İçeriğe atla

Dilinin ucunda fenomeni

Dilinin ucunda fenomeni (İngilizce: tip-of-the-tongue phenomenon (TOT) ya da bazen presque vu denilir) bilinen bir kelimenin bellekten geri çağırmadaki hata nedeniyle hatırlanamaması, bellekten kısmi geri çağırma ile birlikte her an hatırlanabileceği hissine kapılmaktır.[1] Fenomenin ismi bu gibi durumlarda sıklıkla söylenen "Dilimin ucunda." sözünden gelmektedir.[2][3][4] Hemen hemen evrensel bir durum olarak çok iyi bilinen bir kelimenin ya da ismin hatırlanmasında zorluk şeklinde bir bellek çağırma durumu olarak ifade edilir. Dilinin ucunda fenomeni sözcüksel erişimin aşama aşama gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.[5][6]

Bu fenomeni yaşayan insanlar sıklıkla hedef kelimenin bir veya birkaç özelliğini hatırlayabilirler. Örneğin ilk harf, benzer kelimeler ve vurgular ya da kelimenin anlamı anımsanabilir.[3] Dilinin ucunda olayı esnasında, bellekteki kelimeyi ararken, bireyler belirli bir ana kapılma, hafif bir zihni keder ve sözcük bulunduğunda ise bir rahatlama hissi duyduklarını belirtirler. Dilin ucunda fenomeninin pek çok yönleri hala belirsizliğini korurken, bu olayın gerçekleşme sebebini belirten rakip iki temel açıklama bulunmaktadır, doğrudan-erişim kanısı ve çıkarımsal kanı. Doğrudan-erişim kanısı, hafızanın herhangi bir öğeyi bellekten getirecek kadar güçlü olmadığı ancak bu durumu tetikleyecek seviyede yeterli olduğu durumlarda meydana geldiğini öne sürmektedir. Çıkarımsal kanı ise, dilinin ucunda fenomenlerinin tamamen erişilemez ancak aktive edilmiş hedeflere dayalı olmadığını bundan ziyade, hatırlamaya çalışan kişinin sözcük hakkında farklı ipuçlarını bir araya getirmeye çalışması durumlarında meydana geldiğini iddia etmektedir. Duygunun tetiklediği geri alma olayları, duygusal olarak tarafsız olan geri alımlardan genellikle daha fazla TOT deneyimlerine neden olmaktadır. Örneğin, basit bir şekilde sadece bir ülkenin başkentini sormak yerine, ünlü bir kişinin nerede suikasta uğradığını sormak. Duygusal TOT deneyimleri, duygusal olmayan TOT deneyimleriyle kıyaslandığında aynı zamanda daha uzun geri alım süresine sahiptirler. Bunun sebebi bilinmemektedir ancak tahminler arasında duygusal olmayan TOT deneyiminden ziyade duygusal TOT deneyimi yaşarken kullanılan farklı bir geri alım stratejisinin kullanılması, geri alım süresindeki akıcılık ve hafıza gücü bulunmaktadır.

TOT fenomenleri, FOK (bilme hissi) olaylarından ayrılmalıdır. FOK, belirli bir öğe listesinden mevcut durumda erişilemeyen bir öğenin ayırt edilebileceği, tanınabileceği hissidir. Bu kavramların altında yatan ayrılabilirlik süreci hakkında muhalif makaleler mevcuttur. Ancak, TOT ve FOK fenomenlerinin beynin farklı bölgelerinde meydana geldiğine dair bazı kanıtlar bulunmaktadır. TOT fenomenleri daha çok ön taraftaki singulat (anterior singülat), sağ dorsolateral (sırt yanı) alın korteksi ve sağ inferior korteks ile ilişkilendirilirken, FOK fenomenleri ilişkilendirilmemektedir.

Dilin ucunda fenomeninin gerçekleşmesi, bütün yaşlardaki normal bireyler için doğal bir durumdur. İnsanlar yaşlandıkça, TOT fenomeni daha sık gerçekleşir. TOT, öğrenim ve günlük yaşam ile yeterince çatışıldığında meydana gelen tıbbi bir durumdur. Bu hastalığın, genellikle kafa yaralanması, felç ya da demans gibi beyne verilen hasar sonucu meydana gelmesine ise anomik afazi denilmektedir.

Dilin ucunda fenomenleri, ruhdilbilim, hafıza ve üstbiliş alanlarında yapılacak araştırmalar için öneriler sunmaktadır.

Tarihçe

Fenomeni ilk tanımlayan psikolog William James

“Dilinin ucunda” terimi günlük konuşma dilinden alınmıştır ve muhtemelen Fransızca bir ifade olan avoir le mot sur le bout de la langue (kelimenin dilinin ucunda olması) dan alıntıdır.[2] Her ne kadar kendisi bu şekilde tanımlamasa da, Dilinin ucunda fenomeni ilk olarak William James tarafından (1890) kaleme alınan Psikolojinin İlkeleri (The Principles of Psychology) adlı metinde psikolojik bir fenomen olarak tanımlanmıştır.[7]

Aynı zamanda Sigmund Freud da bilinen kelimeleri unutmaya sebep olabilecek, bilinçaltındaki düşünceler ve dürtüler gibi bilinçaltıyla ilgili psikolojik faktörleri ele almıştır.[8]

Araştırmalar

TOT durumunda Anterior singulat korteks'te aktivasyon artışı görülür

İBu fenomen ile ilgili ilk deneysel araştırma Harvard araştırmacıları Roger Brown ve David McNeill tarafından gerçekleştirilmiş ve 1966 yılında Journal of Verbal Learning and Verbal Behaviour'da yayımlanmıştır.[3] Brown ve Mcneill, dilinin ucunda evresinde yaşanan yakın geri kazanım hissinin gerçekten geri çağırım yeteneği ile mi temellendirildiğini yoksa sadece bir yanılsama mı olduğunu belirlemek istemişlerdir.[9]

Brown ve McNeill çalışmalarında, katılımcılara nadir kelimelerin tanımlarını sesli bir şekilde okumuş ve onlardan tanımlanan nesneyi adlandırmalarını istemiş, daha sonra hedef kelime deneyi yapan kişi tarafından okunmuştur. Katılımcılar dilinin ucunda evresini yaşayıp yaşamadıklarını rapor etmeleri konusunda bilgilendirilmişlerdir.

Brown ve Mcneill tarafından 3 tip pozitif dilinin ucunda evresi belirlenmiştir:

1.  Katılımcı, deneyi yapan kişinin okuduğu kelimeyi, kendisinin aramakta olduğu kelime olarak belirtmiştir.

2.  Katılımcı kelimeyi, deneyi yapan kişi okumadan doğru bir şekilde hatırlamıştır.

3.  Katılımcı, aranan kelimeyi hedef kelime deneyi yapan kişi tarafından okunmadan önce hatırlatmıştır, ancak hatırlanan kelime istenilen hedef değildir.

Eğer bir katılımcı dilinin ucunda evresini belirttiyse, hatırlayabildiği hedef kelime hakkında herhangi bir bilgi vermesi istenir. Brown ve McNeill katılımcıların şans eseri, beklenenden daha iyi bir şekilde hedef kelimenin ilk harfini, hedef kelimedeki hecelerin sayısını, benzer sesteki, anlamdaki ve hecesel kalıptaki kelimeleri ve hedef kelimedeki bazı harflerin dizimsel konumunu belirleyebildikleri sonucuna varmışlardır. Brown ve McNeill'ın araştırma sonuçları, yaşanan dilinin ucunda evresini bilme hissinin geçerliğini ortaya koymuştur.

Bu çalışma, dilinin ucunda fenomeni ile ilgili daha sonraki araştırmaların temelini oluşturmuştur.

Günümüzde dilinin ucu fenomeninin nörolojik mekanizmaları hakkında sınırlı sayıda da olsa bazı çalışmalar yapılmaktadır. Bu alandaki çalışmalarda manyetoensefalografi (MEG)[10] ve olay-ilişkili fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) teknikleri kullanılmaktadır.[11][12]

Yapılan araştırmalarda dilinin ucunda fenomeni durumunda beynin çeşitli alanlarında aktivasyon artışı tespit edilmiştir. Aşağıda aktivasyon artışı gösteren beyin bölgeleri gösterilmiştir;

Evrensellik

Dilinin ucunda deneyimleri insanlarda cinsiyet gözetilmeksizin gerçekleşir. Bu fenomenin genç yetişkinlikte, orta yaşta ve ileri yetişkinlikte gerçekleştiği bilinmektedir. Çocukluktaki dilinin ucunda deneyimleri ile ilgili çalışma yapılmamıştır. Eğitim seviyesi, dilinin ucunda deneyiminde bir etken olarak düşünülmemektedir. Tek dil konuşucuları, iki dil konuşucuları ve çok dil konuşucularının hepsi değişen sıklıklarda olsa da, dilinin ucunda evresini yaşamışlardır. İngilizce dışındaki pek çok diğer dil, dilinin ucunda fenomenin kültürler arası bir deneyim olduğunu gösteren, günlük konuşma dilinde bu fenomene eşdeğer terimlere sahiptir.

B. L. Schwartz’n gerçekleştirdiği bir çalışmada (1999), araştırılan 51 dilden 45’inde, dilinin ucunda fenomeni dil, ağız veya boğaz ile bağlantılı mecaz anlamlara sahip bir deyimdir. Bu deyimlerin doğrudan İngilizce çevirileri "on the tongue", "on the tip/point/head of the tongue", "on the top of the tongue", "on the front of the tongue", "sparkling at the end of the tongue", and "in the mouth and throat" şeklindedir. Özellikle, çalışma yapılmış dillerden, dilinin ucunda fenomeni için eşdeğer deyimi olmayanlar Amerikan İşaret Dili, Habeşistan Dili, İzlandaca, Endonezce, Kalenjin Dili ve Kiswahili Dili'dir. Ancak, parmağımın ucunda deneyimleri işaret dilini kullananlar tarafından bildirilmiştir.

Kaynakça

  1. ^ Brown, AS. (Mar 1991). "A review of the tip-of-the-tongue experience". Psychological Bulletin. 109 (2). ss. 204-23. doi:10.1037/0033-2909.109.2.204. PMID 2034750. 
  2. ^ a b Schwartz, BL. (Sep 1999). "Sparkling at the end of the tongue: the etiology of tip-of-the-tongue phenomenology" (PDF). Psychonomic Bulletin & Review. 6 (3). ss. 379-93. PMID 12198776. 30 Nisan 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Mart 2014. 
  3. ^ a b c Brown, Roger; McNeill, David (1966). "The "tip of the tongue" phenomenon" (PDF). Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior. 5 (4). ss. 325-337. doi:10.1016/S0022-5371(66)80040-3. 20 Ekim 2013 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Mart 2014. 
  4. ^ Rastle, Kathleen G.; Burke, Deborah M. (1996). "Priming the Tip of the Tongue: Effects of Prior Processing on Word Retrieval in Young and Older Adults". Journal of Memory and Language. 35 (4). ss. 586-605. doi:10.1006/jmla.1996.0031. 
  5. ^ Beattie, G.; Coughlan, J. (Feb 1999). "An experimental investigation of the role of iconic gestures in lexical access using the tip-of-the-tongue phenomenon". Br J Psychol. 90 (1). ss. 35-56. doi:10.1348/000712699161251. PMID 10085545. 
  6. ^ Schwartz, BL.; Metcalfe, J. (Jul 2011). "Tip-of-the-tongue (TOT) states: retrieval, behavior, and experience". Mem Cognit. 39 (5). ss. 737-49. doi:10.3758/s13421-010-0066-8. PMID 21264637. 
  7. ^ James, W. (1890). Principles of Psychology. Retrieved from http://psychclassics.yorku.ca/James/Principles/ 7 Haziran 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  8. ^ Freud, S. (1965). The Psychopathology of Everyday Life. New York: Norton.
  9. ^ Baddeley, A, Eysenck, M., & Anderson, M. (2009). Memory. New York: Psychology Pres Inc.
  10. ^ Lindin, M., Diaz, F., Capilla, A., Ortiz, T. & Maestu, F. (2010). On the characterization of the spatio-temporal profiles of brain activity associated with face naming and the tip-of-the-tongue state: A magnetoencephalographic (MEG) study. Neuropsychologia, 48, 1757-1766.
  11. ^ a b c d e f g h Maril, A.; Simons, JS.; Weaver, JJ.; Schacter, DL. (Feb 2005). "Graded recall success: an event-related fMRI comparison of tip of the tongue and feeling of knowing". Neuroimage. 24 (4). ss. 1130-8. doi:10.1016/j.neuroimage.2004.10.024. PMID 15670690. 
  12. ^ a b c d e f Kikyo, H., Ohki, K. & Sekihara, K. (2001). Temporal characterization of memory retrieval processes: an fMRI study of the `tip of the tongue' phenomenon. European Journal of Neuroscience, 14, 887-892.

İlgili Araştırma Makaleleri

Bellek ya da hafıza, yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücüdür.

Kısa süreli bellek, kısa bir süre için aktif, hazır bir durumda az miktarda bilgiyi işlemeden akılda tutma yetisidir. Örneğin, kısa süreli bellek, kısa bir süre önce söylenen bir telefon numarasını hatırlamak için kullanılabilir. Kısa süreli hafızanın süresinin saniyeler düzeyinde olduğuna inanılmaktadır. En çok bahsedilen kapasite, Miller'ın kendisinin figürün "bir şakadan biraz daha fazlası" olarak tasarlandığını belirtmesine rağmen, Büyülü Sayı Yedi, Artı veya Eksi İki' dir ve Cowan'ın (2001) daha gerçekçi bir figürün 4 ± 1 birim olduğuna dair kanıt sağlamıştır. Buna karşılık, uzun süreli bellek bilgileri süresiz olarak tutabilir.

Uzun süreli bellek ya da Uzun dönemli hafıza, iki depolama hafıza modeli teorisinin bir parçası olarak, öğeler arasındaki ilişkilerin depolandığı bellektir. Teoriye göre uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten farklı işlevlere sahiptir. Bu da kısa süreli belleğin 20 ila 30 saniye içerisindeki bilgileri çağırmasından farklı olarak, depolanmış bilgileri uzun sürelerde tekrar, tekrar çağırabilmesidir. Bu iki bellek arasında bir fark görünmüyor gibi olsa da, her ikisi bilgiyi farklı yer ve alanlarda depolamaları bağlamında modelleri farklıdır.

Azalmış duygulanım, bazen duygusal küntlük, duygusal donukluk veya duygusal uyuşma olarak da bilinir, bireyde azalmış duygusal tepkenlik durumudur. Bu durum, özellikle normalde duygusal tepkiler uyandırması beklenen konular hakkında konuşurken, duyguların sözlü veya sözsüz olarak ifade edilememesi ile karakterize edilir. Bu durumdaki bireylerde, ifade edici jestler nadirdir ve yüz ifadesi veya ses tonlamasında çok az değişiklik vardır. Ayrıca, azalmış duygulanım otizm, şizofreni, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu veya beyin hasarının belirtileri olabilir. Ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak da gözlenebilir.

<span class="mw-page-title-main">Temporal lob</span> İnsanların beyninde bulunan dört lobdan biri

Temporal lob, memelilerin beynindeki serebral korteksin dört ana lobundan biridir. Temporal lob, memeli beyninin her iki serebral hemisferindeki lateral fissürün altındadır.

Psikolojide, Stroop etkisi, uyaranlardaki uyumsuzluk nedeniyle bir görevin reaksiyon süresinde gecikmenin meydana geldiği bilişsel etkileşimin bir göstergesidir.

<span class="mw-page-title-main">Serebral korteks</span> kafada bir bölüm

Serebral korteks veya beyin korteksi, insan ve diğer memeli beyinlerindeki serebrumun sinir dokusundan oluşan dış tabakasıdır. Beynin diğer kısımlarının çoğunun beyaz renkte olmasını sağlayan yalıtımın kortekste bulunmamasından dolayı rengi gridir. Korteks serebrum ve serebellumun dış kısımlarını örter ve kalınlığı 1,5-5,0 mm arasında değişir. Korteksin serebrumu örten kısımı serebral korteks olarak adlandırılmaktadır.

Bir anının kaynağının yanlış bir şekilde başka bir deneyime atfedilmesi olan kaynak izleme hatası bir çeşit bellek hatasıdır. Örneğin, bireyler henüz yaşanmış bir olayı bir arkadaşlarından öğrenirler, daha sonra bu olayı yerel haberlerde de duydukları zaman, bu olayın kaynağının anısı haberlerden öğrenilmiş gibi yanlış bir kaynağa dayandırılabilir. Bu kaynak izleme hatası, uzun süreli belleğe sınırlı miktarda kaynak bilgisinin kodlanması veya kaynak izlemede kullanılan karar süreçlerinin karışması nedeniyle, normal algısal ve yansıtıcı süreçler kesintiye uğradığında ortaya çıkmaktadır. Depresyon, yüksek stres seviyesi ve beynin sorumlu bölgelerinde meydana gelen hasarlar, bu mekanizmalarda; kesintiye, karışıklığa ve dolayısıyla kaynak izleme hatalarına neden olan faktörlere örnek olarak verilebilir.

Çocukluk amnezisi aynı zamanda bebeklik amnezisi yani unutkanlık olarak da bilinir. Yetişkinlerin 2-4 yaşına kadar olan dönemde olaysal belleklerinde bulunan belirli anılarının zamanını, mekânını, yaşadığı duyguyu ve kimle, nasıl, nerede olduğunu hatırlayamamalarıdır. Bunun yanı sıra 10 yaşından önceki süreçte de olması gerekenden daha az anıya sahip olmaları beklenir. Aynı zamanda bilişsel benlik gelişiminin de kodlama ve ilk anıların saklanması üzerinde etkisi olduğu düşünülür. Araştırmalara göre çocuklar 1 yaşından önce oluşan anılarını hatırlayabilir fakat büyüdükçe ve yaşlanmaya başladıkça bu anıların hatırlanma oranı azalmaya başlar. Çocukluk amnezisi psikologlar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre ilk anıların hatırlanmaya başlandığı 2-8 yaş aralığında oluşan anıları kodlama, saklama ve geri alma sırasında oluşan değişikliklerin çocukluk amnezisi için çok önemli olduğu düşünülür. Bu bellek yitiminin nedenleri konusunda başlıca üç teori ortaya atılmıştır. Psikanalistler bunun bastırmadan kaynaklandığını ileri sürerken; bilişsel psikologlar dilin gelişmesiyle birlikte bellek kodlamada ortaya çıkan değişikliklerin bu ilk anıların bellek izlerini canlandırmayı imkânsız kıldığını; nöro-psikologlar ise uzun süreli bellek için gerekli sinir mekanizmalarının bu ilk yıllarda işlevsel anlamda yeterince olgunlaşmamış olabileceğini savunmaktadır. Çocukluk amnezisi özellikle sahte anı durumlarında ve beynin erken yaşlardaki gelişimi açısından dikkate alınmalıdır. Çocukluk amnezisi için önerilen açıklamalar Freud’un delillerle desteklenmeyen ve genellikle güvenilmeyen travma teorisi, nörolojik gelişim, bilişsel benlik gelişimi, duygu gelişimi ve dil gelişimidir.

Yankı belleği duyusal bellek kayıtlarından biridir; işitsel bilgiyi tutmaya özgü duyusal belleğin bir bileşenidir. Seslere yönelik duyusal bellek yalnızca insanların algıladıkları yankı belleğinin bir formudur. İçinde gözlerimizin uyarıları tekrar tekrar tarayabildiği görsel bellekten farklı olarak, işitsel uyarı tekrar tekrar taranamaz. Genel olarak, yankı bellekleri görüntüsel belleklerden biraz daha uzun zaman devreleri olarak depolanır. İşitsel uyarılar, işlenebilmeden ve anlaşılabilmeden önce kulak tarafından teker teker alınır/duyulur. Söz gelimi, radyoyu dinlemek bir dergi okumaktan çok daha farklıdır. Bir dergi tekrar tekrar okunabilirken, bir kişi belirli bir zamanda radyoya yalnızca bir seferlik kulak verebilir. Denilebilir ki yankı belleği bir bekleme tankı kavramı gibidir. Çünkü bir ses, takip eden ses duyulana kadar işlenmez (tutulur) ve ancak ondan sonra anlamlandırılabilir. Bu özel duyusal deponun büyük miktarlarda işitsel bilgiyi depolaması çok kısa bir zaman devresinde olabilmektedir. Bu yankısal ses zihinde yankılanır ve işitsel uyarının verilmesinden sonra çok bir kısa zamanda tekrarlanır (replay). Yankı belleği uyarıyı yalnızca bir dereceye kadar kabaca, primitif yönlerden şifreler, mesela ses perdesi (pitch), bağlantısız beyin bölgelerine yerleşimini belirler.

