İçeriğe atla

Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi

Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi
YazarJohn Mearsheimer
TürUluslararası ilişkiler teorisi
Yayım2001

Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi, Amerikalı akademisyen John Mearsheimer’ın 2001 yılında yayınladığı uluslararası ilişkiler teorisi konulu kitabıdır.[1] Mearsheimer, “saldırgan realizm” teorisini, temel varsayımlarını, erken dönem realist teoriden evrimini ve öngörü kabiliyetini belirterek açıklamakta ve savunmaktadır. Kitaptan uyarlanan bir makale daha önce Foreign Affairs dergisinde yayınlanmıştır.[2]

Mearsheimer'ın saldırgan realizm teorisinin beş temel varsayımı şunlardır:

  1. Anarşi: uluslararası sistem anarşiktir,
  2. Saldırgan askeri yetenekler: tüm büyük güçler birbirlerine karşı kullanabilecekleri saldırgan amaçlı askeri yeteneklere sahiptir,
  3. Belirsizlik: devletler, diğer devletlerin askeri yeteneklerini kendilerine karşı kullanmayacağından emin olamazlar,
  4. Hayatta kalma: devletlerin esas amacı hayatta kalmaktır,
  5. Rasyonellik: devletler, birinci amaçlarını (hayatta kalma) nasıl gerçekleştirebilecekleri konusunda stratejik düşünen rasyonel üniter aktörlerdir.

Bu varsayımlardan hareketle Mearsheimer, devletlerin sürekli olarak güç biriktirmeye çalışacağını ve devletler arasında işbirliğinin zor olduğunu savunmaktadır. Büyük güç siyasetinin “trajedisi”, güvenlik arayan büyük güçlerin bile arayışlarına rağmen birbirleriyle rekabet ve çatışma içine girmek zorunda kalacak olmalarıdır.[3]

Ana argümanlar

Kara gücünün önceliği

Mearsheimer'a göre bir devletin uluslararası politikadaki gücü iki nedenden ötürü ordusunun gücünden kaynaklanır: kara kuvvetlerinin modern çağda baskın askerî güç olması ve büyük su kütlelerinin kara ordularının güç aktarım kabiliyetlerini sınırlaması.

Suyun durdurucu gücü

Mearsheimer, dünyadaki okyanusların varlığının herhangi bir devletin dünya hegemonyasına ulaşmasını engellediğini savunmaktadır. Büyük su kütlelerinin orduların güç yansıtma kabiliyetlerini sınırladığını ve böylece doğal olarak yerküredeki güçleri böldüğünü ileri sürmektedir.

Manş Denizi’nin Britanya'ya sağladığı izolasyonun, Avrupa anakarasında bir offshore dengeleyicisi olarak hareket etmesine izin verdiği örneğini kullanır. Britanya'nın hiçbir zaman kıta Avrupası'nı kontrol etme ya da ona hükmetme hırsına sahip olmadığını savunuyor. Bunun yerine sadece güç dengesini korumayı ve hiçbir devletin kıtada bölgesel hegemonya kuracak kadar güçlenmemesini sağlamayı amaçlamıştır. İngiltere, 19. yüzyılın büyük bir bölümünde Avrupa'nın büyük bir bölümünü kolayca işgal etmesine ve hakimiyet altına almasına olanak sağlayacak bir endüstriyel kapasiteye sahipti.

Ancak Britanya kıtada hakimiyet kurmaya çalışmamayı tercih etti çünkü kısmen Avrupalı güçleri birbirine karşı oynatarak güvenlik sağlama hedeflerine daha ucuza ulaşabileceğini hesapladı. Böylece Avrupalı güçler Avrupa kıtasında meşgul olacak ve Manş Denizi üzerinden Britanya'ya meydan okuyamayacak ya da Britanya'nın Asya ve Afrika'daki ekonomik çıkarların müdahale edemeyecekti.

Dolayısıyla Amerikan dış politikasının temel amacı sadece Batı Yarımküre'de hegemon olmak ve Doğu Yarımküre'de benzer bir hegemonun yükselişini engellemektir. Buna karşılık ABD için uygun rol, Avrasyalı bir hegemonun yükselişine karşı denge sağlayan ve bunu engellemek için sadece son çare olarak savaşa giren bir offshore dengeleyicisidir.

Diğer akademisyenler suyun durdurucu gücünün fethi gerçekten zorlaştırıp zorlaştırmadığı konusu üzerine tartışmışlardır.[4]

Hayatta kalmak için devlet stratejileri

1. Hedef: Bölgesel hegemonya

Büyük güçler, hayatta kalmak için temel amaçlarının yanı sıra üç ana hedefe ulaşmaya çalışırlar. En yüksek amaçları bölgesel hegemonya elde etmektir. Mearsheimer, küresel hegemonyaya ulaşmanın bir devlete maksimum güvenlik sağlayacağını ancak bunun mümkün olmadığını çünkü dünyanın askerî gücün yansıtılmasını engelleyen çok fazla okyanusa sahip olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla, askerî gücü büyük su kütlelerine yansıtmanın zorluğu, büyük güçlerin dünyaya hakim olmasını imkansız hale getirmektedir. Bölgesel hegemonlar diğer devletlerin bölgesel hegemonya elde etmesini engellemek için yoğun çaba sarf etmektedir.

Bunun yerine, bölgelerde eşit bir güç dengesi sağlamaya çalışırlar ve çoklu güçlerin varlığını garanti altına almak için hareket ederler. Böylece bu çoklu güçler, bölgesel hegemonun çıkarlarına meydan okumak yerine kendi aralarında meşgul olurlar. Mearsheimer, 1800'lerin sonlarında bölgesel hegemonya elde eden ve daha sonra bir bölgede başka bir devletin hegemonya elde edebileceğini düşünülen her yere müdahale etmeye çalışan ABD örneğini kullanmaktadır:

2. Hedef: Maksimum zenginlik

Büyük güçler dünya zenginliğindeki paylarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar çünkü ekonomik güç askerî gücün temelidir. Büyük güçler rakip güçlerin dünyanın zenginlik üreten bölgelerine hakim olmalarını engellemeye çalışırlar. Örneğin ABD, Sovyetler Birliği'nin Batı Avrupa ve Orta Doğu'ya hakim olmasını engellemeye çalışmıştır. Sovyetler, bu bölgelerin kontrolünü ele geçirmiş olsaydı güç dengesi önemli ölçüde ABD aleyhine değişmiş olacaktı.

3. Hedef: Nükleer üstünlük

Mearsheimer, büyük güçlerin rakiplerine karşı nükleer üstünlük peşinde koştuğunu ileri sürmektedir. Büyük güçler, karşılıklı kesin yıkım (MAD) olarak adlandırılan düşmanlarını yok etme kapasitesine sahip birden fazla nükleer gücün bulunduğu bir dünyada var olmaktadır. Mearsheimer, devletlerin MAD dünyasında yaşamaktan memnun oldukları ve nükleer silahlara karşı savunma geliştirmekten kaçınacakları yönündeki iddialara katılmamaktadır. Bunun yerine büyük güçlerin MAD dünyasında yaşamaktan memnun olmayacaklarını ve nükleer rakiplerine üstünlük sağlamanın yollarını arayacaklarını savunmaktadır.

ABD'nin yükselişi: 1800-1900

Amerika Birleşik Devletleri, Amerika kıtasında güçlü bir yayılmacı güçtü. Mearsheimer, Henry Cabot Lodge’un Amerika Birleşik Devletleri'nin “19. yüzyılda hiçbir halkın sahip olmadığı bir fetih, kolonizasyon ve toprak genişlemesi siciline” sahip olduğu yorumuna işaret etmektedir. 1840'larda Avrupalılar Amerika'daki güç dengesini koruma ve Amerika'nın daha fazla yayılmasını engelleme ihtiyacından bahsetmeye başladılar.

Ancak 1900 yılına gelindiğinde ABD bölgesel bir hegemonya elde etmişti ve 1895'te Dışişleri Bakanı Richard Olney, İngiltere'nin Lord Salisbury’sine “bugün ABD bu kıtada fiilen egemendir ve onun bu fiili, müdahale alanı içindeki konularda kanundur… sonsuz kaynakları ve izole konumu onu durumun efendisi ve diğer tüm güçlere karşı pratik olarak savunmasız kılmaktadır” demiştir.

Amerikan gücünün geleceği

Kitabın son sayfasından bir önceki sayfada Mearsheimer şöyle uyarıyor:

Ne Wilhelm dönemi Almanya, ne Japon İmparatorluğu, ne Nazi Almanyası ne de Sovyetler Birliği, çatışmaları sırasında ABD’nin sahip olduğu kadar gizil güce sahip değildi… Ancak Çin dev bir Hong Kong haline gelseydi, muhtemelen ABD’nin sahip olduğu gizli gücün dört katı kadar bir güce sahip olacak ve bu da Çin’in ABD’ye karşı belirleyici bir askeri avantaj elde etmesini sağlayacaktı.

Geri dönüşler

Council on Foreign Relations'dan Charles Kupchan, Mearsheimer'ın “uluslararası politika çalışmalarına yönelik teorik yaklaşımını zarif bir şekilde ortaya koyduğu” bu kitabı “önemli ve etkileyici bir kitap” olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte, Mearsheimer'ın teorisini güçlendirmek için tarihi kullanma biçimini çok eleştirmektedir. Ayrıca Kupchan, Mearsheimer'ın kendi teorisine olan inancını ve “büyük güçler arasındaki siyaseti açıklarken eklektizme daha açık” olamamasını kınamaktadır.[5]

McGill Üniversitesi’nden John A. Hall, kitabın argümanlarını “sıkılık ve tutarlılık” ile güçlendirilmiş bulmuştur.[6]

Columbia Üniversitesi'nden Richard Betts, Francis Fukuyama'nın Tarihin Sonu ve Son İnsan (1992) ve Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması (1996) kitaplarıyla birlikte bu kitabı Soğuk Savaş sonrası dönemin üç büyük eserinden biri olarak nitelendirmiştir.[7] Betts'e göre “Çin’in gücü tam olarak arttığında”, Mearsheimer'ın kitabı etki açısından diğer ikisinin önüne geçebilir.

Robert Kaplan da kitap için benzer bir beklentinin altını çizmektedir:

Eğer Çin sosyoekonomik bir krizden dolayı çökerse ya da tehdit olma potansiyelini ortadan kaldıracak başka bir şekilde gelişirse Mearsheimer’ın teorisi iç politikayı göz ardı ettiği için ciddi bir sorun yaşayacaktır. Ancak Çin büyük bir askeri güç olmaya devam eder ve Asya’daki güçler dengesini yeniden şekillendirirse Mearsheimer’ın Trajedisi bir klasik olarak yaşamaya devam edecektir.[8]

Eleştiriler

Bir değerlendirme, 19. yüzyılın sonunda İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki yakınlaşmanın ve Avrupa Birliği'nin Avrupa'nın jeopolitik manzarasını dönüştürmedeki başarısının, dengeleme ve yıkıcı rekabetin uluslararası sistemin kaçınılmaz özellikleri olduğu fikrine ciddi şüphe düşürdüğünü belirtmiştir. Mearsheimer, güç dengesi teorisinin öngörülerine meydan okuyan kalıcı barış dönemlerini analiz etmiş olsaydı belki de saldırgan realizmin yaygın mantığına daha az ikna olurdu.[9]

Mearsheimer'ın görüşlerine yönelik bir diğer eleştiri de kapitalizm, devlet dışı aktörler ve devletler içindeki bireysel kurumlar gibi ulus-aşırı üst yapıları göz ardı etmesidir. Mearsheimer iç politikanın önemsiz olduğunu ve devletlerin birbirlerine düşmanca niyetler taşımadıklarına dair garanti veremeyeceklerini öne sürmektedir. R. Harrison Wagner'e göre Mearsheimer demokrasi, ticaret ya da başka bir mekanizmanın devletlerin savaşmasını engelleyip engellemeyeceğine değinmemektedir ki bu Kantçı Barış Üçgeni’nin daha geniş perspektifiyle uyumlu bir görüştür.[10]

Mearsheimer uluslararası sistemdeki kutupluluğun savaş nedeni olduğunu savunmaktadır. Bu durum özellikle potansiyel bir hegemonun bulunduğu dengesiz çok kutuplulukta geçerlidir. Potansiyel bir hegemonun olmadığı dengeli çok kutupluluk daha az asimetrik güç dağılımına sahiptir ve bu nedenle daha az korkulmaktadır.

Korku, genellikle iki büyük devlet arasında kaba bir güç dengesinin olduğu iki kutuplulukta en azdır. Ancak savaşın pazarlık modeli, savaşın maliyetli olduğu gerekçesiyle bu iddiaya karşı çıkmaktadır.[11] Bu ve devletlerin rasyonel aktörler olduğu gerçeği, ulusları savaş maliyetine katlanmaya itmek için kutupluluktan daha olumlu başka bir neden gerektirmektedir.[12]

Eleştirmenlerin akademik makalelerinden oluşan bir derleme,[13] Mearsheimer'ın Trajedi'deki teorilerini hedef almıştır: “Eleştirilerin bazıları sert ve Mearsheimer’ın siyaset bilimi dünyasının en korkunç çocuğu olduğunu kanıtlıyor…”[14]

Richard Ned Lebow'a göre “Mearsheimer’ın Soğuk Savaş sonrası dünyaya ilişkim tüm öngörüleri yanlış çıkmıştır.”[15]

Ayrıca Bakınız

İleri okumalar

Kaynakça

  1. ^ Mearsheimer, John J. (7 Nisan 2014). Amazon.com: The Tragedy of Great Power Politics (Updated Edition) (9780393349276): John J. Mearsheimer: Books. W. W. Norton & Company. ISBN 978-0393349276. 
  2. ^ John, J. Mearsheimer, "The Future of the American Pacifier," Foreign Affairs, 80/5, (2001): p 46-61.
  3. ^ Ikenberry, John (28 Ocak 2009). "The Tragedy of Great Power Politics". Foreign Affairs (İngilizce). ISSN 0015-7120. 11 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Ağustos 2021. 
  4. ^ Schuessler, John M.; Shifrinson, Joshua; Blagden, David (2021). "Revisiting Insularity and Expansion: A Theory Note". Perspectives on Politics (İngilizce). ss. 1-15. doi:10.1017/S153759272100222XÖzgürce erişilebilir. hdl:10871/127890. ISSN 1537-5927. 4 Şubat 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Şubat 2024. 
  5. ^ Kupchan, Charles A. (September 2003). "Review of The Tragedy of Great Power Politics". The International History Review. 24 Ocak 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ocak 2013. 
  6. ^ Hall, John A. (Sonbahar 2003). "A Perpetual and Restless Desire of Power After Power". The Canadian Journal of Sociology. 28 (4). ss. 561-569. doi:10.2307/3341843. JSTOR 3341843. 
  7. ^ "Conflict or Cooperation? Three Visions Revisited," Foreign Affairs, 89/6, (2010): p 69.
  8. ^ "Why Mearsheimer Is Right (about Some Things)," The Atlantic Monthly, (January–February 2012), https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2012/01/why-john-j-mearsheimer-is-right-about-some-things/308839/ 22 Ağustos 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  9. ^ "Review of The Tragedy of Great Power Politics". Council on Foreign Relations. 24 Ocak 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ocak 2013. 
  10. ^ Wagner, R. Harrison (2007). War and the State: The Theory of International PoliticsSınırlı deneme süresince özgürce erişilebilir, normalde ise abonelik gereklidir. Ann Arbor: University of Michigan Press. s. 23. ISBN 978-0-472-06981-1. 
  11. ^ Werner, S. and Filson, D. (2002).
  12. ^ Fearon, J. (1995). Rationalist explanations of war. International Organization, 49(3):379-414
  13. ^ Ernest R. May & Richard Rosecrance & Zara Steiner, History and Neorealism, (2010), Cambridge University Press.
  14. ^ Robert Kaplan, "Why Mearsheimer Is Right (about Some Things)," The Atlantic Monthly, (January–February 2012), https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2012/01/why-john-j-mearsheimer-is-right-about-some-things/308839/ 22 Ağustos 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  15. ^ Lebow, Richard Ned (2010). Why Nations Fight: Past and Future Motives for War. Cambridge: Cambridge University Press. doi:10.1017/cbo9780511761485. ISBN 978-0-521-19283-5. 4 Şubat 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Şubat 2024. 

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">John Mearsheimer</span> Amerikalı siyasetbilimci

John J. Mearsheimer Chicago Üniversitesi'nde görev yapan bir Amerikalı Siyaset Bilimi profesörüdür.

Büyük güç veya eski adıyla Düvel-i Muazzama. Genel olarak bu terim, ekonomileri, dış siyasetleri ve askerî güçleri ile küresel alanda etkisi olan devletleri kapsamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Realizm, uluslararası ilişkiler teorisi geleneklerinden biridir. Uluslararası anarşi ve güç politikası konularını merkeze alan Realizm felsefi olarak temelde Thomas Hobbes ve Niccolo Machiavelli’nin çalışmalarına dayanmaktadır. Realizm bir uluslararası ilişkiler yaklaşımı olarak, 20. yüzyılda iki savaş arası dönemde ortaya çıkmıştır.

Hans Joachim Morgenthau, uluslararası ilişkiler alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Alman-Amerikalı akademisyen.

Hegemonik İstikrar Teorisi (HİT), siyaset bilimi, ekonomi ve tarih alanlarındaki araştırmalara dayanan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. HİT, tek bir devlet egemen dünya gücü veya hegemon olduğunda uluslararası sistemin istikrarlı kalma olasılığının daha yüksek olduğunu öne sürer. Buna göre hegemonyanın sona ermesi uluslararası sistemin istikrarını azaltır. Hegemonyanın istikrarı için kanıt olarak, HİT savunucuları sık sık Pax Britannica ve Pax Americana'ya, ayrıca Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki istikrarsızlığa ve iki savaş arası dönemin istikrarsızlığına vurgu yapar.

ABD, II. Dünya savaşı sonunda liberalizm ve demokratik kriterlerin temsilcisi olarak kendini ön plana çıkarmış ve rızaya dayalı hegemonyasının dünya üzerinde kurmayı amaçlamış ve neticesinde başarılı olmuştur. Amerikan hegemonyası terimi ise II. Dünya Savaşı sonrasında dünya ekonomisinde ABD'nin başat gücünü uluslararası ortamda herkesin kabul görmesiyle, kurulacak yeni dünya düzeninde liderliği Amerika'nın alması yani Amerikan iktidarlığı anlamına gelmektedir. Amerika'nın dünya üzerindeki evrensel iktidarlığı. Amerikan hegemonyası reel sosyalist blokun çöküşü ile 1990'larda başladı. Önceleri bu gücüyle kendi kendine yetmekten ziyade yeni dünya düzeninin öncüsü rolüne soyunmuş gözükürken 2000'li yıllara yaklaşıldığında 11 Eylül'den sonra 21. yüzyılın "Amerikan yüzyılı" olacağı, olması gerektiği görüşüne gelindi.

Saldırgan realizm, uluslararası ilişkilerde neorealist düşünceye ait yapısal bir teoridir ve siyaset bilimci John Mearsheimer tarafından savunmacı realizme tepki olarak ortaya atılmıştır. Saldırgan realizm, uluslararası sistemin anarşik doğasının uluslararası politikada saldırgan devlet davranışlarının teşvik edilmesinden sorumlu olduğunu savunur. Teori, büyük güçleri, uluslararası sisteme hükmetme yönündeki tutarlı amaçları doğrultusunda dengeleme stratejileri yerine sorumluluk yükleme ve kendi reklamını yapmaya öncelik veren yani gücü maksimize eden revizyonistler olarak tasvir ederek savunmacı realizmden temelde ayrılır. