İçeriğe atla

Delik iddiası

Kontrol Edilmiş

Delik iddiası, genel izafiyet kapsamında Einsten’ı, ünlü alan formülünü geliştirirken sekteye uğratan net bir ikilemdir.

Bazı fizik filozofları bahsedilen delik iddiasını çok katmanlı özdekçilik, olayların çok katmanlılığının uzay–zaman sürekliliğinde içinde barındırdığı maddeden bağımsız olarak bulunması ilkesi hakkında bir soru işareti oluşturmak için kullanmıştır. Diğer filozof ve fizikçiler ise bu gözleme katılmamış ve delik iddiasını ölçümde değişmezlik ve sabitlik konusunda bir karmaşa olarak nitelendirmiştir.

Einstein’in Solucan Deliği İddiası

Olağan bir alan formülünde, alanı yaratan kaynağın bilinmesi her yerde alanın bilinmesine olanak sağlar. Örneğin, uygun sınır koşulları, akım ve yük özkütleleri sağlandığı takdirde, Maxwell’in eşitlikleri elektrik ve manyetik alanı belirlemede kullanılabilir. Vektör potansiyeli ölçümlerin rastgele seçimine bağlı olduğundan, eşitlikler vektör potansiyelini belirlemede kullanılmaz.

Einstein yerçekimi eşitliklerinin genellikle eşdeğişkenli olmasından ötürü, ölçümlerin uzay–zamandaki koordinatların bir fonksiyonu olarak kaynağa özgü bir biçimde belirlenemeyeceğini belirtmiştir. İddia ortadadır: güneş gibi bir yerçekimsel güç ele alınsın. Sonuç olarak metrik g(r) olarak tanımlanan bir yerçekimsel alan oluşur. Ardından r r' ye koordinat dönüşümü yapılır. Bahsedilen r’ güneşin içinde bulunan r yle aynı olmakla birlikte, güneşin dışında çıkıldığında r ve r aynı değildir. Güneşin içinde bulunan koordinat tanımları bu dönüşümden etkilenmez, fakat, güneşin dışında kalan koordinat değerlerinin fonksiyonel metrik formları değişim gösterir.

Bunun anlamı, güneş gibi tek bir kaynak, görünüşe göre farklı metriklerin kaynağı olabilir. Çözüm ise: nasıl ki ölçüm dönüşümü açısından birbirinden ayrılan iki farklı vektör potansiyeli birbirine denk ise, yalnızca koordinat dönüşümleri ile birbirinden farklılık gösteren iki alan fiziksel olarak birbirine denktir. Sonuçta, bütün bu birbirinden farklı alanlar aslında birbirinden kesinlikle farklı değildir.

Bu ikilem hakkında birçok varyasyon bulunmaktadır. Bir görüşe göre, bir miktar veri ile bir başlangıç değerlik yüzeyi ele alınır ve metrik zamanın bir fonsiyonu olarak bulunur. Ardından, koordinat dönüşümüyle birlikte noktalar başlangıç değerlik yüzeyinin geleceği civarına taşınır fakat ilk yüzeyi ve sonsuzluktaki herhangi bir noktayı etkilemez. Sonuçta, genel olarak eşdeğerlikli olan alan eşitlikleri geleceği, bu yeni koordinatça dönüştürülmüş metrikte aynı derecede doğru bir çözüm oluşturduğu için, özgün bir şekilde belirleyemez.

Anlaşıldığı üzere, başlangıç değeri sorunu genel izafiyet çözülemez. Bu durum, ölçüm değişimleri yapıldığında sadece yarının vektör potansiyelinin etkilenebileceğinden elektrodinamik konsepti içinde geçerlidir. Her iki durumda da çözüm, ölçümü düzeltmek için fazladan şartların kullanılmasıdır.

Einstein'ın yukarıda yer alan delik iddiası versiyonuna karşı çıkılması

Einstein'in yerçekimsel alan formüllerini ortaya çıkarması delik iddiası yüzünden gecikmiştir. Fakat, problem yukarıdaki kısımda bahsedildiği gibi değildir. 1912, Einstein'in "koordinatların anlamıyla mücadelesi'ne" başladığı yıldır. Koordinat değişimlerinden etkilenmediğini bildiği için tensoryal formüllerin peşine düşmüştür. Yerçekimsel alanın biçimini (tetrad ya da çerçeve alanı ya da metrik) ve verilmiş olan bir yerçekimsel alanda maddenin hareketinin formüllerini (uygun zamanı maksimize ettiren) bulmuştur. Açıkça bellidir ki, bunlar koordinat dönüşümü koşulları altında değişmezdir.

Kendisini rahatsız eden, kendi genel eşdeğerlilik prensibinin sonuçlarıdır ve takiben belirtilen nedenlerle ortaya çıkmıştır. [2] Genel eşdeğerliliğe göre, fizik yasaları bütün referans sisteminde aynı matematiksel formu almalı, aynı şekilde, yerçekimsel alanın alan formüllerindeki bütün koordinat sistemleri ve dolayısıyla bütün diferansiyel eşitlikler de aynı matematiksel formu kullanmalıdır. Bir diğer deyişle, verilen iki koordinat sisteminde (x ve y), İkisini de çözebilecek bir diferansiyel denkleme sahip olunduğunda, tek farklılık bir formülde x, diğerinde ise y'nin bağımsız parametre olarak alınmasıdır. Bunun anlamı, x koordinat sisteminde alan eşitliğini çözebilen bir metrik fonksiyon bulunduğu anda, x parametrelerini eşitlikte y parametreleri ile değiştirerek y koordinat sistemindeki alan eşitliği çözülebilir. Bu iki çözüm fonksiyonel açıdan aynı forma sahip olsalar da farklı uzay-zaman geometrileri gösterirler. Bahsedilen ikinci çözüm birincisine koordinat dönüşümüyle bağlantılı olmasa da bir çözüm olarak kabul edildiğinin altının çizilmesi gerekir. Einstein'ı rahatsız eden sorun: eğer bu koordinat sistemleri sadece t=0 dan sonra farklılık gösteriyorsa, iki çözüm vardır; başlangıç durumları aynıdır fakat t=0 dan sonra farklı geometriler gösterirler. Bu gözleme dayanarak Einstein üç yıl boyunca Hilbert'la amansız bir yarış halinde genelleştirilmemiş bir eşdeğerlilik alan formülü arayışına girişmiştir. [3]

Daha kesin olmak gerekirse, Einstein, maddenin bulunmadığı kapalı bir uzay-zaman bölgesinde delik adının verildiği bir alan dışında maddenin her yerdeki dağılımının bilindiği bir durum tasarladı. Ardından, varsayıma göre alan formülleri ile birlikte sınır koşulları, deliğin içindeki metrik alanın hesaplanmasını mümkün kılacaktır. Kişi, x ve y koordinatlarını deliğin içinde farklı olarak, fakat dışında aynı kabul edecektir. İddia yukarıdaki paragrafta bahsedildiği şekilde devam edecektir.

Bu iki çözüm aynı fonksiyonel biçime sahip olmalarından ötürü, aynı değerleri varsayar; sadece değerleri farklı yerlerde kabul ederler. Bundan ötürü, bir çözüm diğer çözümden metrik fonksiyonun yeni konfigürasyona aktif olarak uzay - zaman katmanlarının üzerine taşınmasıyla elde edilir. Bu difeomorfizm olarak adlandırılır, bazen, fizikçiler tarafından koordinat dönüşümünden ayırt edilmesi için aktif difeomorfizm olarak da kullanılır. Einstein genelleştirilmemiş bir eşdeğerlikli alan formülü bulma konusunda başarısızlığa uğramıştır fakat dönüşü delik iddiasını çözmesiyle şekillenir. Bu süreç, temelinde, metriğin uzay - zaman dağıtıcısının fiziksel olarak alakasız olduğunu ve uzay-zaman koordinatlarına bağlı olarak tanımlanan bireysel uzay - zaman noktalarının kendi içlerinde veya kendilerine ait fiziksel bir anlamlarının olmadığını öne sürerek her iki çözümün de birbirine fiziksel olarak denk olduğunu kabul ederek başlar (dağıtıcı özdekçiliği probleminin kaynağı budur). Mekan konusuna açıklık getirmek amacıyla Einstein, yukarıda bahsedilen durumu genelleştirerek iki yeni parçacık sunmuştur; böylelikle fiziksel noktalar (deliğin içindeki) kesişen dünya çizgileri kullanılarak tanımlanabilecektir. Bu prensibin çalışmasının sebebi ise parçacıkların ve aktif difeomorfizm etkisi altındaki metriğin beraber sürüklenebilmesidir. Bu parçacıklar olmadan fiziksel uzay-zaman noktaları (deliğin içindeki) tanımlanabilir değildir; aşağıda 'Einstein'in Çözümü' başlıklı bölümde Einstein'in alıntılarına göz atabilirsiniz.

Koordinat Değişmezliğinin Anlamı

Felsefi açıdan bakıldığında, konu hakkında hala çok fazla soru işareti bulunmaktadır. Eğer metrik bileşenler genel izafiyetin dinamik değişkenleri olarak düşünülürse, denklemlerin koordinatlar açısından değişmezliği kendi içerisinde bir anlam ifade etmeyecek hale gelir. Bütün fizik teorileri, koordinat dönüşümleri uygun bir şekilde gerçekleştirilirse değişmezdir. Maxvell'in denklemleri herhangi bir koordinat sistemi altında yazılabilir ve geleceği aynı şekilde tahmin edilebilir.

Fakat, rastgele seçilmiş bir koordinat sisteminde elektromanyetizmi formüle edebilmek için, özel bir koordinat sistemine ait olmayan bir uzay-zaman geometrisi tanımlanmalıdır. Bu tanım her bir noktadaki metrik tensörün tanımıdır veya hangi yakın vektörlerin birbirine paralel olduğunu tanımlayan bir bağlantıdır. Ortaya konan matematik obje, Minkowski metriği, farklı koordinat sistemlerinde farklı biçimler sergiler, ancak dinamiğin parçası değildir ve hareket kanunlarına uymaz. Elektromanyetik alan ne olursa olsun her zaman aynıdır. Kendisine etki gösterilmeden etki eder.

Genel izafiyette, geometrinin kendisini tanımlamada kullanılan her ayrık lokal değer kendine özgü hareket denklemleriyle birer lokal dinamik alandır. Hareket denklemlerinin mantıksal olarak bir anlam ifade etmesi gerektiğinden, bu durum konuya ciddi kısıtlamalar getirir. Geleceği başlangıç koşullarına göre belirlemeli, küçük oynamalarda dengesizlikler barındırmamalı ve küçük sapmalar için belirli bir pozitif enerji tanımlamalıdır. Eğer kişi, koordinat değişmezliğinin önemsiz bir şekilde doğru olduğu düşüncesini kabul ederse, koordinat değişmezliği prensibi temelde metriğin dinamik ve hareket denkleminin sabit bir arka plan geometrisi olmayacağını görür.

Einstein'in Çözümü

1915 yılında, Einstein delik iddiasının, uzay zamanının doğası hakkında bir varsayımda bulunduğunu fark etti: uzay-zamanda uzay-zaman koordinatıyla tanımlanan bir noktanın yerçekimsel alan değeri hakkında konuşmanın mantıklı olduğu (sadece koordinat dönüşümlerine kadar). Daha açık olmak gerekirse, yerçekimsel alanın fiziksel özellikleri hakkında konuşmanın mantıklı olduğunu belirtir. Örneğin, bir uzay-zaman noktasında düz veya kavisli olması (Bu yerçekimsel alanın koordinatlardan bağımsız olan bir özelliğidir). Bu varsayım göz önüne alındığında, genel değişmezlik belirlenimcilik ile uyumlu hale gelmiştir. Bütün parçacıkların yörüngeleri yeniden hesaplandıktan sonra, aktif difeomorfizm ile birbirinden geometrik olarak farklı görünen iki yerçekim alanının etkileşimi her aktif difeomorfizm altında aynı değeri alan yerçekim alanına göre açık bir şekilde fiziksel konumlarını tanımlar. [4] (Eğer iki metrik arasındaki ilişki sadece koordinat dönüşümüyle alakalı ise parçacıkların dünya çizgileri aktarılmaz; bunun sebebi her iki metriğin aynı uzay - zaman geometrisi göstermesi ve dünya çizgilerinin geometrik olarak maksimum uygun zaman göre bir yörünge ortaya çıkarmasıdır - sadece aktif difeomorfizm ile geometri ve yörüngeler değiştirilebilir). Bu fizik yasalarında ölçüm değişmezliği prensibinin oluşturduğu ilk açık ifadedir.

Einstein'in inanışına göre delik iddiasıyla verilebilecek en anlamlı konum ve zaman tanımı maddenin kendisiyle yapılabilir. Birinin noktaya verdiği anlamın belirsiz olmasından ötürü, uzay-zamanda tek bir nokta kendi içinde bir anlam ifade etmez. Uzay-zaman noktalarının fiziksel önemi ancak maddenin uzay-zaman boyunca ilerlemesiyle elde edilebilir. Kendi sözleriyle:

"Bütün yaptığımız uzay-zaman doğrulamaları değişmez ve kararlı bir şekilde uzay- zamanda gerçekleşen tesadüflerle alakalıdır. Eğer, örneğin, olaylar sadece materyal noktalarının hareketini içerseydi, iki veya daha fazla noktanın buluşmasından başka bir şey gözlenemezdi."

Kendisi bunu genel izafiyetin en derin anlayışı olarak kabul etmiştir. Muhabirler tarafından teorisini özetlemesi istenildiğinde:

"Benden önceki araştırmacılar, eğer evrendeki bütün madde ortadan kaldırılırsa sadece uzay ve zamanın kalacağına inandı. Teorimin kanıtladığı üzere uzay ve zaman maddeyle beraber yok olur."

Genel olarak aktif difeomorfizm altında değişmez olan, dolayısıyla ölçüme değişmezlik katan, aktif difeomorfizm altında madde ve yerçekimsel alanın beraber sürüklenmesinden ötürü, aynı konumda yer alan maddenin ve yerçekimsel alanın değerleri arasındaki rastlantıdır. Rastlantılardan çıkarılabilecek düşüncelerden biri maddenin yerçekimsel alana göre konumlanmasıdır. Carlo Rovelli 23 Kasım 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.'ye göre: "Uzay-zamanda alan yoktur: alanlar üstünde alanlar vardır." [2] Bu söylem aslında "Sahne kaybolur ve oyunculardan birisi haline dönüşür" demektir; Uzay - zaman, fiziğin etkisi altındaki bir kap olarak düşünülürse herhangi bir fiziksel anlamı olmadığı görülür ve yerçekimsel etkileşim dünyayı oluşturan alanlardan sadece bir tanesi olarak sunulur.

Einstein yarattığı çözüm için "en uç beklentilerimin ötesinde" açıklamasını yapmıştır."

Kuantum yerçekimi’nin altyapıdan bağımsızlığıyla ilgili birkaç teorinin çıkarımı

Döngüsel kuantum yerçekimi 16 Kasım 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., klasik yerçekiminin temel prensiplerini kuantum mekaniğinin temel özelliklerini minimumda tutarak yeni hipotezler üretmeye ihtiyaç duymadan birleştirmeye yönelik bir yaklaşım çabasıdır. Döngüsel kuantum gravitesiyle ilgilenen insanlar altyapıya olan bağımsızlığı yerçekimini sayısallaştırma yolunda önemli bir ilke olarak görürler - eğer geometriyi (=yerçekimi) gerçek anlamda sayısallaştırıyorsak, kuantum teorisi tarafından korunması gereken klasik bir simetridir. Hemen ortaya çıkan sonuç ise, küçük ve büyük mesafelerde, ölçüm eşitliğine sahip olan bir metrik fonksiyonun diğerinin ilkine ilişkili olarak aktif difeomorfizm koşulları altında yerini alabileceğinden dolayı, LQG nin mor ötesi ışınlar bakımından sonlu olduğudur. Fakat, daha net bir argüman sunulabilir. [5] Geleneksel olarak LQG nin sonlu olduğunun bütün madde biçimlerindeki doğrudan kanıtı Thiemann tarafından sağlanmıştır. [6] Fakat, bir referans sisteminin (spin foam 1 Kasım 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Feynman'ın yol integralini elde etmek amacıyla kullanılan yaklaşımlardan birisinde iki boyutlu yüzlerin toplanması gerektiğini savunan topolojik bir yapı) konuya dahil edilmesinden ötürü döngüsel kuantum yerçekiminin altyapıdan bağımsızlığının ortadan kalktığı belirtilmektedir.

Nasıl ki pertürbatif genel izafiyet altyapıdan açıkça olmasa da bağımsız değil ise, Pertürbatif sicim kuramı (pertürbatif olmayan birkaç formülasyona ek olarak), sonsuzluktaki sınır koşullarına bağlı olmasından ötürü, altyapıdan bağımsız değildir. Fakat, sicim kuramının bazı kısımlarında, en önemlisi AdS/CFT’de, açıkça altyapıdan bağımsız olarak formülleştirmeler yapılmıştır. Sicim kuramının genel olarak, her ne kadar birçok kullanışlı formülleştirme tersini gösterse de, altyapıdan bağımsız olduğu belirtilmektedir. [7] Karşıt bir görüş için Smolin'e göz atınız. [8]

Ayrıca bakınız

  • Uzay ve Zaman Felsefesi

Kaynakça

1. See pages 65–66 of Rovelli's book Quantum Gravity https://en.wikipedia.org/wiki/Hole_argument11 Haziran 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (Rovelli'nin Kuantum Yerçekimi kitabında sayfa 65 - 66 ya göz atınız)

2. See Rovelli's book on Quantum Gravity (Rovelli'nin Kuantum Yerçekimi ile ilgili kitabına göz atınız)

3. See page 68 of Rovelli's book Quantum Gravity (Rovelli'nin Kuantum Yerçekimi kitabında sayfa 68 e göz atınız)

4. See diagram on page 69 of Rovelli's book, Quantum Gravity. (Rovelli'nin Kuantum Yerçekimi kitabında sayfa 69 daki şemaya göz atınız)

5. See page 21 of Lee Smolin, Recent Developments in Non-Perturbative Quantum Gravity, hep-th/9202022 (http://uk.arxiv.org/pdf/hep-th/920202210 Haziran 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.) (Pertürbatif olmayan Kuantum Yerçekimindeki Güncel Gelişmeler)

6. Thomas Thiemann, Modern Canonical Quantum General Relativity, Cambridge University Press (Modern Geleneksel Kuantum Genel İzafiyet)

7. Joe Polchinski on the String Debates (http://blogs.discovermagazine.com15 Kasım 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. /cosmicvariance/2006/12/07/guest- blogger-joe-polchinski-on-the-string-debates/) "In string theory it has always been clear that the physics is background-independent even if the language being used is not, and the search for a more suitable language continues." (Joe Polchinski sicim tartışması üzerine, "Her ne kadar üzerinde kullanılan dil değilse de, fizikte sicim teorisi her zaman için altyapıdan bağımsız olmuştur. Daha uygun bir dil için arayış devam etmektedir".)

8. Lee Smolin, The case for background independence, hep-th/0507235 (http://uk.arxiv.org/pdf/hep-[] th/0507235) (Altyapıdan bağımsızlık olgusu)

• Albert Einstein, H. A. Lorentz, H. Weyl, and H. Minkowski, The Principle of Relativity (1916). (İzafiyet Prensibi)

• Carlo Rovelli, Quantum Gravity (Kuantum yerçekimi), Published by Cambridge University Press Year=2004 ID=ISBN 0-521-83733-2. A preliminary version can be downloaded for free at http://www.cpt.univ- 20 Şubat 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. mrs.fr/~rovelli/book.pdf.

• Norton, John, The Hole Argument (Delik İddiası), (http://plato.stanford.edu/27 Aralık 1996 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. archives/spr2004/entries/spacetime-holearg), The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2004 Edition), Edward N. Zalta (ed.)

• d'Inverno, Ray (1992). Introducing Einstein's Relativity. (Einstein'in İzafiyetine Giriş) Oxford: Oxford University Press. ISBN 0-19-859686-3. See section 13.6.

• Physics Meets Philosophy at the Planck Scale (Planck düzeyinde fiziğin felsefe ile buluşması) (Cambridge University Press).

• Joy Christian (http://www.perimeterinstitute.ca/index.php15 Mayıs 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.? option=com_content &task=view&id=30&Itemid=72&e=Long%20Term%20Visitors&cat_id=453&cat_table=3&e=Joy%20Christian%20&f=3&name=Joy%20Christian%20&resident_id=4625), Why the Quantum Must Yield to Gravity (Kuantum neden yerçekimine boyun eğmeli), e-print available as gr-qc/9810078 (http://arxiv.org/abs/gr-qc/981007816 Aralık 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.). Appears in Physics Meets Philosophy at the Planck Scale (Cambridge University Press).

• Carlo Rovelli and Marcus Gaul, Loop Quantum Gravity and the Meaning of Diffeomorphism Invariance), (Döngüsel Kuantum Yerçekimi ve Difeomorfizmin Anlamı), e-print gr-qc/9910079 (http://arxiv.org/abs/gr-qc/9910079)‘den erişilebilir.

• Robert Rynasiewicz: The lessons of the hole argument (Delik iddiasının dersleri), Brit.J.Phil.Sci. vol. 45, no. 2 (1994), s. 407–437.

• Alan Macdonald, Einstein's hole argument (Einstein'in delik iddiası) (https://archive.today/20130223160058/http://link.aip.org/link/?AJPIAS/69/223/1) American Journal of Physics (Feb 2001) Vol 69, Issue 2, s. 223–225.

Dış Bağlantılar

• Norton, John D., "The Hole Argument") (Delik İddiası), (http://plato.stanford.edu/27 Aralık 1996 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. entries/spacetime-holearg/), The Stanford Encyclopedia of Philosophy, Edward N. Zalta (ed.). • Stachel, John "The Hole Argument and Some Physical and Philosophical Implications" (Delik iddiası ve Bazı Fiziksel ve Felsefi Öneriler) (http://www.livingreviews.org/lrr-2014-1 []), Living Rev. Relativity 17, (2014), 1.

İlgili Araştırma Makaleleri

Kütleçekim ya da çekim kuvveti, kütleli her şeyin gezegenler, yıldızlar ve galaksiler de dahil olmak üzere birbirine doğru hareket ettiği doğal bir fenomendir. Enerji ve kütle eşdeğer olduğu için ışık da dahil olmak üzere her türlü enerji kütleçekime neden olur ve onun etkisi altındadır.

<span class="mw-page-title-main">Genel görelilik</span> kütle-zaman ilişkisini tanımlayan teori

Genel görelilik teorisi, 1915'te Albert Einstein tarafından yayımlanan, kütleçekimin geometrik teorisidir ve modern fizikte kütle çekiminin güncel açıklamasıdır. Genel görelilik, özel göreliliği ve Newton'un evrensel çekim yasasını genelleştirerek, yerçekimin uzay ve zamanın veya dört boyutlu uzayzamanın geometrik bir özelliği olarak birleşik bir tanımını sağlar. Özellikle uzayzaman eğriliğine maruz kalmış maddenin ve radyasyonun, enerjisi ve momentumuyla doğrudan ilişkilidir. Bu ilişki, kısmi bir diferansiyel denklemler sistemi olan Einstein alan denklemleriyle belirlenir.

Solucan deliği, uzayzamandaki farklı noktaları birbirine bağlayan kurgusal bir yapıdır ve Einstein alan denklemlerinin özel bir çözümüne dayanır.

<span class="mw-page-title-main">Kuantum alan teorisi</span> hareketli parçacık sistemlerinin kuantizasyonuyla ilgilenen parçacık mekaniğiyle benzer olarak, alanların hareketli sistemlerine parçacık mekaniğinin uygulamasıdır

Kuantum Alan Teorisi (METATEORİ); Klasik Birleşik Alan (KAT) Teorilerini, Özel Görekliliği (SRT), Kuantum mekaniği (KM) teorilerini tek bir teorik çerçeve altında toplayan bir üst teoridir.

Kuantum kütleçekim kuramsal fiziğin bir dalı olup doğanın temel kuvvetlerinden üçünü tanımlayan kuantum mekaniği ile dördüncü temel kuvveti kütleçekimin kuramı olan genel göreliliğini birleştireceği düşünülen bir kuramdır.

<span class="mw-page-title-main">Beyaz delik</span> Kara deliklerin tersine hiçbir maddenin giremediği astronomik cisim

Beyaz delik ya da ak delik, kara deliğe düşen bir maddenin solucan delikleri aracılığıyla evrenin başka bir yerinde yeniden ortaya çıktığı noktalardır. Başka bir zamana veya başka bir Bebek Evren'e de açılabilirler. Kara delikler, içine düşen hiçbir şeyin kendisinden kaçamadığı cisimlerdir. Bunların tam tersi olan beyaz deliklere ise hiçbir madde giremez, yalnız kara deliğe düşen maddeler çıkabilir. Bu sebeple beyaz delik olarak adlandırılmışlardır. Bu konuda önemli çalışmalar yapmış olan teorik fizikçi Stephen Hawking, son makalesinde solucan deliklerinin ve beyaz deliklerin bulunmadığını savunmuştur. Genel görelilikte; beyaz delik, madde ve ışık kendisinden kaçabildiği halde dışarıdan girişe izin vermeyen uzayın varsayımsal bir bölgesidir. Bu anlamda, sadece dışarıdan giriş olabilen, madde ve ışığın kaçamadığı kara deliğin tersidir. Beyaz delikler, sonsuz kara delikler teorisiyle ortaya çıkar. Gelecekteki kara deliğe ek olarak, Einstein alan denkleminin bir çözümü geçmişinde bir beyaz deliğe sahiptir. Fakat, bu alan, yerçekimsel çöküş boyunca oluşturulan kara delikler için mevcut değil ve beyaz deliğin oluşmuş olabileceği bilinen bir fiziksel süreç de yok. Şimdiye kadar hiçbir beyaz delik gözlenmemiştir. Ayrıca, termodinamik yasaları der ki, evrenin net entropisi ya artar ya da sabittir. Bu kural beyaz deliklerin entropiyi düşürme eğilimleriyle ihlal edilir. Tıpkı kara delikler gibi, beyaz delikler de kütle, yük ve açısal momentum özelliklerine sahiptir ve diğer kütleler gibi maddeleri çekerler. Ama beyaz deliğe doğru düşen nesneler asla beyaz deliğin olay ufkuna tam olarak ulaşamazlar(Aşağıda tartışılan maksimum genişletilmiş Schwarzschild çözüm durumda bile, geçmişteki beyaz delik olay ufku, gelecekteki siyah delik olay ufku olur. Böylece, beyaz deliğe doğru düşen herhangi bir nesne, sonunda siyah delik ufkuna ulaşacaktır.) Yüzeyi olmayan, yerçekimsiz bir alan hayal edin. Bu durumda, yerçekimi ivmesi herhangi bir vücut yüzeyinde en fazladır. Ama kara deliklerin bir yüzeyi olmadığından, yerçekimi ivmesi katlanarak artar; fakat asla son değerine ulaşamaz çünkü tekillikte kabul edilen bir yüzel bulunmamaktadır. Kuantum mekaniklerinde, kara delik Hawking radyasyonu yayar ve böylece radyasyon gazıyla termal dengeye gelebilir. Stephen Hawking, termal dengedeki bir kara deliğin zaman tersinin yine termal dengedeki bir kara delik olduğunu savundu çünkü termal denge durumu, zaman- tersinir- değişmezdir. Bu da, beyaz deliklerle kara deliklerin aynı nesne olduğu anlamına gelebilir. Sonradan, sıradan bir kara delikten yayılan Hawking radyasyonu, beyaz delik ışıması olarak tanımlandı. Hawking'in yarı-klasik argümanı kuantum mekanik Ads/CFT benzeşmesinde yeniden oluşturuldu. Aynı zamanda Ads/CFT'de; zaman tersi kendisiyle aynı olan bir gauge teorisinde, anti-de Sitter'deki bir kara delik bir termal gazla açıklanır.

<span class="mw-page-title-main">Simetri (fizik)</span>

Fizikte eşbakışım (simetri), herhangi bir gözlenebilir büyüklük düşünüldüğünde belirli dönüşümler altında sistemin bazı özelliklerin değişmeyişini anlatır. Bir fizik siteminin eşbakışımı sistemin fizik veya matematik ile ilgili gözlemlenebilir veya içsel ve bazı etkenlerin değişmesi altında değişmeyen bir özelliğini ifade eder.

<span class="mw-page-title-main">Ayar teorisi</span> Fizikte bir teori

Ayar teorisi veya ayar kuramı, kuramsal fizikte temel etileşmeleri açıklar. Türkçede bazen yerelleştirilmiş bakışım kuramı olarak da geçer.

Galile değişmezliği ya da Galile göreliliği der ki; hareket kanunlarının hepsi eylemsiz çerçeve içinde olur. Galileo Galilei bu prensibi ilk olarak 1632'de İki Dünya Sistemi Hakkında Diyalog adlı kitabında kullanmıştır. Prensibi açıklarken gemi örneğini vermiştir. Sakin bir denizde, hiçbir yere çarpmadan sabit hızda giden gemide, güvertenin altında olan bir gözlemci geminin hareketsiz olduğunu ya da hareket edip etmediğini söyleyemez demiştir. Bir diğer güzel örnekse; Dünyamız Güneş'in etrafında saniyede yaklaşık olarak 30 kilometre/saniye hızla dönmektedir ve güvertedeki gözlemci gibi biz de Dünya hakkında teknik olarak bu eylemsiz çerçeve kuralına uymasa da aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Einstein'ın genel görelelik teorisine göre Schwarzschild metriği Einstein'ın alan denklemlerinin çözümüyle ortaya çıkmıştır. Küresel bir kütlenin dışındaki elektik yükü, angular momentumu ve evrensel kozmolojik sabiti sıfır varsayılan yerçekimsel alanı tarif eder. Bu çözüm yıldızlar veya gezegenler gibi düşük hızlarda dönen cisimler için oldukça yararlıdır. Dünya ve Güneş de bu cisimlere örnek olarak verilebilir. Bu çözüm ismini çözümünü 1916 yılında yayınlayan Karl Schwarzschild'den almıştır.

Fizikte kara delik termodinamiği, termodinamik kanunlarını kara deliğin olay ufkuyla bağdaştırmaya çalışan bir araştırma alanıdır. Kara delik ışınımının istatistiksel mekanik konusu, kuantum mekaniğinin gelişmesini sağlar. Kara delik ışınımının istatistiksel mekanik konusunu anlamaya çalışmak, bu konunun kuantum yer çekimi konusunu anlamamızda büyük etkisi olacaktır. Ayrıca holografi ilkesini anlamamızı sağlayacaktır.

Kerr–Newman metriği genel relativitide yüklü, dönen kütlelerin çevresindeki uzay zaman geometrisini tarif eden Einstein–Maxwell denklemlerinin çözümüdür. Bu çözüm astrofizik alanındaki fenomenler için pek faydalı sayılmaz çünkü gözlemlenebilen astronomik objeler kayda değer net yük taşımazlar. Bu çözüm uygulama alanı yerine daha çok teorik fizik ve matematiksel ilginin bir sonucudur..

<span class="mw-page-title-main">Genel göreliliğe giriş</span>

Genel görelilik veya genel izafiyet, 1907 ve 1915 yılları arasında Albert Einstein tarafından geliştirilen bir çekim teorisidir. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlenen kütleçekim etkisi uzayzamanın eğrilmesinden kaynaklanır.

Yerçekimi hızı, yerçekiminin klasik teorilerinde yerçekimi hızı, yerçekimsel alanın yayılmasıyla değişen hız olarak tanımlanmıştır. Yerçekimi hızı, enerji dağılımındaki ve maddenin momentumundaki değişimin belli bir uzaklıkta, ürettiği yerçekimsel alanda sonradan ortaya çıkan bir değişiklikle sonuçlandığı hızdır. Fiziksel olarak daha doğru bir yaklaşımla, "yerçekimi hızı" yerçekimsel dalganın hızını kasteder.

On dokuzuncu yüzyıldan beri, bazı fizikçiler doğanın temel kuvvetlerini dikkate alan tek bir kuramsal çerçeve geliştirmeye çabaladılar: birleşik alan teorisi. Klasik birleşik alan teorileri, klasik fizik temelinde bir birleşik alan teorisi yaratmaya çalıştı. Bir kısım fizikçi ve matematikçi tarafından, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki yıllarda, özellikle yerçekimi ve elektromanyetizmin birleştirilmesi konusunun hararetle peşinden koşuldu. Bu çalışmalar, diferansiyel geometrinin saf bir matematiksel gelişim olarak ortaya çıkmasını teşvik etti. Albert Einstein klasik birleşik alan teorisini geliştirmeye çabalayan pek çok fizikçi arasında en tanınmışıdır.

<span class="mw-page-title-main">Kütleçekimsel tekillik</span> koordinat sistemine bağlı olmayan gökcisminin yerçekimi alanının sonsuz olarak ölçüldüğü konum

Kütleçekimsel tekillik ya da uzay-zaman tekilliği koordinat sistemine bağlı olmayan gökcisminin yerçekimi alanının sonsuz olarak ölçüldüğü konum olarak tanımlanır. Bu nicelikler, maddenin yoğunluğunun da dahil olduğu uzay-zaman eğriliklerinin skaler değişmeyen nicelikleridir. Uzay zamanın normal kuralları tekillik içinde var olamaz.

Parçacık fiziğinde, kuantum alan teorisinin tarihi, 1920’lerin sonlarında elektromanyetik alanın kuantizesiyle çalışan Paul Dirac tarafından oluşturulması ile başlar. Teorideki başlıca gelişmeler 1950’lerde gerçekleşti ve bu gelişmeler kuantum elektrodinamiğinin (KED) başlangıcına neden oldu. KED çok başarılıydı ve “doğaldı”, çünkü aynı temel kavramları doğanın diğer kuvvetlerinde kullanılabilmek için yapılan denemeleri içeriyordu. Bu denemeler, parçacık fiziğinin modern standart modelini üreten güçlü ve zayıf nükleer kuvvetleri ayar kuramının uygulamasında başarılı olmuştu.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik teorisi</span> zamanın göreceli olduğunu söyleyen teori

Görelilik teorisi, Albert Einstein'ın çalışmaları sonucu önerilen ve yayınlanan, özel görelilik ve genel görelilik adlarında birbirleriyle ilişkili iki teorisini kapsar. Özel görelilik, yer çekiminin yokluğunda tüm fiziksel fenomenler için geçerlidir. Genel görelilik, yer çekimi yasasını ve bu yasanın diğer doğa kuvvetleri ile ilişkisini açıklar. Astronomi de dahil olmak üzere kozmolojik ve astrofiziksel alem için geçerlidir.

<span class="mw-page-title-main">Kuantum termodinamiği</span>

Kuantum termodinamiği, iki bağımsız fiziksel teori olan termodinamik ve kuantum mekaniği arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu iki bağımsız teori, ışık ve maddenin fiziksel olaylarını ele alır. 1905'te Albert Einstein, formülünü elde ederek, termodinamik ve elektromanyetizma arasındaki tutarlılık gereksinimi dolayısıyla ışığın kuantumlanıyor olması gerektiği sonucuna vardı. Einstein'ın bu durumu ortaya koyduğu makale, kuantum teorisinin şafağıdır. Kuantum teorisi, Einstein'ın makalesinin yayımlanmasını takip eden birkaç on yıl içerisinde bağımsız bir dizi kuralla kabul gören bir teori hâline geldi. Kuantum termodinamiği, kuantum mekaniğinden termodinamik yasaların ortaya çıkışını ele almaktadır. Termodinamik dengede bulunmayan dinamik süreçleri ele alışında, istatistiksel kuantum mekaniğinden farklılık gösterir. Buna ek olarak, kuantum termodinamiği teorisinin tek başına bir kuantum sistemine uygulanabilir olması için bir arayış vardır.

Fizikte, yerellik ilkesi, bir nesnenin yalnızca yakın çevresinden doğrudan etkilendiğini belirtir. Yerellik ilkesini içeren bir teorinin "yerel teori" olduğu söylenir. Bu, anlık veya uzaktan "yerel olmayan" eylem kavramına bir alternatiftir. Yerellik, klasik fiziğin alan teorilerinden gelişti. Buradaki fikir, bir noktadaki bir nedenin başka bir noktada bir etkiye sahip olması için, bu noktalar arasındaki boşluktaki bir şeyin eyleme aracılık etmesi gerektiğidir. Bir etki uygulamak için, dalga veya parçacık gibi bir şey, iki nokta arasındaki boşluktan geçerek etkiyi taşımalıdır.