Limbik sistem, talamusun her iki yanında, serebrum'un sağ altında bulunan beyin yapılarının tümü. Nörologlar arasında 21.yüzyılda bu sistem pek benimsenmemesine rağmen "paleomammalian beyin" olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda telensefal (üstbeyin), diensefalon (arabeyin), mezensefalon (ortabeyin) bölümlerinin bütününü oluşturur. Bu bölümler; hipokampus, hipotalamus, amigdala, ön talamik nükleus, forniks, forniks kolonu, mammiller cisim, septum pellusidiyum, habenular komissür, singular girus, parahipokampal girüs, limbik korteks ve limbik orta beyin alanlarını içerir.

<span class="mw-page-title-main">Seri konum etkisi</span>

Seri konum etkisi, bir kişinin, bir serideki ilk ve son ögeleri en iyi; ortanca ögeleri en kötü hatırlama eğilimidir. Bu terim, Hermann Ebbinghaus tarafından kendi üzerine yaptığı çalışmalar ile oluşturulmuştur ve bu terim, hatırlama doğruluğunun, bir ögenin bir çalışma listesindeki konumunun bir fonksiyonu olarak değiştiği bulgusuna değinmektedir. Sırası fark etmeksizin listedeki ögelerin hatırlanması istenildiğinde, insanlar listenin sonundaki ögeleri hatırlamaya başlama eğilimindedir ve bu ögeleri en iyi şekilde hatırlarlar. Daha önceki liste ögeleri arasında, ilk birkaç öge, orta ögelerden daha sık hatırlanır.

Epizodik bellek, açıkça belirtilebilen veya bir araya getirilebilen günlük olayların hafızasıdır. Belirli zamanlarda ve yerlerde meydana gelen geçmiş kişisel deneyimlerin toplanmasıdır; örneğin, kişinin 7. doğum günündeki parti gibi. Semantik bellek ile birlikte, uzun süreli hafızanın iki ana bölümünden biri olan açık belleği oluşturur(diğeri örtük bellek).

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Yeniden yapılandırılan bellek</span>

Yeniden yapılandırılan bellek, hatırlama eyleminin algı, hayal gücü, semantik bellek ve inançlar gibi çeşitli bilişsel süreçler tarafından etkilendiği bir anı hatırlama teorisidir. İnsanlar bir anıyı hatırlarken epizodik belleklerinin tutarlı ve doğru olduğuna; hatırlama anında bakış açılarının hatasız olduğuna inanmaktadır. Halbuki, hatırlamanın yeniden yaratım süreci, bireysel algılar, sosyal etkiler ve genel kültür gibi yeniden yaratma sürecinde hatalara sebep olabilecek etkenlerce bozulmaktadır.

Hazırlama etkisi, bir uyarana maruz kalmanın, bilinçli bir rehberlik ya da niyet olmaksızın bir sonraki uyarana tepkiyi etkilediği bir olgu. Örneğin, HEMŞİRE kelimesi DOKTOR sözcüğünü takip ederek EKMEK sözcüğünü takip etmekten daha çabuk tanınır. Hazırlama, algısal, çağrışımsal, tekrarlayıcı, pozitif, negatif, duyuşsal, anlamsal veya kavramsal olabilir. Bununla birlikte, araştırma henüz hazırlama etkilerinin süresini kesin olarak belirlememiştir, ancak başlangıcı neredeyse anlık olabilir.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">İdeal tip</span> Terim

İdeal tip, sosyolog Max Weber (1864–1920) ile ilişkilendirilen tipolojik bir terimdir. Weber'e göre, sosyal bilimin yürütülmesi soyut, varsayımsal kavramların inşasına bağlıdır. "İdeal tip" bu nedenle sosyal teori ve araştırmada öznel bir unsurdur ve sosyolojiyi doğa bilimlerinden ayıran öznel unsurlardan biridir.

Öz-referans etkisi, insanların kendilerinin olayın içinde yer alıp almadıklarına bağlı olarak bilgiyi farklı şekilde kodlama eğilimidir. İnsanlardan kendileriyle ilgili olan bilgileri hatırlamaları istendiğinde, hatırlama ihtimalleri daha yüksektir.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo