır. Tüm bunlar Albert Einstein ve daha sonrasında Max Planck, Hermann Minkowski ve diğerleri tarafından önerilen özel görelilik kuramının bir sonucudur.

1915 yılında ortaya atılan genel görelilik kuramı, somut ve empirik kurallarla temellendirilmiyordu. Merkür'ün günberisindeki anormal devinimler sonucu oluşan ve felsefi temelde Newton'un evrensel kütleçekim kuralları ile özel görelilik kuramını birleştirebilme özelliğine sahipti. 1919 Yılında gerçekleşen güneş tutulması sırasında ışığın kütleçekim nedeniyle büküldüğü ilk kez gözlemlenmişti. Bu gözlem genel görelilik için ilk kanıttı. Bu ışık kütleçekim alanına eğilmiş ve genel görelilik kuramı ile 1919 yılında bir hat oluşturmuştur. Fakat bunlar 1959 yılında çeşitli genel görelilik tahminlerinin test edilmelerine kadar bir program olarak adlandırılmıyorlardı. Bu testler zayıf çekim alanı içerisinde teori sapmalarıyla sınırlandı. 1974 yılında başlamak üzere Hulse Taylor ve diğerleri bizim Güneş Sistemi'mizden çok daha fazla kütleçekime sahip pulsar yıldızlarının ikili davranışları üzerinde çalıştı. Bizim Güneş Sistemi'miz ve pulsar yıldızlarının genel görelilik kuramları yerellerde başarıyla incelenmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Göreli Doppler etkisi</span>

Relativistik Doppler Etkisi ya da Göreli Doppler etkisi, adını ünlü bilim insanı ve matematikçi Christian Andreas Doppler'dan almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans dalga boyu Dalga boyu, bir dalga görüntüsünün tekrarlanan birimleri arasındaki mesafedir. Yaygın olarak Yunanca lamda (λ) harfi ile gösterilmektedir. hareketli bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır. Bu da göreli olduğunu belirtir. Herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek icin fiziksel bir dalga ortamı'na ihtiyaç duyan dalgalar icin Doppler Etkisi hesaplamaları yapılırken, dalga kaynağı ve gözlemcinin birbirine göre konum, yön ve hızlarının yanında dalganın içinde veya üzerinde hareket ettiği dalga ortamının da fiziksel yapısı dikkate alınmak zorundadır. Eğer söz konusu dalga herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek için fiziksel bir dalga ortamına ihtiyaç duymuyor ise Doppler Etkisi hesaplamalarında sadece dalga kaynağının ve gözlemcinin birbirine göre birim zamandaki konumlarının değerlendirilmesi yeterlidir. Göreli doppler olayı değişikliği olduğu frekansa ışık kaynağının göreceli hareketine göredir ve, Göreli Doppler etkisi relativistik olmayan farklı Doppler etkisi denklemleri dahil olarak zaman genişlemesi etkisini özel görelilik ve referans noktası olarak yayılma ortamı dahil değildir. Lorentz simetri gözlenen frekanslar için toplam farkı anlatır.

Emisyon teorisi, diğer adlarıyla emitör teorisi veya ışığın balistik teorisi 1887'deMichelson-Morley deneyinin sonuçlarını açıklayan, özel izafiyet teorisine rakip bir teoriydi. Emisyon teorileri ışık iletimi için belirli bir çerçevesi olmadığından izafiyet yasalarına uyar, fakat değişmezlik esasını uygulamak yerine ışığın kaynağına bağlı olarakc hızında yayıldığını söyler. Böylece emitör teorisi elektrodinamik ve mekaniği basit bit Newton teorisi ile kombine eder. Temel bilimsel görüşün dışında hala yanlıları olsa da, bu teori bilim adamlarının çoğunluğu tarafından kesinlikle gözden düşmüş sayılmaktadır.

Elektromanyetizma ve klasik optik konusundaki gelişmelerin kronolojisi.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik teorisi</span> zamanın göreceli olduğunu söyleyen teori

Görelilik teorisi, Albert Einstein'ın çalışmaları sonucu önerilen ve yayınlanan, özel görelilik ve genel görelilik adlarında birbirleriyle ilişkili iki teorisini kapsar. Özel görelilik, yer çekiminin yokluğunda tüm fiziksel fenomenler için geçerlidir. Genel görelilik, yer çekimi yasasını ve bu yasanın diğer doğa kuvvetleri ile ilişkisini açıklar. Astronomi de dahil olmak üzere kozmolojik ve astrofiziksel alem için geçerlidir.