İçeriğe atla

Dengeleme (uluslararası ilişkiler)

Daumier’in 1866 tarihli L'Equilibre Européen adlı karikatürü, farklı ulusların askerleri süngülerin üzerinde dünyayı sallarken güç dengesini temsil ediyor.

Dengeleme kavramı, realist düşünce ekolünün en etkili teorisi olan ve çok devletli bir sistemde hegemonya oluşumunun ulaşılamaz olduğunu çünkü hegemonyanın diğer devletler tarafından bir tehdit olarak algılandığını ve bunun da potansiyel bir hegemona karşı dengeleme yapmalarına neden olduğunu varsayan güç dengesi teorisinden türemiştir.[1]

Dengeleme, belirli bir devletin veya devletler grubunun daha güçlü devletlere karşı olasılıkları eşitlemek yani güçlü devletlerin askeri avantajlarını daha zayıf olanlara karşı kullanmalarını daha zor ve dolayısıyla daha az olası hale getirmek için yaptıklarını kapsar.[2]

Güç dengesi teorisine göre, öncelikle hayatta kalma ve güvenlik içgüdüsüyle hareket eden devletler, potansiyel bir tehdit oluşturabilecek en güçlü ve yükselen devleti sınırlandırmak için askeri yeteneklerini ve sert güç mekanizmalarını geliştirecektir ve uygulayacaklardır.[3][4] Bu fikir, devletlerin baskın veya yükselene bir gücü dengelemek ve bu güç üzerinde daha fazla etki sahibi olmak için bir araya gelerek bir ittifak oluşturdukları dışsal dengelemenin aksine içsel dengeleme kavramını göstermektedir. Son yıllarda alanda çok konuşulan yumuşak dengeleme, devletlerin güçlü aktörleri nasıl dengelediğini gösteren yeni bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. En güçlü devleti kısıtlamak ve güç ve hakimiyet uygulamalarını engellemek için ekonomik ve diplomatik araçların kullanılmasını savunmaktadır.

Teorik kökenleri

Devletlerin dengeleyici davranışları, güç dengesi sisteminin kendi yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu teori, neorealizm ve güç dengesi teorisine en erken ve en önemli katkıda bulunanlardan birisi olan Kenneth Waltz gibi neorealizm veya yapısal realizm teorisyenleri tarafından güçlü bir şekilde sürdürülmektedir.[5]

Neorealist teoride sistem, sistem içindeki aktörlerin çıkarları ve güdüleri ile tüm devletlerin karşılaştığı ve sonuçta dengeleme gibi davranışlara yol açan kısıtlamalar hakkında varsayımlarda bulunur.[6]

İlk varsayım, uluslararası düzenin anarşik olduğu ve bunun da devletlerin dengeleyici davranışlarının birincil nedeni olduğudur. Anarşi veya kapsayıcı bir yasa uygulayıcı kurumun eksikliği, devletleri kaçınılmaz olarak refahlarını sağlamak için bireysel kaynaklarına ve eylemlerine güvenmeye zorlar,[7][8] böylece her devletin kendi hayatta kalmasını ve güvenliğini gözetmesi ve diğer aktörlerden gelen güç ve saldırganlığa karşı koymaya hazır olması bir sorumluluk ve gereklilik haline gelir.[9]

İkinci varsayım, tüm aktörlerin birincil hedefinin kendi hayatta kalmaları olduğudur. En azından kendi varlıklarını korumak için çabalarken diğerleri daha yayılmacı güdülere sahip olabilir ve evrensel egemenlik peşinde koşabilir. Dolayısıyla dengeleme, devletlerin hedeflerine ve çıkarlarına ulaşmak için ellerindeki araçları kullandıkları bir araç haline gelir, yani kendilerini daha tehditkar bir aktörden korumak ya da güç ve kabiliyetlerini artırmak zorunda kalır.[10] Bu da anarşik düzende tüm aktörlerin temel eylemi olarak adlandırılan kendi kendine yardım kavramına yol açar.[11] Devletler güvenliklerini sağlamak için kendi araçlarına ve düzenlemelerine güvenmelidir, yani daha güçlü bir devletin kurbanı olmamak için kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelidir. Bu da kaçınılmaz olarak devletleri güç dengesinin öngördüğü şekilde davranmaya yönlendirir.[10]

Üçüncü varsayım ise gücün göreceli doğasıdır. Her devletin güvenliği ve hayatta kalmasının anahtarı, mutlak bir kavram olarak değil,[12] daha ziyade diğer devletlerinkiyle ilişkili olarak güçtür ve dengeleme genellikle daha büyük bir güç payı elde etme veya başka bir devletin sahip olduğu güç payını azaltma mekanizması olarak kullanılabilir.

Geleneksel biçimleri

Dengeleme iç veya dış çabalar ve araçlarla gerçekleşebilir. İç dengeleme, potansiyel bir hegemona karşı bağımsız yeteneklere dayanabilmek ve uluslararası sistemde daha etkili bir şekilde rekabet edebilmek için devletin ekonomik kaynaklarını ve askerî gücünü artırarak gücünü artırma çabalarını içerir.[13][14] Kendi kendine yardım eden, anarşik bir sistemde, iç dengeleme mekanizmalarının bağımsız stratejilere ve eylemlere dayandıkları için dış dengelemeden daha güvenilir ve kesin olduğuna inanılmaktadır.[15]

Dış dengeleme, bir hegemonu önlemek veya yükselen bir güce karşı koymak için ittifakların ve devletlerarası işbirliğinin güçlendirilmesi ve genişletilmesini içerir.[10] Ortak bir tehdit olan kolektif güvenliği ve hayatta kalmayı tehlikeye atma potansiyelli tek bir baskın devlet karşısında devletlerin ikincil anlaşmazlıklarını bir kenara bırakıp dengeleyici bir ittifaka katılmaları beklenir.[16] Dış dengeleme, devletlerin tehlike kaynağı olarak algılanan daha güçlü bir devlete karşı birleştikleri bir ittifak düzenlemesini temsil eder. Bu tür bir dengelemeyi, daha küçük güçlerin refahını ve hayatta kalmasını tehlikeye atabilecek bir saldırgana veya potansiyel bir hegemona karşı birleşik muhalefet yoluyla güvenliği sağlamanın bir ölçüsü haline getirir.

