İçeriğe atla

Efendiler götürsün

Efendiler Götürsün deyimi, eskiden beddua yerine kullanılan bir tabirdi. "Cenazeni hocalar alsın götürsün" demektir. Eskiden "efendiler" denince "alimler" kastedilirdi. Halk hürmet eseri olarak "hocalar" gibi bir tabir kullanmazdı.

Genellikle birisine seslenme sonrasında verilen; "-Efendim ?" cevabına karşılık hiddetle "Efendiler götürsün seni!" denirdi. "Öl de senden kurtulayım" demek olur.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Almanca</span> Batı Cermen dili

Almanca, Hint-Avrupa dil ailesine ait, ağırlıklı olarak Orta ve Batı Avrupa'da konuşulan bir Batı Cermen dili. Avrupa Birliği'nin resmî dillerinden biri ve en çok konuşulanıdır. Özellikle Almanya, Avusturya, Lihtenştayn, Lüksemburg, İsviçre'nin büyük bölümü, İtalya'nın Güney Tirol bölümü, Belçika'nın doğu kantonları, Polonya ve Romanya'nın kimi bölgeleri ve Fransa'nın Alsas-Loren bölgesinde konuşulmaktadır. Dünyanın yaygın lisanlarından biridir. Almanca içinde Fransız kelime kökenli sözcükler taşır.

<span class="mw-page-title-main">Sultan</span> İslam devletlerinde hükümdarlara verilen bir lakap

Sultan, tarihte pek çok farklı anlamda kullanılmış olan İslamî bir sıfattır. Sözcük olarak "güç", "otorite", "yönetici" anlamlarına gelir. Genelde bağımsızlığını ilan eden İslam hükümdarları tarafından kullanılmıştır.

Çevre sağlığı, bir canlının yaşamını sürdürmek amacıyla bulunduğu ortamda ihtiyaçlar piramidi içerisinde etkileşime girdiği her türlü faktörün istenmeyen etkilerinin tamamen engellenmesi, engellenemiyorsa zararlı etkilerinin azaltılması ve yasal düzenlemelerle sınırlandırılması, risk durumlarında gerek canlılar için güvenli ortamlar oluşturulması gerekse çevresel zararlıların kontrol altında tutulması amaçlı fikir ve faaliyetlerdir. Sağlık, bir canlının ruhen, bedenen ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olarak tanımlanmıştır. Çevre sağlığı tabirinde ise, özne çevre yerine varlığa yüklenerek onun, çevresel etkenlere karşı korunması hali ve çevresel etkenlerin ona entegre edilmesi tanımlanmaktadır. Demek ki çevre sağlığı; Varlığın, olumsuz olarak tarif edilen her türlü çevresel etkene karşı korunması ve onunla çevresel etkenleri belirlenen kriterlere uyumlu olarak bir arada tutma hizmetidir.

Müftü, il ve ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan, fetva verebilen görevli. Sadece İlahiyat Fakültesi mezunları müftü olabilir. Müftünün İslami ilimler yönünden kendini geliştirmiş olması gerekir.

<span class="mw-page-title-main">Cermen dilleri</span> Hint-Avrupa dil ailesine bağlı bir dil grubu

Cermen dilleri, Hint-Avrupa dil ailesine bağlı bir alt ailedir. Batı, doğu ve kuzey olmak üzere üç alt kola sahiptir; Almanca, Felemenkçe, İngilizce gibi diller batı koluna, İskandinav dilleri kuzey koluna, Gotça gibi diller ise günümüzde ölü olan doğu koluna aittir. Tüm Cermen dilleri Proto Cermence adlı proto dilden türemiştir.

<span class="mw-page-title-main">Nazar boncuğu</span> takıldığında nazar değmeyeceğine inanılan, göz şeklindeki boncuk, tılsım

Nazar boncuğu, insanı kem gözlerden koruduğuna inanılan boncuk. Tarih boyunca, çoğu kültürde ve dinsel inançta, göz figürü kötülükleri savan güçlü bir tılsım olarak kabul edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Kaşgar</span> Doğu Türkistanda bir şehir

Kaşgar, Çin'de Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin batısında yer alan tarihi bir vaha şehridir.

<span class="mw-page-title-main">Anu</span> Sümer tanrısı

Anu, Sümer mitolojisinde ve daha sonra Asur ve Babil mitolojilerinde, gökyüzü tanrısı, cennetin tanrısı, takımyıldızların efendisi, tanrıların kralı olarak adlandırılır ve göksel katmanların en üstünde oturur. Suç işleyenleri yargılayacak güce sahip olduğuna ve kötülükleri yok etmek için asker olarak yıldızlar yarattığına inanılırdı. Anunnakunun babasıdır. Sanat eserlerinde bazen çakal olarak resmedilir. Çoğu zaman onun simgesi olarak kullanılan taç bir çift sığır ya da boğa boynuzu ile resmedilir.

Avârız, Osmanlı Devleti zamanında olağanüstü hallerde halka yüklenen malî, aynî ve bedenî vergilerdi. Bu vergi hem Müslümanlardan hem de gayrimüslimlerden alınırdı. Fakat zamanla sürekli vergi hâline gelmiştir. Günümüz Türkiye'sindeki deprem vergileri aynen buna benzer.

<span class="mw-page-title-main">Yarkent İlçesi</span>

Yarkent İlçesi deniz'den yüksekliği 1189 metre yüksekte konumlanan Çin'de Sincan Uygur Özerk Bölgesinde bir nahiye düzeyine düşürülmüş bir şehirdir.

<span class="mw-page-title-main">Ayetullah</span>

Ayetullah, Şiilik'te özellikle Caferiliğinin başlıca ekolü olan Usulî kolunda kullanılan bir ünvandır.

<span class="mw-page-title-main">Zeki Kocamemi</span>

Ahmet Zeki Kocamemi, Türk ressam.

Tamer Tuna, Türk eski millî futbolcu ve teknik direktör.

<span class="mw-page-title-main">Irmak İyesi</span>

Irmak İyesi – Türk ve Altay inancında ırmağın koruyucu ruhu. Irmag (Yırmag) İyesi olarak da söylenir. Moğollar Mür (Mör) Ezen veya Müren (Mören) Ezen derler. Azeri dilinde Çay iyesi olarak da bilinir.

Tin – Türk ve Altay halk inancında Ruh. Tın olarak da söylenir. İnsan varlığının somutdışı ve nesnesel olmayan kısmı. Soyut varlık. Düşünsel ve duygusal yapı.

Mevlevî, mevlânâ, molla veya şeyh gibi Müslüman din alimlerine veya ulema'ya verilen İslami yüceltme ve tazim tabiridir.

<span class="mw-page-title-main">Satpanth</span>

Satpanth, başlangıçta Nizârîler ve İsmâ‘îlî sufiler tarafından, 700 yıl evvel Pir Sadr'ed-Dîn (d. 1290 - ö. 1367) sayesinde Hinduluk'tan dönerek oluşturdukları yeni imânî inançlarını belirtmek için kullanılmış olan bir Sanskrit deyimi.

<span class="mw-page-title-main">Geç Antik Çağ</span> Klasik Antikten Orta Çağa geçişi tanımlayan dönem

Geç Antik Çağ, Antik dönemden Erken Orta Çağ'a geçişi tanımlayan modern bir terimdir. Geç Antik Çağ tabiri kendisini literatürde ilk kez Max Weber ile bulmuş olsa da, tabir ilk kez 1853 yılında kültür tarihçisi Jacob Burckhardt tarafından kullanılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye'de radyo</span>

Türkiye'de radyo, Türkiye'de ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927'de yapıldı. İlk amatör radyo denemesi Fransız'ların hediye ettiği telsiz ile 19 Mart 1923 tarihinde denenmiş fakat bu deneme başarılı olmamıştır.

Hutuvat-ı Sitte, Said Nursî'nin 1920 yılında İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmesi üzerine, işgal kuvvetleri aleyhine kaleme aldığı bir risaledir.