İçeriğe atla

Duruma bağlı bellek

Duruma bağlı bellek veya duruma bağlı öğrenme, insanların fiziksel veya zihinsel durumlarının kodlama ve hatırlama zamanında aynı olması durumunda daha fazla bilgiyi hatırlamasıdır. Duruma bağlı bellek, hem sentetik bilinç durumları (psikoaktif ilaçların etkileri altında olduğu gibi) hem de ruh hali gibi organik bilinç durumlarında kullanımı açısından yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Duruma bağlı bellek, bağlama bağımlı belleğe oldukça benzer görünse de bağlama bağlı bellek, bireyin dış ortamını ve koşullarını (çalışma ve sınava girmek için kullanılan oda gibi) içerirken; duruma bağlı bellek, bireyin içsel belleği ve koşulları (madde kullanımı veya ruh hali gibi) için geçerlidir.

Araştırmanın tarihi

1784 yılında, Marquis de Puységur adlı bir Fransız aristokrat, insanların hipnotik duruma getirilip uyandıklarında, kendilerine söylenenleri hatırlamadıklarını fark etti. Ancak, hipnoza geri döndüklerinde hipnoz durumundayken olan her şeyi hatırlayabileceklerdi.[1]

1910'da Morton Prince uyandığımızda rüyalarımızı hatırlamakta güçlük çekmemizin sebebinin rüyaları hatırlayamamamız değil, rüyaların gerçek dünyadan farklı olmasından kaynaklandığını öne sürdü.[1]

1937'de, Illinois Üniversitesi'nde Edward Girden ve Elmer Culler, ilaç küresinin etkisi altındaki köpeklerde koşullu tepkiler üzerinde bir deney yaptı. Deneyde köpeklere, bir zil sesi duyduklarında patilerini yerden çekmeleri için koşullu bir kas tepkisi öğretildi. Zil sesine genellikle küçük bir elektrik çarpması eşlik etti ve bu da yanıtı motive etti. Tepkiyi ilk öğrendiklerinde, kürenin etkisi altında olan köpeklerin küre artık sistemlerinde olmadığı zaman zili duyunca patilerini çekmeyi hatırlama olasılıkları daha düşüktü. Onlara tekrar küre verildikten sonra yanıt geri döndü.[2] Bu sonuç, köpeklerin tepkileri hatırlama yeteneklerinin bilinç durumlarıyla bağlantılı olduğunu gösterdi. Girden ve Culler'in araştırması, bir organizmanın hafızayı kodlama yeteneği üzerindeki bilinç durumunun etkilerinin daha fazla araştırılması için kapıyı açtı.

Bu keşfin ardından diğer araştırmacılar, farklı koşulların yanıtları veya bilgileri öğrenme ve hatırlama yeteneği üzerindeki etkisini incelediler. 1964'te Donald Overton, Girden ve Culler'in 1937 deneyine doğrudan yanıt olarak bir çalışma yaptı. Çalışma, sodyum pentobarbitalin sıçanların öğretilen tepkileri öğrenme ve hatırlama yetenekleri üzerindeki etkilerini test etti. Bu sıçanlar madde verilen ve madde verilmeyen (kontrol grubu) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı ve daha sonra basit bir labirent içine yerleştirilerek elektrik çarpmasından kaçmaları öğretildi Overton, 25 mg sodyum pentobarbital uygulanan farelerin sonrasında ilaç verilmeden labirente yerleştirildiğinde uygun kaçış yanıtını hatırlayamadıklarını keşfetti. Bununla birlikte, aynı sıçanlar bir kez daha sodyum pentobarbital uygulanarak labirentin içine yerleştirildiğinde kendilerine öğretilen kaçış tepkisini hatırladılar. Benzer şekilde, Overton bir sıçana kontrol koşulu altında (sodyum pentobarbital uygulanmadığında) kaçış tepkisini öğrettiğinde ve sonrasında sıçanın ilaç verilerek öğrendiği tepkiyi uygulaması istendiğinde bu davranışı hatırlayamadığı gözlemlendi. Sonuçlar sıçanların hem sodyum pentobarbital maddesinin var olduğu durumda hem de kontrol durumunda, ilk öğrendikleri koşulla tepki koşulu aynı olduğunda cevapları daha etkili biçimde uyguladıklarını gösterdi. Bu fikirle ilgili olarak, çalışma "belirli bir ilacın etkisi altında öğrenilen bir tepki, daha sonra ancak o ilaç durumu eski haline getirildiğinde maksimum güçle yeniden ortaya çıkacaktır" dedi.[3]

1969'da Hoine, Bremer ve Stern iki ana bölümden oluşan bir test yaptılar. Katılımcılara çalışmaları için zaman verildi ve testten hemen önce 10 ons (295.74 ml) Votka tüketmeleri istendi. Ertesi gün aynı şeyi yaptılar, ancak bazıları alkol etkisindeyken diğerleri ise ayık kaldı. Sonuçlar, öğrencilerin alkol etkisinde olup olmamalarının sonuçları etkilemediğini, sonucu etkileyen etkenin çalıştıkları ve test edildiklerinde içinde bulundukları durumun aynı olup olmaması olduğunu ortaya koydu. Başka bir deyişle, okurken alkol etkisinde olan katılımcılar aynı durumda teste girmeleri durumunda daha yüksek sonuçlar elde ettiler. Çalıştıklarında ayık oldukları durumda ise, o zaman en iyi sonuçlarını ayıkken aldılar.[1]

Daha sonraki yıllarda, benzer çalışmalar öğrenmenin duruma bağlı olabileceğini doğruladı. 1971'de Terry Devietti ve Raymond Larson, hafızanın çeşitli seviyelerde elektrik çarpmasından nasıl etkilendiğini görmek için sıçanlarda benzer bir çalışma yaptılar. Elde ettikleri sonuçlar, farelerin öğrenilmiş bir yanıtı hatırlama yeteneklerinin durumlarından etkilendiği fikrini destekledi.[4] Bu fenomen otuz yıldan fazla bir süre sonra incelenmeye devam etti. 2004 yılında Mohammad-Reza Zarrindast ve Ameneh Rezayof, hafızanın ve öğrenmenin morfinden nasıl etkilendiğini görmek için fareler üzerinde çalıştı. Farelerin morfinin etkisi altında bir tepki öğrendiğinde, daha sonra bunu en verimli şekilde morfinin etkisi altında gerçekleştirdiklerini buldular. Fareler tepkiyi morfin olmadan öğrendiği zaman ise aynı şekilde ayıkken en iyi şekilde hatırladılar. Bununla birlikte, morfinin etkisi altında tepkinin öğretildiği fareler için ilaç bir kez etkisini yitirdikten sonra amnestik etkilere maruz kaldılar yani öğrenilen yanıtı artık hatırlayamıyorlardı.[5]

Bu çalışmaların her birinin sonuçları, duruma bağlı bir bellek olgusunun varlığına işaret etmektedir. Duruma bağlı belleğin veya duruma bağlı belleğin gerçekleşebileceği diğer durumların sonuçlarının daha fazla keşfedilmesi için konuyla ilgili araştırmalar günümüzde de yapılmaya devam ediyor.

1979'da Reus, Post ve Weingartner, bir kişi depresyondayken geçmişte mutlu oldukları bir zamanı düşünmenin neredeyse imkansız olduğunu buldular. Ne kadar uzun süre depresyonda kalırlarsa, görev o kadar imkansız hale gelmekteydi. Bunu, kişinin nasıl hissettiğini kontrol altına alan zihne bağladılar. Depresyondayken kişi sefaletten başka bir şey hissedemezdi, bu nedenle, depresyondan önceki ve sonraki yaşamları böyle olmalı.[1]

1999'da eş istismarı konusunda bir psikiyatri dergisi yayınlandı. Ana tartışma konusu, eşlerine şiddet uygulayan, hatta bazen onları öldüren ve sonrasında olayı hatırlamayan erkeklerdi. İlk başta sadece yalan oldukları düşünüldü, ancak daha sonraki bulgularla birçok hükümlünün de aynı şeyi söylediğini keşfettiler. Saldırıdan önceki ve sonraki zamanı hatırlarken, saldırı anını hatırlayamıyorlardı. Bir adam bunu, sanki bayılmış gibi her şeyin kırmızıya dönmesi olarak tanımladı. Bu dergide, duruma bağlı belleğin bu durumun sebebi olabileceği tartışıldı. Bu teorinin arkasındaki düşünce süreci, bireylerin sınırlı amnezi olarak bilinen şeyi deneyimlemesidir. Bu amnezi biçimi, unutulmuş bir olaya özgüdür. Buradaki fikir, kişinin kendi karakterinin dışına çıkabilecek kadar karşı tarafa kızması/sinirlenmesidir. Bu, kişinin hatırlamamayı seçmesine ve hafızasını kaybetmesine veya genellikle tüketilen alkole bağlanabilir.

2019'da, 18-24 yaşları arasındaki 100 üniversite çağındaki kadına alkolün geçmiş bir cinsel saldırıya (SA) ilişkin anıları üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu öğrenmek için günlük olarak anketler verildi. Kadınların bir kısmı saldırı sırasında alkol etkisindeyken diğer yarısı değildi. Saldırılar sırasında alkol etkisinde olan kadınlar, cinsel tacizin müdahaleci düşüncelerini ve geri dönüşlerini yaşayacaklardı. Oysa saldırı sırasında sarhoş olmayan kadınlar, normalden daha fazla geri dönüş veya müdahaleci düşünce yaşamadı. Alkolün unutmaya atfedilmesi yaygındır, ancak kodlamanın özellikle alkolün etkisi altındayken gerçekleşmesi hafızayı daha canlı hale getirebilir.[6]

Biyolojik fonksiyonlar ve açıklayıcı mekanizmalar

Duruma bağlı bellek, temel olarak beyindeki belirli bir sinaptik yolun güçlendirilmesinin ürünüdür.[7] Nöral sinaps, kimyasal sinyallerin bir nörondan diğerine geçmesine izin veren beyin hücreleri veya nöronlar arasındaki boşluktur. Nörotransmitter adı verilen kimyasallar bir hücreden ayrılır, sinaps boyunca hareket eder ve bir sonraki nöron tarafından bir nörotransmitter reseptörü aracılığıyla alınır. Bu, iki nöron arasında sinir yolu adı verilen bir bağlantı oluşturur. Bellek, bir nöronu diğeriyle ilişkilendiren bu nöral yolların güçlendirilmesine dayanır. Bir şey öğrendiğimizde, beyindeki nöronlar arasında kimyasal sinyaller aracılığıyla iletişim kuran yeni yollar oluşur. Bu hücreler, beyindeki belirli kimyasal koşullar altında belirli sinyaller gönderme geçmişine sahipse, benzer koşullar altında en etkili şekilde çalışmak üzere hazırlanırlar.[7] Duruma bağlı bellek, beyin belirli bir kimyasal durumdayken yeni bir nöral bağlantı yapıldığında gerçekleşir - örneğin, DEHB'li bir çocuk uyarıcı ilaç kullanırken çarpım tablosunu öğrenir. Beyin uyarıcı ilaçlardan kimyasal olarak etkilenirken, beyinleri çarpım tablosuyla ilgili bu yeni bağlantıları yarattığı için, öğrenilenleri gelecekte en iyi şekilde beyinde aynı düzeyde ilaç bulunduğunda hatırlayacaklardır.

Duruma bağlı belleğin varlığına dair güçlü kanıtlar olsa da, bu durumun avantajının ne olabileceği daha az nettir. 2006 yılında, araştırmacı Lorena Pomplio ve ekibi, omurgasızlarda, özellikle çekirgelerde duruma bağlı belleğin varlığını araştırırken bu soruyu ele aldı. Bu noktaya kadar sadece omurgalılar duruma bağlı belleği incelemek için kullanılmıştı. Bu çalışma, özellikle düşük veya yüksek besin alımı koşulları ile ilgili olarak, omurgasızların gerçekten de fenomeni deneyimlediğini buldu. Pomplio ve ekibi (2006), bulgularının, böylesine geniş bir tür çeşitliliğinde varlığını açıklayan duruma bağlı öğrenmenin potansiyel bir "uyarlanabilme avantajı" gösterdiği sonucuna varmıştır. Duruma bağlı bellek, organizmanın benzer bir durumda olduğu başka bir zamanı hatırlatır ve bu da şimdiki zamanda aldıkları kararlar hakkında bilgi verir. Çekirgeler için, düşük beslenme durumları, daha önce deneyimlenmiş benzer baskı durumlarıyla bilişsel bağlantılar kurdu ve böcekleri önceki koşullarda düşük beslenmeyle karşılaştıklarında aldıkları kararları vermeye itti. Makale, bir organizmanın her seçeneği dikkatli bir şekilde işlemek için zamanı veya sinirsel yeteneği olmadığında, bu fenomenin hızlı kararların alınmasına olanak tanıdığını ileri sürüyor.[8]

Maddeler

Araştırmalar, duruma bağlı bellekte çok sayıda maddenin rol oynadığına dair kanıtlar göstermiştir. Örneğin, Ritalin gibi uyarıcılar, hiperaktif bozukluğu olan çocuklarda duruma bağlı bellek etkisi meydana getirebilir.[9] İlaveten, morfin, kafein ve alkol gibi diğer maddelerle ilgili olarak da duruma bağlı bellek etkileri bulunmuştur.[5][10][11]

Alkolün etkileri üzerine önemli miktarda araştırma yapılmıştır.[11] Duruma bağlı belleğin çok net bir açıklaması John Elliotson'ın İnsan Fizyolojisi (1835) 'nde bulunur:

"Dr. Abel," diye anlatıyordu Bay Combe [muhtemelen George Combe ], "bir depoya giden İrlandalı bir hamalla ilgili olarak. Adam ayık olduğunda sarhoşken ne yaptığını hatıramıyor ama sarhoşken, eski sarhoşluk halinde olanları aklına getirebiliyordu. Bir keresinde sarhoşken değerli bir koliyi kaybetmişti ve ayık olduğu anlarda bunun hesabını verememişti. Bir dahaki sefere sarhoş olduğunda, paketi bir evde bıraktığını ve üzerinde adres bulunmadığını, orada güvenli bir şekilde kaldığını ve çağrıldığını hatırladı. Bu adamın iki ruhu olmalı, biri ayık hali için, diğeri sarhoş kendisi için."[12]

Araştırmalar, bireylerin yeniden ayık olduklarında sarhoş olduklarında öğrendikleri bilgileri hatırlama olasılıklarının daha düşük olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, sarhoşken öğrenilen bilgiler veya oluşturulan anılar, kişi benzer bir sarhoşluk durumundayken en etkili şekilde geri çağrılır.[11][13]

Alkolizm, duruma bağlı belleği de geliştirebilir. Araştırmacılar, hem alkolik hem de alkolik olmayan denekler üzerinde alkolün duruma bağlı bellek etkilerini karşılaştıran bir çalışmada, alkolik deneklerin hatırlama ve serbest çağrışım görevlerinde duruma bağlı bellek için daha büyük etkiler gösterdiğini buldular . Bunun nedeni, alkolün daha iyi çağrışımlar oluşturması değil, alkolizmi olan kişinin yaşamının daha büyük bir bölümünü alkolün etkisi altında yaşamasıdır.[13] Bu durum, bilişte değişikliklere neden olur ve bu nedenle alkolik kişi içki içtiğinde, sarhoşluk beynini benzer durumlarda yapılan belirli çağrışımlara hazırlar. Esasen, alkoliklerin sarhoş ve ayık halleri, aslında, vücudu bu kadar büyük miktarda maddeyi işlemeye alışık olmayan alkolik olmayan kişinin sarhoş ve ayık hallerinden farklıdır.[13] Bu nedenle, kronik içiciler için sarhoşken duruma bağlı belleğin, sık içmeyenlere göre biraz daha büyük etkileri olduğunu görüyoruz.[13]

Buna karşılık, çalışmalar, kafeinin duruma bağlı bellek üzerindeki etkilerinin olmadığını göstermektedir. Bir kelime listesini ezberlerken içecek veya kafeinli kahve tüketmeyen ve daha sonra hatırlama sırasında aynı muameleye tabi tutulan denekler ile, her iki grubun da ezberlenen kelime listesini hatırlama yeteneği arasında belirgin bir fark yoktu.[14]

Esrarın etkileri, bireyin kodlama ve/veya hatırlama sırasında içinde bulunduğu durumdan bağımsız olarak bilgiyi hatırlama bilişsel yeteneği ile ilgili net olmayan sonuçlar göstermiştir. Bir çalışmada, farklı seviyelerde THC maruziyeti olan çok sayıda süjeye bu bileşiğin bir dozu verildi ve hafıza işleviyle ilgili görevleri yerine getirmeleri istendi. Nihai sonuçlar, esrar ve duruma bağlı hafıza hakkında güçlü bir tartışma yapmak için yeterli kanıt üretemedi.[15]

Ruh hali

Yıllar boyunca, sarhoş insanların, sarhoş olduklarında ne yaptıklarını hatırlamadıkları, çünkü bir öfori halinde oldukları varsayılmıştır. Oysa günlük yaşamda ortalama bir insan o kadar mutlu değildir. Tekrar sarhoş olana ve o yüksek ruh haline ulaşana kadar, birkaç gece önce yaptıklarını bir araya getirmeye başlayamazlar.

Ruh halinden etkilenen duruma bağlı bellek, psikolojik alanda bazı tartışmaların konusu olmuştur. Araştırmalar, bellekte duygudurum bağımlılığının varlığına dair kanıtlar gösteriyor gibi görünse de, daha sonra araştırmacılar, sonuçların aslında kişinin durumuyla ilgili daha fazla bilgiyi hatırladığı bir fenomen olan duygudurum uyumlu belleğin sonucu olduğunu öne sürdüklerinde bu soru gündeme geldi.[16] Örneğin, nezle olduğu sırada bir kelime listesi öğrenmesi istenen bir kişi, daha sonra öğrendiği kelimeleri hatırlaması istendiğinde, hastalığıyla ilgili "doku" veya "tıkanıklık" gibi daha fazla kelime hatırlayabilir. Araştırmacılar o zamandan beri ruh haline bağlı bellek hakkındaki gerçeği ortaya çıkarmak için deneyler yapıyorlar, ancak bu tür çalışmalarda güvenilmezliği tamamen ortadan kaldırmak zor.

Bazı araştırmalar, özellikle de depresyon ve mani olmak üzere, zaman içinde genellikle duygudurum uç noktaları arasında bocalayan bipolar bozukluğu olan bireylerde, duyguduruma bağlı belleğin varlığını araştırmıştır. 1977'de, bipolar bozukluğu olan bireylerin, sözel çağrışımlar öğrenildiğindeki durumlarına benzer bir ruh hali içinde olduklarında, sözel çağrışım testinde daha iyi performans gösterdikleri bulunmuştur.[17] 2011'deki daha yakın tarihli bir çalışma, benzer şekilde bipolar bozukluğu olan bir grup bireyi inceledi ve görsel bir görevde (mürekkep lekelerinin tanınması) duyguduruma bağlı hafıza için kanıt buldu. Deneklerin, bu mürekkep lekelerini ilk gördükleri zamanki ruh hali durumunda olduklarında, bu mürekkep lekelerini daha iyi hatırladıkları gözlemlendi. Ancak, araştırmacılar sözel görevler için benzer bir etki bulamadılar.[18] İki çalışma, sözel hatırlama görevleriyle ilgili olarak ruh halinin etkileri konusunda hemfikir olmadığından, hem sözel hem de görsel hatırlama görevlerinde duyguduruma bağlı belleğin varlığını açıklığa kavuşturmak için ve diğer duygudurum bozukluklarından muzdarip olanlarda veya herhangi bir duygudurum bozukluğu olmayan kişilerde duyguduruma bağlı belleği anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

1979'da Jonah adında Çoklu Kişilik Bozukluğu olan bir adam üzerinde bir araştırma yapıldı. Çeşitli konularda bir dizi soru sorulmasına rağmen, kişisel ve duygusal sorular sorulana kadar alternatif kişilikleri ortaya çıkmadı. Her "kişilik" bir diğerinden tamamen farklı görünüyordu. Çalışma bittiğinde ve Jonah'a önceki gün ne hatırladığı sorulduğunda, alternatif kişilikleri ortaya çıkmadan ve duygusal olarak doymuş sorular sorulmadan yalnızca kendisine sorulan soruları hatırlayabiliyordu. Çoklu kişilik bozukluğu, basit duruma bağlı bellek dışında çok karmaşık bir konu olsa da, her bir kişiliğin deneyimlediği değişen bellek düzeylerinin duyguduruma bağlı bellekle bir ilişkisi olması olasıdır.[19]

Ağrı

Bir deneyde, deneklerden bir kelime listesini ezberlemeleri istendi (bazı kelimeler ağrıyla ilgiliyken diğerleri değildi), sonra ellerini ya ılık ya da buz gibi soğuk suya batırdılar. Listeyi ezberledikten sonra ellerini buzlu suya sokmanın acısını yaşayan denekler, ağrı ile ilgili kelimeleri ılık sudaki deneklere göre daha iyi hatırladıklarını gösterdiler (ancak ılık su grubunun listeden daha fazla kelime hatırladığını belirtmekte fayda var). Bu, ağrı durumuna maruz kalan deneklerin böyle bir durumla ilgili ezberlenmiş kelimeleri daha iyi hatırlayabildikleri için duruma bağlı öğrenme ve belleğin nasıl gözlemlendiğinin bir örneğidir.[20]

Ağrı ve travma ile örtüşen duruma bağlı belleğin, dissosiyatif amnezi veya normalde unutulmayacak kişisel bilgileri hatırlayamama gibi olumsuz bilişsel sonuçlara yol açabileceği varsayılmaktadır. Ağrılı bir anın yanlış yorumlanması veya zaman geçtikçe ayrılmasına izin verilmemesi durumunda bu bozukluğun ortaya çıktığı düşünülmektedir. Ayrıca, bu bellek yetersizliği seviyesinin, normal bilinçli deneyimlerin kodlanmasının yanı sıra travma giderme mekanizmalarının yeterli entegrasyonunu engelleyen aşırı strese atfedildiği de teorize edilmiştir. Ayrıca, böyle bir travmatik anıyı tam olarak hatırlayamamak, ancak yine de travmadan tam olarak etkilenmek, bireylerin bilişsel otobiyografik bellekte büyük boşluklar yaşamasına yol açan yoğun bellek başarısızlığına neden olabilecek bir tür bilişsel kötüleme yaşamalarına neden olur. Dissosiyatif amnezi ve duruma bağlı bellek ile ilgili diğer olumsuz sonuçlar şunları içerir: kaygı, depresyon, sosyal işlev bozukluğu ve psikoz. Evi yanan altmış yaşındaki bir adam üzerinde yapılan bir araştırma bu etkileri gösterdi. Bir dizi tedavi edici seanstan sonra, hasta ev yangınını ima eden geri getirme ipuçları verildiğinde epilepsi atakları yaşadı ve sıkıntılı duygularını iletti.[21]

Dahili durumu yeniden oluşturma

Araştırmalar, kodlama esnasında sahip olduğunuz aynı içsel durumu basitçe yaratmanın, bir geri alma ipucu olarak hizmet etmek için yeterli olduğunu göstermiştir.[22]  Bu nedenle, kendinizi kodlama sırasında bulunduğunuz zihniyete sokmak, aynı durumda olmanın hatırlamaya yardımcı olması gibi hatırlamaya yardımcı olacaktır. Bağlamın eski haline getirilmesi olarak adlandırılan bu etki, Fisher ve Craik (1977) tarafından, geri alma ipuçlarını bilginin belleğe alınma şekliyle eşleştirdiklerinde gösterildi.[23]

Etkileri

Duruma bağlı belleğin, günlük hayatımızda rol oynayabilecek yaygın etkileri vardır.[7][8][9][10][16] Örneğin, duruma bağlılık, bir testteki veya bir iş görüşmesindeki performansı etkileyebilir. Veyahut, duruma bağlı bellek araba anahtarlarınızı bıraktığınız yer ile ilişkili bir bellek durumunu da etkileyebilir. Bununla birlikte, duruma bağlı bellek öğrenme güçlüğü olan insanların okul performansını artırmak veya terapinin verimi için de kullanılabilir.[9][10]

Duruma bağlı belleğin psikolojik tedavinin verimi üzerinde etkileri vardır. Bireyin durumunun (kullanılan maddeleri de göz önünde tutarak) psikolojik tedavinin verimini etkileyebileceği fikrine ilişkin kanıtlar da bulunmuştur.[10] Çalışmada, hastalar, bilinç durumlarında tutarlı olduklarında, tedavi seansları ilerledikçe maruz kalma tedavisine daha iyi yanıt verdikleri görülmüştür. Bu çalışma, vücut sistemlerinde her seansta benzer düzeyde kafein bulunan veya düzenli olarak vücut sistemlerinde kafein bulundurmayan hastaların, bir tedavi seansından diğerine her seansta vücudunda farklı derecede kafein etkisi bulunan hastalara göre daha az fobi nüksetmesi ile daha fazla iyileşme oranları sergilediklerini bulmuştur.[10] Bu sonuçlar, duruma bağlı öğrenmenin psikolojik tedavi görenlerin yararına kullanılabileceğini göstermektedir. Seanslar sırasında bilinç durumlarında tutarlı kalarak, hastalar tedavinin başarı olasılığını artırabilir ve nüksetme olasılığını azaltabilir. Gelecekte bu türdeki bilimsel araştırmalar, psikolojik tedavi sırasında hasta performansı üzerinde benzer etkiler için kafein dışındaki maddeleri de test edebilir.

Hiperaktivitesi olan çocuklarda, genellikle DEHB semptomlarının tedavisi için reçete edilen ve daha yaygın olarak Ritalin veya Concerta olarak bilinen bir ilaç olan metilfenidat alan çocuklarda, duruma bağlı öğrenmeye ilişkin kanıtlar bulunmuştur.[9] Öğrenme dönemleri sırasında bu ilacı alan hiperaktif çocuklar, metilfenidat kullanımlarını izleyen dönemlerde bu bilgileri daha iyi korumuşlardır ve bu, hiperaktif bozukluk tanısı konan çocuklarda öğrenmeyi kolaylaştırmada metilfenidatın etkinliğini göstermiştir.[9] Bununla birlikte, uyarıcı ilaçların bu duruma bağlı öğrenme etkisi, yalnızca hiperaktivite teşhisi konan çocuklar için geçerlidir. Hiperaktivite teşhisi konmayan çocuklar, metilfenidat veya pemolin gibi uyarıcıların kullanımına bağlı olarak bilgiyi koruma oranlarında herhangi bir değişiklik göstermezler.[9][24] Bu çalışmalar, hiperaktif bozukluğu olan bireyler için uyarıcı ilaç tedavisini meşru ve geçerli kılmaktadır. Sonuçlar, bu ilaçların kullanımı ile değişen ve üretilen bilinç durumunun, ilaçlar düzenli bir şekilde kullanıldığında hiperaktif bozukluğu olan kişilerde bilişsel odaklanmayı geliştirdiğini göstermektedir.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ a b c d Varieties of memory and consciousness : essays in honour of Endel Tulving. Endel Tulving, Henry L., III Roediger, Fergus I. M. Craik. Hillsdale, N.J.: L. Erlbaum Associates. 1989. ISBN 0-89859-935-0. OCLC 18960952. 
  2. ^ Girden, Edward; Culler, Elmer (Nisan 1937). "Conditioned responses in curarized striate muscle in dogs". Journal of Comparative Psychology. 23 (2): 261-274. doi:10.1037/h0058634. ISSN 0093-4127. 
  3. ^ Overton, Donald A. (1964). "Statedependent or "dissociated" learning produced with pentobarbital". Journal of Comparative and Physiological Psychology. 57 (1): 3-12. doi:10.1037/h0048023. ISSN 0021-9940. 
  4. ^ DeVietti, Terry L.; Larson, Raymond C. (1971). "ECS effects: Evidence supporting state-dependent learning in rats". Journal of Comparative and Physiological Psychology. 74 (3): 407-415. doi:10.1037/h0030564. ISSN 0021-9940. 
  5. ^ a b Zarrindast, Mohammad-Reza; Rezayof, Ameneh (Ağustos 2004). "Morphine state-dependent learning: sensitization and interactions with dopamine receptors". European Journal of Pharmacology. 497 (2): 197-204. doi:10.1016/j.ejphar.2004.06.041. ISSN 0014-2999. 
  6. ^ Jaffe, Anna E.; Blayney, Jessica A.; Bedard-Gilligan, Michele; Kaysen, Debra (31 Aralık 2019). "Are trauma memories state-dependent? Intrusive memories following alcohol-involved sexual assault". European Journal of Psychotraumatology (İngilizce). 10 (1): 1634939. doi:10.1080/20008198.2019.1634939. ISSN 2000-8198. 
  7. ^ a b c Byrne, JH; Kandel, ER (15 Ocak 1996). "Presynaptic facilitation revisited: state and time dependence". The Journal of Neuroscience. 16 (2): 425-435. doi:10.1523/jneurosci.16-02-00425.1996. ISSN 0270-6474. 
  8. ^ a b Pompilio, Lorena; Kacelnik, Alex; Behmer, Spencer T. (17 Mart 2006). "State-Dependent Learned Valuation Drives Choice in an Invertebrate". Science. 311 (5767): 1613-1615. doi:10.1126/science.1123924. ISSN 0036-8075. 
  9. ^ a b c d e f Swanson, James M.; Kinsbourne, Marcel (25 Haziran 1976). "Stimulant-Related State-Dependent Learning in Hyperactive Children". Science. 192 (4246): 1354-1357. doi:10.1126/science.1273596. ISSN 0036-8075. 
  10. ^ a b c d e Mystkowski, Jayson L.; Mineka, Susan; Vernon, Laura L.; Zinbarg, Richard E. (2003). "Changes in caffeine states enhance return of fear in spider phobia". Journal of Consulting and Clinical Psychology. 71 (2): 243-250. doi:10.1037/0022-006x.71.2.243. ISSN 1939-2117. 
  11. ^ a b c Weingartner, Herbert; Adefris, Wolansa; Eich, James E.; Murphy, Dennis L. (1976). "Encoding-imagery specificity in alcohol state-dependent learning". Journal of Experimental Psychology: Human Learning and Memory. 2 (1): 83-87. doi:10.1037/0278-7393.2.1.83. ISSN 0096-1515. 
  12. ^ Elliotson, John; Blumenbach, Johann Friedrich (1835). Human physiology. Londra: Longman, Orme, Browne, Green, and Longmans. 
  13. ^ a b c d WEINGARTNER, HERBERT; FAILLACE, LOUIS A. (Aralık 1971). "ALCOHOL STATE-DEPENDENT LEARNING IN MAN". The Journal of Nervous and Mental Disease. 153 (6): 395-406. doi:10.1097/00005053-197112000-00003. ISSN 0022-3018. 
  14. ^ Herz, Rachel S. (Eylül 1999). "Caffeine effects on mood and memory". Behaviour Research and Therapy. 37 (9): 869-879. doi:10.1016/s0005-7967(98)00190-9. ISSN 0005-7967. 
  15. ^ Bhattacharyya, Sagnik; Schoeler, Tabea (Ocak 2013). "The effect of cannabis use on memory function: an update". Substance Abuse and Rehabilitation: 11. doi:10.2147/sar.s25869. ISSN 1179-8467. 
  16. ^ a b Eich, Eric (Mart 1995). "Searching for Mood Dependent Memory". Psychological Science. 6 (2): 67-75. doi:10.1111/j.1467-9280.1995.tb00309.x. ISSN 0956-7976. 
  17. ^ Weingartner, Herbert; Miller, Halbert; Murphy, Dennis L. (Haziran 1977). "Mood-state-dependent retrieval of verbal associations". Journal of Abnormal Psychology. 86 (3): 276-284. doi:10.1037/0021-843x.86.3.276. ISSN 1939-1846. 
  18. ^ Nutt, Rachel M.; Lam, Dominic (31 Ağustos 2011). "A Comparison of Mood-Dependent Memory in Bipolar Disorder and Normal Controls". Clinical Psychology & Psychotherapy. 18 (5): 379-386. doi:10.1002/cpp.778. ISSN 1063-3995. 
  19. ^ Sutker, Patricia B.; Adams, Henry E., (Ed.) (2001). "Comprehensive Handbook of Psychopathology". doi:10.1007/b107807. 
  20. ^ Pearce, S. A.; Isherwood, S.; Hrouda, D.; Richardson, P. H.; Erskine, A.; Skinner, J. (Kasım 1990). "Memory and pain: tests of mood congruity and state dependent learning in experimentally induced and clinical pain". Pain. 43 (2): 187-193. doi:10.1016/0304-3959(90)91072-q. ISSN 0304-3959. 
  21. ^ Radulovic, Jelena; Lee, Royce; Ortony, Andrew (2018). "State-Dependent Memory: Neurobiological Advances and Prospects for Translation to Dissociative Amnesia". Frontiers in Behavioral Neuroscience. 12. doi:10.3389/fnbeh.2018.00259. ISSN 1662-5153. PMC 6220081 $2. PMID 30429781. 
  22. ^ Smith, Steven M. (1979). "Remembering in and out of context". Journal of Experimental Psychology: Human Learning & Memory. 5 (5): 460-471. doi:10.1037/0278-7393.5.5.460. ISSN 0096-1515. 
  23. ^ Fisher, Ronald P.; Craik, Fergus I. M. (Kasım 1977). "Interaction between encoding and retrieval operations in cued recall". Journal of Experimental Psychology: Human Learning and Memory. 3 (6): 701-711. doi:10.1037/0278-7393.3.6.701. ISSN 0096-1515. 
  24. ^ Stephens, Robert S.; Pelham, William E.; Skinner, Richard (1984). "State-dependent and main effects of methylphenidate and pemoline on paired-associate learning and spelling in hyperactive children". Journal of Consulting and Clinical Psychology. 52 (1): 104-113. doi:10.1037/0022-006x.52.1.104. ISSN 1939-2117. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Bellek ya da hafıza, yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücüdür.

Kısa süreli bellek, kısa bir süre için aktif, hazır bir durumda az miktarda bilgiyi işlemeden akılda tutma yetisidir. Örneğin, kısa süreli bellek, kısa bir süre önce söylenen bir telefon numarasını hatırlamak için kullanılabilir. Kısa süreli hafızanın süresinin saniyeler düzeyinde olduğuna inanılmaktadır. En çok bahsedilen kapasite, Miller'ın kendisinin figürün "bir şakadan biraz daha fazlası" olarak tasarlandığını belirtmesine rağmen, Büyülü Sayı Yedi, Artı veya Eksi İki' dir ve Cowan'ın (2001) daha gerçekçi bir figürün 4 ± 1 birim olduğuna dair kanıt sağlamıştır. Buna karşılık, uzun süreli bellek bilgileri süresiz olarak tutabilir.

Uzun süreli bellek ya da Uzun dönemli hafıza, iki depolama hafıza modeli teorisinin bir parçası olarak, öğeler arasındaki ilişkilerin depolandığı bellektir. Teoriye göre uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten farklı işlevlere sahiptir. Bu da kısa süreli belleğin 20 ila 30 saniye içerisindeki bilgileri çağırmasından farklı olarak, depolanmış bilgileri uzun sürelerde tekrar, tekrar çağırabilmesidir. Bu iki bellek arasında bir fark görünmüyor gibi olsa da, her ikisi bilgiyi farklı yer ve alanlarda depolamaları bağlamında modelleri farklıdır.

Çocukluk amnezisi aynı zamanda bebeklik amnezisi yani unutkanlık olarak da bilinir. Yetişkinlerin 2-4 yaşına kadar olan dönemde olaysal belleklerinde bulunan belirli anılarının zamanını, mekânını, yaşadığı duyguyu ve kimle, nasıl, nerede olduğunu hatırlayamamalarıdır. Bunun yanı sıra 10 yaşından önceki süreçte de olması gerekenden daha az anıya sahip olmaları beklenir. Aynı zamanda bilişsel benlik gelişiminin de kodlama ve ilk anıların saklanması üzerinde etkisi olduğu düşünülür. Araştırmalara göre çocuklar 1 yaşından önce oluşan anılarını hatırlayabilir fakat büyüdükçe ve yaşlanmaya başladıkça bu anıların hatırlanma oranı azalmaya başlar. Çocukluk amnezisi psikologlar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre ilk anıların hatırlanmaya başlandığı 2-8 yaş aralığında oluşan anıları kodlama, saklama ve geri alma sırasında oluşan değişikliklerin çocukluk amnezisi için çok önemli olduğu düşünülür. Bu bellek yitiminin nedenleri konusunda başlıca üç teori ortaya atılmıştır. Psikanalistler bunun bastırmadan kaynaklandığını ileri sürerken; bilişsel psikologlar dilin gelişmesiyle birlikte bellek kodlamada ortaya çıkan değişikliklerin bu ilk anıların bellek izlerini canlandırmayı imkânsız kıldığını; nöro-psikologlar ise uzun süreli bellek için gerekli sinir mekanizmalarının bu ilk yıllarda işlevsel anlamda yeterince olgunlaşmamış olabileceğini savunmaktadır. Çocukluk amnezisi özellikle sahte anı durumlarında ve beynin erken yaşlardaki gelişimi açısından dikkate alınmalıdır. Çocukluk amnezisi için önerilen açıklamalar Freud’un delillerle desteklenmeyen ve genellikle güvenilmeyen travma teorisi, nörolojik gelişim, bilişsel benlik gelişimi, duygu gelişimi ve dil gelişimidir.

Sahte anı, bir insanın olmamış bir anıyı anımsamasıyla meydana gelen psikolojik bir olaydır. Sahte anı genelde, çocukluktaki cinsel istismarlar ile ilgili adli durumlarda göz önüne alınır. Sahte anı, ilk olarak psikoloji öncülerinden Pierre Janet ve Sigmund Freud tarafından araştırıldı. Freud bastırılmış cinsel çocukluk anıları konusundan ‘Histeri ile Mücadele’ kitabında bahsetmiştir. Elizabeth Loftus, 1974’teki ilk araştırma projesinden beri, hafıza kurtarımı ve sahte anı alanlarında öne çıkmıştır. Sahte anı sendromu, sahte anıyı insanların düşüncesini ve günlük yaşamını etkileyen ve hayatlarında çok yaygın olarak yaşadıkları bir durum olarak tanımlar. Sahte anı sendromu, sahte anıdan bazı yönlerden ayrılır. Sendrom kişinin hayatındaki yöneliminde oldukça etkiliyken; sahte anı bu önemli etki olmadan da meydana gelebilir. İnsanlar etkileyici anılarının doğru olduğunu düşündüklerinden bu sendrom etkisini gösterir. Ancak, sendrom ile ilgili araştırmalar tartışmalı ve bu yüzden sahte anı sendromu ruhsal bozukluk kategorisinden, dolayısıyla Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ndan çıkarılmıştır. Sahte anı, psikolojik araştırmaların önemli bir parçasıdır çünkü çok fazla ruhsal bozukluk ile bağlantılıdır.

Ara verme etkisi öğrenmenin zamana yayıldığında daha iyi olması, sıkıştırılmış tekrarlama yerine aralıklı tekrarlamanın tercih edilmesidir. Pratik olarak bu etki "tıkınma" denebilecek sınav gecesi çalışmasının uzun bir zaman çerçevesinde aralıklı çalışmak kadar etkili olmayacağını öne sürer. Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.

Hafıza güçlendirme ilk ediniminden sonra bazı bilgilerin hafızaya yerleşmesi için sürdürülen sürecin bütünüdür. Hafıza izi, bir şeyin ezberlenmesi sonucu sinir sisteminde meydana gelen değişikliktir. Hafızanın sağlamlaşması iki özel sürece ayrılır. Geç faz uzun vadeli güçlenmeye karşılık geldiği düşünülen ilk sinaptik güçlendirme, öğrenmeden sonraki ilk birkaç saatte sinaptik bağlantılarda ve sinir devrelerinde küçük ölçekte olur.

Baddeley'in Çalışma Belleği Modeli, Alan Baddeley ve Graham Hitch tarafından 1974'te ileri sürülen, daha kesin bir birincil bellek modeli sunmak amacıyla önerilen bir insan belleği modelidir. Çalışma belleği, birincil belleği tek bir birleşik yapı olarak düşünmek yerine birden çok bileşene böler.

<span class="mw-page-title-main">Seri konum etkisi</span>

Seri konum etkisi, bir kişinin, bir serideki ilk ve son ögeleri en iyi; ortanca ögeleri en kötü hatırlama eğilimidir. Bu terim, Hermann Ebbinghaus tarafından kendi üzerine yaptığı çalışmalar ile oluşturulmuştur ve bu terim, hatırlama doğruluğunun, bir ögenin bir çalışma listesindeki konumunun bir fonksiyonu olarak değiştiği bulgusuna değinmektedir. Sırası fark etmeksizin listedeki ögelerin hatırlanması istenildiğinde, insanlar listenin sonundaki ögeleri hatırlamaya başlama eğilimindedir ve bu ögeleri en iyi şekilde hatırlarlar. Daha önceki liste ögeleri arasında, ilk birkaç öge, orta ögelerden daha sık hatırlanır.

Epizodik bellek, açıkça belirtilebilen veya bir araya getirilebilen günlük olayların hafızasıdır. Belirli zamanlarda ve yerlerde meydana gelen geçmiş kişisel deneyimlerin toplanmasıdır; örneğin, kişinin 7. doğum günündeki parti gibi. Semantik bellek ile birlikte, uzun süreli hafızanın iki ana bölümünden biri olan açık belleği oluşturur(diğeri örtük bellek).

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

Serbest hatırlama, belleğin psikolojik açıdan çalışılmasında kullanılan temel bir paradigmadır. Bu modelde, katılımcılar her bir denemedeki ögelerin bir listesini inceler ve ardından onlardan ögeleri herhangi bir sırada hatırlamaları istenir. Ögeler kişilere genellikle birer birer, kısa süreli olarak sunulur ve bu ögeler adlandırılabilen herhangi bir materyal grubundan seçilebilir. Hatırlama süresi tipik olarak birkaç dakika sürer ve sözlü veya yazılı hatırlamayı içerir. Standart model, listedeki son ögeden hemen sonra başlayan hatırlama süresini içerir; bu, gecikmiş serbest hatırlama (DFR) 'dan ayırt etmek için anında serbest hatırlama (IFR) olarak adlandırılabilir. Gecikmeli serbest hatırlama işleminde, listedeki son öge ile hatırlama sürecinin başlangıcı arasında dikkat dağıtıcı kısa bir süre yer alır. Bu bağlamda hem anında serbest hatırlama hem de gecikmeli serbest hatırlama, hatırlama testleri sırasında ortaya çıkan ilklik etkisi ve sonluk etkisi gibi belirli etkileri test etmek için kullanılmıştır.

Gruplama, bilişsel psikolojide bir bilgi kümesinin bireysel parçalarının ayrıldığı ve daha sonra anlamlı bir bütün halinde gruplandırıldığı bir süreçtir. Bilgilerin gruplandırıldığı grupların amacı malzemenin kısa süreli tutulmasını geliştirmek ve böylece çalışma belleğinin sınırlı kapasitesini atlamaktır. Bir grup, birlikte gruplandırılmış ve bir kişinin hafızasında saklanan temel tanıdık birimler topluluğudur. Bu gruplar tutarlı aşinalıklarından dolayı da kolay geri getirebilir. Bireylerin, grup içindeki öğelerin daha üst düzey bilişsel temsillerini yarattığına inanılmaktadır. Öğeler, tek tek öğelere kıyasla bir grup olarak daha kolay hatırlanır.Bu gruplar son derece öznel olabilir; çünkü bireylerin bilgi kümeleriyle bağlanabilen algılarına ve geçmiş deneyimlerine dayanırlar.Parçaların boyutu genellikle iki ila altı öğe arasında değişir ancak genellikle dil ve kültüre göre farklılık gösterebilir.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Hafıza ve yaşlanma</span>

Bazen "normal yaşlanma" olarak tanımlanan yaşa bağlı hafıza kaybı, Alzheimer hastalığı gibi demans türleriyle ilişkili hafıza kaybından niteliksel olarak farklıdır ve farklı bir beyin mekanizmasına sahip olduğuna inanılır.

Pek çok hipotez, insanlarda uyku ve öğrenme arasındaki olası ilişkileri açıklar. Araştırmalar, uykunun beynin dinlenmesine imkan tanımaktan daha fazlasını yaptığını belirtiyor. Uyku, aynı zamanda uzun süreli belleğin pekiştirilmesine de yardımcı olabilir.

Öz-referans etkisi, insanların kendilerinin olayın içinde yer alıp almadıklarına bağlı olarak bilgiyi farklı şekilde kodlama eğilimidir. İnsanlardan kendileriyle ilgili olan bilgileri hatırlamaları istendiğinde, hatırlama ihtimalleri daha yüksektir.

Çürüme teorisi ya da bozunma teorisi, sadece zamanın geçmesi nedeniyle hafızanın kaybolduğunu öne süren bir teoridir. Bu nedenle bilgi, zaman geçtikçe ve hafızanın yanı sıra hafıza gücü de yıprandıkça daha sonraki erişim için daha az kullanılabilir hale gelir. Birey yeni bir şey öğrendiğinde, nörokimyasal bir "hafıza izi" yaratılır. Ancak zamanla bu iz yavaş yavaş parçalanır. Bilginin aktif olarak tekrarlanmasının, bu geçici düşüşe karşı koyan önemli bir faktör olduğuna inanılıyor. Nöronların biz yaşlandıkça yavaş yavaş öldüğüne yaygın olarak inanılır, ancak bazı eski hatıralar en son deneyimlenen hatıralardan daha güçlü olabilir. Bu nedenle, çürüme teorisi çoğunlukla kısa süreli bellek sistemini etkiler, diğer bir daha eski anıların genellikle beyindeki şoklara veya fiziksel saldırılara karşı daha dirençli olduğu anlamına gelir. Ayrıca zamanın geçmesinin tek başına unutmaya neden olamayacağı ve çürüme teorisinin zaman geçtikçe meydana gelen bazı süreçleri de hesaba katması gerektiği düşünülmektedir.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo
<span class="mw-page-title-main">Ivan Izquierdo</span> Arjantinli yazar

Ivan Antonio Izquierdo, Arjantinli Brezilyalı bilim insanı ve öğrenme ve hafızanın nörobiyolojisi çalışmasında öncü araştırmacıydı.