Güç dengesi sisteminde dengeleme, daha küçük devletlerin güvenliklerini büyük güçle ya da baskın bir aktörle ittifak kurarak sağlamaya çalıştıkları “eklemlenme” kavramına karşıttı. Bu seçenek daha küçük güçler için ne kadar cazip olsa da esasen uluslararası sistemin güvenliğini zayıflatabilir çünkü yükselen ve potansiyel olarak yayılmacı bir devletler ittifaka katılarak saldırganlık ve yayılmacı güdüler ödüllendirilmiş ve kabul edilmiş olur.[17] Savunma ve caydırıcılık kabiliyetlerini geliştirmek ve bu sayede büyüyen bir gücün çok güçlü ve baskın hale gelmesini engellemek ve cesaretini kırmak için benzer veya daha az güce sahip diğerleriyle koalisyonlar kurmak devletlerin çıkarınadır.[18] Waltz'un özetlediği gibi, “devletler… zayıf tarafa akın ederler, çünkü onları tehdit eden güçlü taraftır.”[19]

Devletler neden dengeler?

Devletler, daha güçlü devletlerin tahakkümü altına girmekten kaçınmak için denge kurarlar.[20] Potansiyel bir hegemonu çok güçlü hale gelmeden önce dizginlemek devletlerin çıkarınadır, böylece egemen bir güç statüsüne ulaştığında onu egemenliğinin kurbanı olmaktan kaçınırlar. Ya kendi kendine yardım mekanizmaları yoluyla kendi yeteneklerini geliştirmek ya da sisteme potansiyel olarak hakim olabilecek ve sistem içindeki aktörlerin hayatta kalmasını baltalayabilecek olanı dizginlemek ve frenlemek için kolayca hakim olamayacak devletlerle ittifaklara katılmak daha güvenli bir alternatif haline gelir.

Devletlerin çoğu durumda eklemlenme yerine denge kurmayı tercih etmelerinin bir başka nedeni de dengeleyici ittifaka katılmanın onlara daha fazla nüfuz sahibi olma ve bu ittifakta daha önemli bir rol oynama imkanı tanımasıdır. Oysa büyük güçle ittifak kurmak, güçlü müttefikleri tarafından kaçınılmaz olarak tahakküm altına alınacakları için onlara büyük bir katkı ve belirleyici kabiliyet fırsatı vermeyecektir.[19] Devletler potansiyel bir hegemonla ittifak kurarak kendilerine dayatılan emirlere sahip olmaktansa bir ittifak içinde hareket özgürlüklerini korumayı tercih ederler. Devletler son derece savunmasız ve önemsizse, eklemlenme tek seçenekleri olabilir ancak orta güçler ve katkıda bulunacak ve koruyacak bir şeyleri olan devletler yükselen bir güç ve potansiyel bir hegemon karşısında her zaman dengeyi sağlayacaktır.[21]

Stephen Walt’ın ittifak oluşumuna ilişkin açıklamasında öne sürdüğü üzere devletlerin denge ya da eklemlenme kararını etkileyen bir dizi faktör vardır.[22] İlk olarak, devletlerin kaynak ve kabiliyetlerini oluşturan toplam güçtür.[23] Bu özel fark, yüksek toplam güce sahip bir devletin potansiyel bir tehdit olması ve daha küçük güçlerde tahakküm korkusu uyandırması nedeniyle dengelemeye neden olabilir ancak daha küçük devletler güçlü bir müttefikin güç ve korumasından etkilenebileceğinden aynı şekilde kolaylıkla eklemlenmeye de yol açabilir. İkinci faktör ise yakın güçtür, coğrafi olarak yakın devletler uzak devletlere kıyasla daha büyük bir tehdit oluştururlar çünkü güç yansıtma kabiliyeti mesafeyle beraber azalır.[24] Tekrar olarak, saldırgan ve giderek güçlenen bir komşu devletin diğer devletleri kendisine karşı dengelem stratejilerine girişmeleri için alarma geçirmesi muhtemeldir ancak büyük bir güce komşu olan küçük, zayıf ve savunmasız devletler uygulanabilir alternatiflerinin olmaması, bağımsız olarak dengeleme yapamamaları veya dengeleyici bir ittifaka katkıda bulunamamaları nedeniyle genellikle dengelemeye yatkındırlar. Saldırgan güç, üçüncü faktördür ve büyük ve büyüyen saldırı kabiliyetlerine sahip devletlerin diğerlerini kendilerine karşı dengelemeye kışkırtabileceğini ifade eder.[25] Dördüncü faktör ise saldırgan niyetlerle ilgilidir, bir devletin algılanan saldırgan veya yayılmacı hedefleri veya güdüleri diğerlerini ona karşı dengelemeye yönlendirir.[26]

Geleneksel olarak dengeleme, devletlerin hegemonya karşısındaki davranışlarını anlamanın yanı sıra ittifakların nasıl bir araya geldiğini anlamak için de geçerliydi. Bununla beraber, ABD’nin son on yıllardaki yaygınlığı boyunca sergilenen dengelemeden ziyade eklemlenme yönündeki artan eğilime itiraz etmek zordur. Bu eğilim, ister korunma amacıyla ister korkudan olsun, devletlerin süper güçle ittifak yapmayı ve onun uluslararası sisteme dayattığı koşulları kabul etmeyi seçtiklerini göstermektedir.[27]

Kusurları ve eleştiriler

Hem iç hem de dış dengeleme biçimleri sorunlar ve eleştirilerle karşılaşmaktadır. İç dengeleme, başarısını engelleyebilecek bir dizi iç engele maruz kalmaktadır. Yüksek maliyetler ve ülkenin ekonomik ve askeri gelişimine önemli katkılarda bulunabilmek için kaynak ayırmanın zorluğu bunların başlıcalarıdır. Dahası, büyük bir gücü bağımsız olarak dengelemek için kabiliyetlerini büyük ölçüde genişletmesi ve silahlanmasını hızlandırması gerekir ki bu da şüphesiz sadece söz konusu büyük gücün değil de diğer devletlerin de olumsuz tepkilerine yol açacaktır.[28] Güvenliğini artırmak ve yükselene bir gücü dengelemek için askeri yığınak stratejisini benimseyen bir devlet istemeden de olsa bunun tam tersini yapabilir ve uluslararası sistemdeki herkes için olumsuz koşullar yaratabilir. Bu durum kaçınılmaz olarak bir devletin güç ve güvenliğindeki artışın diğerlerindekini azalttığı ve saldırgan eylemleri, potansiyel silahlanma yarışlarını ve aktörler arasında tırmanan düşmanlığı dengeleyerek kolektif güvenliği engellediği bir güvenlik ikilemine neden olabilir.[29][30]

Dış dengeleme, daha yaygın olarak uygulanan bir dengeleme biçimi olmasına rağmen çeşitli engeller ve eleştirilerle karşılaşmaktadır. Başarısı, kalıcı ve tutarlı bir ittifak sistemine bağlıdır ancak uluslararası sistemin yapısal kısıtlamaları göz önüne alındığında bunu elde etmek ve sağlamak zor olabilir. Uluslararası sistemin anarşik doğası ve devletlerin birincil hedefi olan hayatta kalma arzusu, tüm devletlerin kendi kendine yardım yaklaşımını benimsemesine neden olmakta ve diğer aktörlere olan güven ve itimadı önemli ölçüde zayıflatmaktadır. Bununla beraber, bu yapısal engellere rağmen ittifaklar kurulmaktadır ancak bunlar aşırı güvenilmemesi gereken geçici düzenlemeler olarak görülmektedir.[31]

Uluslararası sistem, içindeki aktörlerin niyetleri ve eylemleri hakkında süregelen güvensizlik ve belirsizlik koşullarına tabidir ve bu da işbirliğinin sağlanması ve sürdürülmesini zorlaştırır.[32] Dahası, dış dengeleme, ‘koordinasyon oyunu’ sorunsalına ve uzun vadeli işbirliğinin, adanmışlıkların ve amaca eşit katkıların sürdürülmesinin zor olduğu bir kolektif eylem sorununa yakalanır.[33] Başkalarının çabalarından serbestçe yararlanmak ve bu şekilde ittifakın faydalarından yararlanırken maliyet ve risklerden kaçınmak için güçlü teşvikler vardır.[34]

İttifaktaki her bir aktörün aklında büyük ve yükselen gücü dengelemek gibi aynı çıkar ve hedef olduğu için mantıken bu ittifakta yer alan herkesin ortak çıkar ve hedef adına hareket etmesi gerekir. Ancak ortak bir amaca ulaşmanın maliyetlerini ve çabalarını paylaşma beklentisi olsa da ittifaklar ve gruplar, katılımcılar arasında sömürü ve tutarsız özveri ve girdi eğilimi göstermektedir.[35] Kolektif eylem konusunda önde gelen teorisyenlerden birisi olan Mancur Olson, tüm üyelerin ortak bir çıkarı paylaşmasına rağmen grupların (veya burada ittifakların) kolektif bir fayda elde etmenin maliyetlerini ödemede ortak bir çıkarı olmadığını, bu durumun amaçlara ulaşmayı sorunlu hale getirdiğini ve ittifakı sürdürmeyi zorlaştırdığını tespit etmiştir.[36]

Bununla beraber, güç dengesi teorisini ve ardından devletlerin dengeleyici davranışlarını çevreleyen ana eleştiri, bu mantığın hegemonun yükseliş dönemi için geçerli olduğunu ve bu dönemle ilgili olduğunu vurgulamaktadır. Devletler bir araya gelecek ve hegemon olma potansiyeli olan veya hegemon olma hırsı gösteren yükselen bir gücü dengeleyecektir ancak hegemonya zaten kurulduktan sonra meydana gelen olaylar hakkında çok az şey söyleyecek ve hiçbir öngörüde bulunmayacaktır.[37]

Dolayısıyla, bu teori ve devlet davranışının çıkmazı, günümüz dünya sınırlarında yaşanan olayları açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Şu anda ABD, diğer devletlerinkinden çok daha üstün güç ve kabiliyetlere sahip, köklü bir üstünlüğe sahiptir. Tarihin hiçbir döneminde bir devletin diğerleri üzerindeki hakimiyet marjı bu denli geniş olmamıştır ve bu da güç dengesi teorisinin geleneksel uygulamasını ve ikincil güçlerin dengeleyici davranış tahminlerini uygulanamaz hale getirmiştir.[38]

Günümüz: yumuşak dengeleme argümanı

Kenneth Waltz, tek kutupluluğun en istikrarsız ve “tüm uluslararası konfigürasyonlar arasında en dayanaksız” olduğunu öne sürmüştür,[39] zira baskın güç iyi niyetle hareket etse bile ikincil güçlerin denge ve denetleme mekanizmalarının, onu dengeleyecek ve dizginleyecek eşit bir gücün yokluğunda onun gelecekteki niyetleri ve eylemleri konusunda temkinli olmaları gerekecektir. XIV. Louis ve I. Napolyon’un Fransa'yı yönetmesi veya Adolf Hitler’in Almanya'yı yönetmesi gibi dengesiz büyük güçlerin tarihsel örnekleri, fethetme ve hükmetme amaçlı saldırgan ve yayılmacı güdülere sahne olmuş, dolayısıyla uluslararası güç dağılımını dengeye getirmek için tek bir baskın devlet örneğinde dengelemeye duyulan hayati ihtiyacı ortaya çıkarmıştır.[39]

Günümüzdeki tek kutuplu dünyada, sert dengelemenin hem iç hem de dış biçimleriyle alakalı sorunlar ve zorluklar göz önüne alındığında yumuşak dengeleme, ikincil güçlerin askeri olmayan araçlarla tek kutuplu lider ABD'nin eylemlerini, stratejilerini ve tek taraflı kararlarını “geciktirmeye, engellemeye ve zayıflatmaya” çalışması için uygun bir seçenek olarak ortaya çıkmıştır.[40] Yumuşak dengelemeyi savunanlar, devletlerin bu tür bir dengelemeye girişmeleri için diplomasi, diplomatik koalisyonlar, uluslararası kurumlar ve anlaşmalar, toprak reddi gibi devletçilik mekanizmalarının yanı sıra ekonomik girişimler ve süper gücü sürecin dışında bırakan çok taraflı ve bölgesel ekonomik çabalar da dahil olmak üzere bir dizi mekanizma önermişlerdir.[41][42]

ABD'nin üstünlüğü son on yıllarda dengelenmemiştir çünkü süper güç başkalarının egemen varlığına hükmetmek ya da meydan okumak yerine herkesin güvenliğini ve özerkliğini teşvik eden saldırgan olmayan yaklaşımlar sergilemiştir.[42][43] Bununla beraber, özellikle Bush yönetimi altında artan ABD tek taraflılığının, iyi huylu süper güç imajını değiştirdiği ve yabancı hükûmetleri hırsları konusunda tedirgin ettiği ileri sürülmektedir. En önemlileri Kyoto Protokolü’nün terk edilmesi, Anti-Balistik Füze Antlaşması’ndan çekilme ve en önemlisi ise diğer devletlerin büyük muhalefetine rağmen 2003 yılında Irak'ta savaşa girmek kararı olan bir dizi saldırgan ve tek taraflı dış politika, ikincil güçlerin ABD'nin gücünü kısıtlamaya ve “sınırsız bir küresel hegemon” olmasını engellemeye yönelik dolaylı yumuşak dengeleyici stratejiler izlemesine yol açmıştır.[44]

Irak işgali genellikle büyük devletleri kendi güvenliklerini yeniden düşünmeye ve tek kutba karşı yumuşak dengelemeye başvurmaya iten kilit olaylardan birisi olarak kullanılır çünkü sadece haydut devletler tarafından nükleer silahların yayılmasını durdurmayı amaçlayan bir strateji değil, toprak bütünlüğü normuna bir meydan okuma olduğu kanıtlanmıştır.[45] ABD'nin kendi dışındaki bir bölgeye saldırgan bir müdahalesi, ABD'nin üstünlüğüne ve önceliğine kimse tarafından meydan okunmamasını sağlamak için gerekli her türlü önlemi alma konusundaki kararlılığını göstermiştir.[46]

Geleceği

Yumuşak dengelem kavramı, nispeten yeni ve evrensel olarak kabul görmemiş olsa da gelecekte devletlerin dengelemede kullanacakları yöntem olarak şekillenmektedir. Uluslararası alandaki güç dengesine önemli bir değişiklik getirme ihtimali düşük olsa da büyük gücü kısıtlama ve ikincil güçlerin uluslararası meselelere katkıda bulunmalarına ve tek kutuplu bir liderin hakimiyeti altında özerkliklerini korumalarına izin verme potansiyeli göstermektedir.

Ancak bu, geleneksel sert dengelemenin geçmişte kaldığı anlamına gelmiyor. Gerçekten de hem siyasi hem de akademik çevrelerden yükselen güçlerin, yani Çin ve Hindistan'ın, güç, hakimiyet ve nihayetinde hegemonya mücadelesinde ABD'nin dengeleyicileri ve rakipleri olarak hızla ortaya çıktığına işaret eden bazı güçlü argümanlar ortaya çıkmaktadır. Yumuşak dengeleme ve tek kutuplu istikrar üzerine güçlü eleştiriler için Dall'Agnal'un argümanları kullanılır.[47] Yazarın temel argümanı, Waltz tarafından önerildiği şekliyle güç dengesinin Soğuk Savaş sonrası dönem için hala geçerli olduğudur.

Çin şüphesiz en güvenilir güç olarak ortaya çıkmaktadır ve önümüzdeki on ya da yirmi yıl içinde güç dengesini ABD'nin üstünlüğünden uzaklaştıracak en büyük potansiyele sahiptir. Çin, ABD'ye karşı “zorlu bir siyasi, stratejik ve ekonomik rakip” olarak ortaya çıkmış ve ABD'nin bölgesel ve küresel liderliğine giderek daha fazla meydan okumaya başlamıştır.[48] Esas olarak ekonomik refaha odaklanan barışçıl yükseliş iddialarına rağmen dünya Çin'in askeri genişleme ve modernizasyonunun giderek daha fazla farkına varmakta ve endişelenmektedir.[49] Çin'in askeri bütçesi bir önceki yıla göre 2008'de %17,5 ve 2009'da %18,5 artmıştır.[50] Çin'in ekonomik ve askeri büyümesinin iç dengeleme mantığına nasıl karşılık geldiğini görünce “barışçıl büyüme” iddiasının mevcut dünya düzeni ve güç dengesine bir meydan okuma anlamına geldiğinden giderek daha fazla şüphelenilmesi şaşırtıcı değildir. Buna ek olarak, bölgesel ortaklıklar ve anlaşmalardaki büyümenin merkezinde Çin'in yer aldığı ve ABD'nin katılım dışında bırakıldığı yeni bir bölgesel entegrasyonu dengelemesi gibi yumuşak dengeleme mekanizmaları da tespit edilebilir,[51] bunun en önemli örneği Ocak 2010'dan bu yana kurulan ASEAN-Çin Serbest Ticaret Bölgesi'dir. Yeni büyük güçlerin ortaya çıkmasının, bu güçlerin tek kutuplu lideri dengelemeyi seçme düzeyi ve yoğunluğu ne olursa olsun güç dengesi dinamiklerine değişiklikler getireceği kesindir. Çin ve diğer büyüyen devletler ABD'yi dengelemekten kaçınsalar bile, ekonomilerinin, kabiliyetlerinin ve askerî güçlerinin büyüklüğü, gelecekte ABD'nin stratejik hareket özgürlüğü, etkileme, hükmetme ve güç yansıtma kabiliyeti üzerinde şüphesiz bazı kısıtlamalar yaratacaktır.

Kaynakça

  1. ^ Jack S. Levy, "What do Great Powers Balance Against and When?" in T.V. Paul, J.J. Wirtz and M. Fortmann (eds) Balance of Power: Theory and Practice in the 21st Century (Stanford: Stanford University Press, 2004), 37.
  2. ^ Pape, Robert A. (July 2005). "Soft Balancing against the United States". International Security (İngilizce). 30 (1). ss. 7-45. doi:10.1162/0162288054894607. ISSN 0162-2889. JSTOR 4137457. 
  3. ^ Kenneth N. Waltz, "Realism and International Politics" (New York: Routledge, 2008), 137.
  4. ^ Stephen G. Brooks and William C. Wohlforth, "World out of Balance" (Princeton: Princeton University Press, 2008), 22.
  5. ^ Kenneth N. Waltz, "Theory of International Relations" (Addison-Wesley Publishing, 1979).
  6. ^ Waltz, "Theory of International Relations", 122.
  7. ^ Kenneth N. Waltz, "Man, the State and War" (New York: Columbia University Press, 1959), 188.
  8. ^ John J. Mearsheimer "The Tragedy of the Great Power Politics", in Anarchy and the Struggle for Power (New York: Norton, 2001), 30.
  9. ^ Waltz, "Man, the State and War", 160.
  10. ^ a b c Waltz, "Theory of International Relations", 118.
  11. ^ Waltz, "Theory of International Relations", 111.
  12. ^ Waltz, "Man, the State and War", 210.
  13. ^ Waltz, "Theory of International Relations", 168
  14. ^ 15. William C. Wohlforth, Stuart J. Kaufman and Richard Little, "Introduction: Balance and Hierarchy in International System", in William C. Wohlforth, Stuart J. Kaufman and Richard Little (eds) The Balance of Power in World History, (New York: Palgrave Macmillan, 2007), 9-10.
  15. ^ Waltz, "Theory of International Relations", 168.
  16. ^ Wohlforth et al. "Introduction", 9.
  17. ^ Stephen Walt, "Alliance Formation and the Balance of World Power", International Security, 9: 4 (1985): 4.
  18. ^ Thazha Varkey Paul, "Soft Balancing in the Age of U.S. Primacy", International Security, 30: 1 (2005): 52.
  19. ^ a b Waltz, "Theory of International Relations", 127.
  20. ^ Walt, "Alliance Formation", 5.
  21. ^ Walt, "Alliance Formation", 15.
  22. ^ Walt, "Alliance Formation and the Balance of World Power".
  23. ^ Walt, "Alliance Formation", 9.
  24. ^ Walt, "Alliance Formation", 10.
  25. ^ Walt, "Alliance Formation", 11.
  26. ^ Walt, "Alliance Formation", 12.
  27. ^ Walt, "Alliance Formation", 7.
  28. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 15.
  29. ^ Robert Jervis, "Cooperation Under the Security Dilemma", World Politics, 30: 2 (1978): 160
  30. ^ Jeffrey W. Taliaferro, "Security Seeking under Anarchy: Defensive Realism Revisited", International Security, 25: 3 (2000): 129.
  31. ^ Mearsheimer, "The Tragedy of the Great Power Politics", 33.
  32. ^ Waltz, "Theory of International Relations", 105.
  33. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 16.
  34. ^ Brooks & Wohlforth, "World out of Balance", 35-36.
  35. ^ Mancur Olson, "The Logic of Collective Action: Public Goods and the Theory of Groups", (Harvard University Press, 1971), 2-3.
  36. ^ Olson, "The Logic of Collective Action", 21.
  37. ^ Brooks & Wohlforth, "World out of Balance", 22.
  38. ^ Brooks & Wohlforth, "World out of Balance", 23.
  39. ^ a b Waltz, "Realism and International Politics", 214.
  40. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 10, 17.
  41. ^ Paul, "Soft Balancing in the Age of U.S. Primacy"
  42. ^ a b Paul, "Soft Balancing in the Age of U.S. Primacy", 53.
  43. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 7.
  44. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 35.
  45. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States"
  46. ^ Pape, "Soft Balancing against the United States", 25.
  47. ^ Dall'Agnol, Augusto C. Dall&#39, Augusto César (2018). "Balancing in unipolarity: who is afraid of balance of power?". Brazilian Journal of International Relations. 7 (3). s. 494. doi:10.36311/2237-7743.2018.v7n3.04.p494. 16 Ocak 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Şubat 2024.  Vol. 7, No. 3 (2018), pp. 494-515.
  48. ^ Barry Desker, "New Security Dimensions in the Asia-Pacific", Asia-Pacific Review, 15: 1 (2008): 62.
  49. ^ Sheldon W. Simon, "Alternative Visions of Security in the Asia Pacific", Pacific Affairs, 69: 3 (1996): 386.
  50. ^ 54. The People's Republic of China - Information Office of the State Council. "China's National Defence in 2010 – White Paper" (2011), 32. [Available from: [1]]
  51. ^ Evelyn Goh, "Great Powers and Hierarchical Order in Southeast Asia Analyzing Regional Security Strategies", International Security, 32: 3 (2007): 140.

Kaynakça

  • Brooks, Stephen G. and Wohlforth, William C. "World out of Balance" (Princeton: Princeton University Press, 2008).
  • Desker, Barry. "New Security Dimensions in the Asia-Pacific", Asia-Pacific Review, 15: 1 (2008): 56–75.
  • Goh, Evelyn. "Great Powers and Hierarchical Order in Southeast Asia Analyzing Regional Security Strategies", International Security, 32: 3 (2007): 113–157.
  • Jervis, Robert. "Cooperation Under the Security Dilemma", World Politics, 30: 2 (1978): 186–214.
  • Levy, Jack S. "What do Great Powers Balance Against and When?" in T.V. Paul, J.J. Wirtz and M. Fortmann (eds) Balance of Power: Theory and Practice in the 21st Century (Stanford: Stanford University Press, 2004).
  • Mearsheimer, John J. "The Tragedy of the Great Power Politics", in Anarchy and the Struggle for Power (New York: Norton, 2001), 29–54.
  • Olson, Mancur. "The Logic of Collective Action: Public Goods and the Theory of Groups", (Harvard University Press, 1971).
  • Pape, Robert A., "Soft Balancing against the United States", International Security, 30: 1 (2005): 7-45.
  • Paul, T.V. "Soft Balancing in the Age of U.S. Primacy", International Security, 30: 1 (2005): 46-71
  • The People's Republic of China - Information Office of the State Council. "China's National Defence in 2010 – White Paper" (2011). Available from: [2]
  • Simon, Sheldon W. "Alternative Visions of Security in the Asia Pacific", Pacific Affairs, 69: 3 (1996): 381–396.
  • Taliaferro, Jeffrey W. "Security Seeking under Anarchy: Defensive Realism Revisited", International Security, 25: 3 (2000): 128–161.
  • Walt, Stephen. "Alliance Formation and the Balance of World Power", International Security, 9: 4 (1985): 3-43.
  • Waltz, Kenneth N. "Man, the State, and War" (New York: Columbia University Press, 1959).
  • —, "Theory of International Relations" (Addison-Wesley Publishing, 1979).
  • —, "Realism and International Politics" (New York: Routledge, 2008), 137;
  • Wohlforth, William C., Stuart J. Kaufman and Richard Little, "Introduction: Balance and Hierarchy in International System", in William C. *Wohlforth, Stuart J. Kaufman and Richard Little (eds) The Balance of Power in World History, (New York: Palgrave Macmillan, 2007).

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">John Mearsheimer</span> Amerikalı siyasetbilimci

John J. Mearsheimer Chicago Üniversitesi'nde görev yapan bir Amerikalı Siyaset Bilimi profesörüdür.

Büyük güç veya eski adıyla Düvel-i Muazzama. Genel olarak bu terim, ekonomileri, dış siyasetleri ve askerî güçleri ile küresel alanda etkisi olan devletleri kapsamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Askerî ittifak</span> askerî işbirliği amacıyla farklı devletler arasındaki ittifak

Askerî ittifak, uluslararasında ulusal güvenlikle ilgili karşılıklı yükümlülükleri belirleyen resmi bir anlaşmadır. Bir ulusun saldırıya uğraması durumunda, ittifak üyeleri genellikle doğrudan saldırıya uğramış olsalar bile savunmaya gelmekle yükümlüdürler. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana, askeri ittifaklar genellikle daha az agresif davranmış ve daha çok caydırıcı bir rol oynamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Nükleer caydırıcılık</span>

Nükleer caydırıcılık, Soğuk Savaş döneminde nükleer silahların kullanımı ile ilgili bir askerî stratejidir. Nükleer silahların yüksek yıkıcı gücünden dolayı bu nükleer silaha sahip bir güç sürpriz bir saldırıyla yok olmasına karşı korunması koşuluyla daha güçlü bir düşmanı caydırabilmektedir.

Neorealizm veya yapısal gerçekçilik, 1979'da Kenneth Waltz'un Uluslararası Politika Teorisi kitabının yayınlanmasıyla ilişkilendirilebilen uluslararası ilişkiler teorisinde bir eğilimdir. Waltz sistematik bir yaklaşımı savunuyor: uluslararası yapı devlet davranışında bir kısıtlama görevi görüyor, böylece sadece sonuçları beklenen eylem aralığına giren devletler hayatta kalıyor. Bu sistem, firmaların piyasaya dayalı bir dizi ürün ve miktar için fiyat belirledikleri bir mikroekonomik modele benzerdir.

Hegemonik İstikrar Teorisi (HİT), siyaset bilimi, ekonomi ve tarih alanlarındaki araştırmalara dayanan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. HİT, tek bir devlet egemen dünya gücü veya hegemon olduğunda uluslararası sistemin istikrarlı kalma olasılığının daha yüksek olduğunu öne sürer. Buna göre hegemonyanın sona ermesi uluslararası sistemin istikrarını azaltır. Hegemonyanın istikrarı için kanıt olarak, HİT savunucuları sık sık Pax Britannica ve Pax Americana'ya, ayrıca Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki istikrarsızlığa ve iki savaş arası dönemin istikrarsızlığına vurgu yapar.

Avrupa güç dengesi, uluslararası ilişkilerde tek bir gücün Avrupa kıtasının üzerinde hegemonya kurmasına izin verilmemesi gerektiği ilkesidir. Modern Çağ’ın büyük bir bölümünde bu denge, güç için mücadele eden az sayıda ve sürekli değişen ittifaklar sayesinde sağlanmış ve bu durum 20. yüzyılın başlarındaki Dünya Savaşları ile tepe noktasına ulaşmıştır. 1945’e gelindiğinde Avrupa liderliğindeki küresel hakimiyet ve rekabet sona ermiş ve Avrupa güç dengesi doktrini yerini modern süper güçler olarak Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin arasında dünya çapında bir güç dengesine bırakmıştır.

Saldırgan realizm, uluslararası ilişkilerde neorealist düşünceye ait yapısal bir teoridir ve siyaset bilimci John Mearsheimer tarafından savunmacı realizme tepki olarak ortaya atılmıştır. Saldırgan realizm, uluslararası sistemin anarşik doğasının uluslararası politikada saldırgan devlet davranışlarının teşvik edilmesinden sorumlu olduğunu savunur. Teori, büyük güçleri, uluslararası sisteme hükmetme yönündeki tutarlı amaçları doğrultusunda dengeleme stratejileri yerine sorumluluk yükleme ve kendi reklamını yapmaya öncelik veren yani gücü maksimize eden revizyonistler olarak tasvir ederek savunmacı realizmden temelde ayrılır. Teori, uluslararası ilişkilerin incelenmesi ve anlaşılması için önemli alternatif katkılar getirmekte ancak bir eleştiri konusu olmaya devam etmektedir.

Savunmacı realizm ya da savunmacı neorealizm, uluslararası ilişkilerde neorealizm ekolünden yapısal bir teoridir. Teori, siyaset bilimci Kenneth Waltz’un Uluslararası Politika Teorisi’nde temellenmektedir. Waltz, uluslararası sistemin anarşik yapısının, devletleri millî güvenliklerini sağlamak için ılımlı ve çekingen politikalar izlemeye teşvik ettiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık, saldırgan realizm ise devletlerin tahakküm ve hegemonya yoluyla güvenliklerini sağlamak için güçlerini ve etkilerini en üst düzeye çıkarmaya çalıştıklarını varsaymaktadır. Savunmacı neorealizm, saldırgan neorealistler tarafından teşvik edilen saldırgan politikaların devletlerin güç dengesi teorisine uyma eğilimini bozduğunu ve birincil hedef olarak iddia ettikleri güvenlik durumunu bozduğunu ileri sürer. Savunmacı realizm ne devletlerarası çatışmanın gerçekliğini ne de devlet genişlemesi için politikaların varlığını reddeder, ancak bu teşviklerin düzensiz olduğunu ileri sürerler. Savunmacı neorealizm, çatışmanın patlak vermesini açıklamak için güvenlik ikilemine, coğrafya gibi “yapısal değişkenlere” ve elitlerin inanç ve algılarına işaret eder.

Uluslararası ilişkiler teorisinde anarşi kavramı, dünyanın herhangi bir üst otoriteden veya egemenden yoksun olduğu fikrine dayanır. Anarşik bir devlette anlaşmazlıkları çözebilecek, hukuku uygulayabilecek veya uluslararası politika sistemini düzenleyebilecek hiyerarşik olarak üstün, zor kullanma tekeline sahip bir güç yoktur. Uluslararası ilişkilerde de anarşi, teorinin başlangıç noktası olarak kabul edilir.

Offshore dengeleme, uluslararası ilişkilerde realist teoride kullanılan stratejik bir kavramdır. Büyük bir gücün, potansiyel olarak düşman güçlerin yükselişini kontrol etmek için tercih edilen bölgesel güçleri kullandığı bir stratejiyi tanımlar. Bu strateji ABD'deki baskın büyük strateji olan liberal hegemonya ile zıttır. Offshore dengeleme, büyük bir gücün karadaki pozisyonlarından çekilmesi ve offshore kabiliyetlerini dünyanın üç kilit jeopolitik bölgesine odaklamasını gerektirir: Avrupa, Basra Körfezi ve Kuzeydoğu Asya.

