
Tasavvuf veya Sûfîzm ya da Sûfîlik, İslam'ın iç veya mistik yüzü olarak tarif edilir. Ayrıca Sufizmin batıda yükseltilen içeriğinin "Budizm ve Taoizm gibi içeriksiz güzel yaşama tarzı" olarak yorumlanması da vardır.
Zekât, İslâm'ın beş şartından biridir. Terim olarak şeriatta "asli ihtiyaçlar" dışında nisab miktarı mala sahip olan ve bu sebeple zengin sayılan Müslüman'ın, bu zenginliği üzerinden bir tam yıl geçtiğinde dinî yükümlülük gereği zekât olarak vermesi gereken miktarın adıdır.

Şeriat, Kur'an âyetleri ile Muhammed'in söz ve fiillerinden oluşan naslardan alimler sınıfının (Fukaha) çıkarımları (istinbat) ile oluşturulan dinî kanunlar toplamıdır. İslam'da ibadetler, muameleler ve cezalarla ilgili tüm kavram ve kuralları kapsar. Tarihsel seyir içerisinde kanun ve kuralların teorik (usul) ve pratik uygulama (füru/fetva) çalışmaları ile ilgilenen ve isimleri öne çıkan kişiler adına belirli toplum ve devlet yönetimlerinin de tercihlerini yansıtan fıkıh mezhepleri ortaya çıkmış, ancak şeriat hiçbir zaman tek başına geçerli bir hukuk sistemi olmamış, Ömer veya Emevilerden itibaren "örfi hukuk" ile birlikte kullanılmıştır. Şeriat’ın "insanlar arası ilişkiler bölümü” 1850’lerden itibaren “İslam hukuku” olarak yeni bir isimle sunulmaya başlanır. İslam hukukunda yer yer modern hukukla benzer argümanlar kullanılmasına rağmen aralarında bir takım temel farklar vardır. İslam'da hukuki argümantasyon olarak -insanların birbirlerinin maddi ve manevi alanlarına girmelerini yasaklayan- hak ve -üst makamın alt grup insanlara dengeli davranmasını içeren- adalet kavramları ön plana çıkarılır. Buna göre amirler emirleri altında bulunan insanların gözetimi ve onlara karşı adaletli olmakla, yönetilenler ise onlara itaatle yükümlüdürler. Adaletten sapan amire itaat edilip edilmeyeceği tartışmalıdır. Ayrıca bu anlayışta insanlar Allah'ın kulları (İbadullah) olmakta, şeriat onlara karşı adaletli davranmayı gerektirse bile eşit davranmayı gerektirmemektedir. Şeriat ile modern hukuk arasındaki farklardan belki de en önemlisi, insanların eşit ve özgür bireyler oldukları temelinde geliştirilen modern hukuktaki insan hakları kavramına karşılık, şeriat anlayışında bireysel özgürlük kavramı bulunmamasıdır. Dinî edebiyat ve söylemlerde sıkça kullanılan özgür irade kavramı günlük yaşam tarzını seçebilmesinde değil, kader karşısında insanın uhrevi sorumluluğu bağlamındaki felsefi tartışmalarda görülür. Kur'an'da 30 ayette tekrarlanan ve İslamcılığın temel motivasyonlarından birisi olan “şeriatta kötü olarak tanımlanan durumlar için güç kullanımı kişilerin ev, elbise, beden ve ibadet–inanç gibi özel alanlarına girmeyi gerektirse bile bu kişilerin (kul) hakkına tecavüz olarak değerlendirilmez.
Kelâm ya da İlm-i Kelâm ; İslâm dininin akāid konularını irdeleyen ve tarihî olarak bu çerçevede gelişen dinî-felsefî teorilerle ilgilenen ilim dalı. Bu anlamda kelâm, imanla ilgili konu ve sorulara izâh ve ispat getirme amacıyla geliştirilen teolojik felsefenin adıdır.
Şer'ü men kablenâ veya Türkçe karşılığı ile Geçmiş şeriatler, bir İslâm hukuku terimidir.

Nisâ Suresi, Kur'an'ın dördüncü suresidir. Sure 176 ayetten oluşur.

Ahmed er-Rifâi, 12. yüzyılda yaşamış din bilgini ve Rufâilik tarikatının kurucusu.
Süluk, bir yola, bir mesleğe girmek demektir. Meslek aynı kökten gelir ve gidilen yol anlamına gelir. Yola girene salik denir. Özel manada seyri süluk, tasavvuf yolculuğu veya manevi yolculuk anlamına gelir.

Malezya'da İslam, Malezya nüfusunun yüzde 61,3'ünü oluşturmaktadır. Malezya'da en kalabalık etnik kitle ülke nüfusunun yüzde 50'sinden fazlasını oluşturan Malaylardır. Malaylar Müslüman olarak tanımlanmakta ve gruba kamu görevleri, iş dünyası ve eğitim alanında birçok ayrıcalık tanınmaktadır. Malaylar din değiştirmeleri halinde bu ayrıcalıklarını kaybetmektedirler. İkinci en büyük etnik grup ise yüzde 35'lik nüfus yoğunluğuna sahip olan Çinlilerdir. Çinlilerin tamamına yakınını Budistler oluşturmaktadır. İçlerinde Müslüman olanları da vardır. Malezya'da yüzde 5 oranında ise Cavalılar, Minangkabululular, Samalar, Melunlar ve Güney Asyalılar yaşar. Bunların büyük bir bölümü İslam dinine mensuptur.
Erenköy Cemaati, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde kurulan bir tarikattır. Nakşibendilik geleneği içinde olup esnaf ve işadamları kolu olarak bilinir. Üye sayısına göre bakıldığında büyümekte olan cemaatlerdendir.

Ahrar uş-Şam ya da tam adıyla Şam'ın Hürleri İslami Hareketi, Suriye'de 2011 yılında Halep'te kurulan ve Beşşar Esad yönetimine karşı savaşan muhalif gruptur. Merkezleri İdlib'dedir. 2011 yılından bu yana aktif faaliyet göstermektedir. Sünni ve Selefi mücahidlerden oluşmuştur.
Ensar el-Şeriat, Mali'nin kuzeyinde faaliyet gösteren radikal islamcı örgüt. Azavad bölgesinde aktif olarak var olan bu örgüt, 2012 Tuareg isyanı'nda da yer almıştır. Silahlarının büyük bir bölümü El-Kaide destekli olup; Yemen, Libya, Cezayir ve Mısır gibi Kuzey Afrika ülkelerinden gelmektedir. Selefiye mensubu ve Cihad yanlısı bir silahlı örgüttür.

Muhammed bin Hanefiyye Ali bin Ebî Tâlib'in Havlet bint Câ'fer isimli eşinden olan oğlu.

A'zez, Halep İli'ne bağlı bir yerleşim yeri. Şehirde yoğun olarak Sünni müslüman olan Araplar, Kürtler ve Türkmenler yaşamaktadır. Kent merkezi 50 bin, köyleriyle 100.000'e yakın nüfusu vardır. Suriye Geçici Hükümeti'nin de facto başkentidir.

Hafsa bint Ömer, İslam peygamberi Muhammed'in eşi ve ikinci İslam halifesi Ömer bin Hattab'ın kızıdır. Kocası Huneys bin Huzafe el-Ensari'nin 625'teki Uhud Muharebesi'nde ölmesi üzerine dul kalmış ve babası Ömer bin Hattab'ın girişimi ile İslam peygamberi Muhammed ile evlenmiştir.
Hamdullah (Ahmed) el-Ensârî, Sahabe-i Kiram’dan bir zattır. Medine’li olduğu için Ensârî adını almıştır. Eyüp Sultan ile birlikte Konstantinopolis’in kuşatmasına katılmış ve can vermiştir.

Ensar el-Şeria muhalif güçler tarafından Halep'in fethi operasyonu öncesi kurulmuş muhalif bir operasyon odasıdır.
Abbad bin Bişr, İslam peygamberi Muhammed'in sahabesi.

Ümmü’l-Benin diye meşhur olan Fatıma bint Hizam, Müminlerin Emiri Ali bin Ebu Talib’in eşidir. Ümmü’l-Benin, Şialar nezdinde saygınlığı ve ihtiramı yüksek olan bir hanımefendidir. Ümmü’l-Benin; Ebu’l-Fazlı’l Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman’ın annesidir. Bunların her dördü de Kerbela’da Aşura günü şehit olmuşlardır. Dört erkek çocuğun annesi olduğu için kendisine Ümmü’l-Benin denmiştir.

Ensar, Şanlıurfa ilinin Ceylanpınar ilçesine bağlı bir mahalledir.