<span class="mw-page-title-main">Güç dengesi (uluslararası ilişkiler)</span>

Uluslararası ilişkilerde güç dengesi teorisi, devletlerin herhangi bir devletin diğerlerine üstünlük kuracak kadar askerî güç kazanmasını önleyerek hayatta kalmalarını güvence altına alabileceğini öne süren teoridir. Teori, bir devlet çok daha güçlü hale gelirse daha zayıf komşularından yararlanacağını ve böylece onları savunma amaçlı bir koalisyona iteceğini öngörür. Bazı realistler, rakip koalisyonlar arasında güç dengesi olduğunda saldırganlığın karlı olmamasından dolayı güç dengesi sisteminin, baskın bir devletin olduğu bir sistemden daha istikrarlı olduğunu savunurlar.

Yumuşak dengeleme, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, özellikle de 2003 Irak Savaşı sonrasında ortaya çıkan askeri olmayan dengeleme biçimlerini tanımlamak için kullanılan, güç dengesi teorisine yakın zamanda eklenen bir kavramdır. Bir strateji olarak yumuşak dengeleme Robert Pape ve T. V. Paul’un çalışmalarına dayandırılır. Stephen Brooks, William Wohlforth ve Augusto Dall’Agnol tarafından ise eleştirilmiştir. Yumuşak dengeleme Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi birçok gelişmekte olan ülkede uygulanmıştır. Çoğu ülkenin ortak paydası güçlü bir askeri güce sahip olmamalarıdır, bu nedenle saldırgan güç yerine iç güç kullanmaktadırlar.

Uluslararası Politika Teorisi, Kenneth Waltz’un uluslararası ilişkileri açıklamak için yapısal realist bir teori olan neorealizmi oluşturduğu 1979 tarihli uluslararası ilişkiler teorisi kitabıdır. Waltz, neoklasik ekonomi teorisini dikkate alarak uluslararası siyasi sistemin temel “düzenleyici ilkesinin” anarşi olduğunu ve bunun da “işlevsel olarak farklılaşmamış”, “üstlük ve astlık ilişkilerinden” yoksun, yalnızca farklı yetenekleriyle ayırt edilen bireysel devlet aktörlerinin varlığıyla tanımlandığını ileri sürmüştür.

Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi, Amerikalı akademisyen John Mearsheimer’ın 2001 yılında yayınladığı uluslararası ilişkiler teorisi konulu kitabıdır. Mearsheimer, “saldırgan realizm” teorisini, temel varsayımlarını, erken dönem realist teoriden evrimini ve öngörü kabiliyetini belirterek açıklamakta ve savunmaktadır. Kitaptan uyarlanan bir makale daha önce Foreign Affairs dergisinde yayınlanmıştır.

Tehdit dengesi teorisi, Stephen M. Walt tarafından 1985 yılında International Security dergisinde yayınlanan “Alliance Formation and the Balance of World Power” adlı makalesinde ortaya atılmıştır. Daha sonra “The Origins of Alliances” (1987) adlı kitabında daha da detaylandırılmıştır. Teori, neorealist uluslararası ilişkiler okulundaki popüler güç dengesi teorisini değiştirmiştir.

Uluslararası ilişkilerde eklemlenme ya da yandaşlık veya peşine takılma bir devletin daha güçlü, hasım bir güçle ittifak kurması ve birlikte ele geçirdikleri ganimetlerden daha güçlü hasmın orantısız bir şekilde kazanç sağladığını kabul etmesiyle ortaya çıkar. Bu nedenle bu eklemlenme durumu, kendilerini zayıf bir konumda bulan devletler tarafından kullanılan bir stratejidir. Mantık, silahsız ve zayıf bir devletin daha güçlü bir düşmanla aynı safta yer almasını öngörür çünkü güçlü olan zaten istediğini zorla alabilir. Thukididis'in meşhur “güçlüler yapabileceklerini yapar, zayıflar ise çekmeleri gerekeni çeker” sözü eklemlenme (bandwagoning) stratejisinin özünü yansıtır.

Prangalanmak (chain-ganging), uluslararası ilişkiler alanında, birkaç devletin ittifak veya koalisyonlarla katılması nedeniyle devletlerarası çatışma olasılığının yükselmesini tanımlayan bir terimdir.

<span class="mw-page-title-main">Klasik realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Klasik realizm, realist düşünce okulundan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. Realizm şu varsayımlarda bulunur: devletler uluslararası ilişkiler sisteminin ana aktörleridir, uluslararası bir uluslararası otorite yoktur, devletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder ve devletler kendilerini korumak için güce ulaşmaya çalışır. Klasik realizm, devlet davranışını ve devletlerarası çatışmanın nedenlerini açıklamada insan doğasını ve iç politikayı özel bir vurgu yapmasından dolayı diğer realizm türlerinden ayrılır. Klasik realist teori, insan doğasına dair kötümser bir bakış açısını benimser ve insanların doğası gereği iyiliksever olmadığını ve bunun yerine çıkarcı olduklarını, korku ya da saldırganlıkla hareket ettiklerini savunur. Ayrıca, bu insan doğasının uluslararası anarşi nedeniyle devletler tarafından uluslararası politikaya yansıtıldığını vurgular.

Liberal kurumsalcılık, devletler arasında uluslararası işbirliğinin mümkün ve sürdürülebilir olduğunu ve bu işbirliğinin çatışma ve rekabeti azaltabileceğini savunan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. Neoliberalizm, liberalizmin gözden geçirilmiş bir versiyonudur. Neorealizm ile birlikte liberal kurumsalcılık, uluslararası ilişkilere yönelik en etkili iki çağdaş yaklaşımdan biridir.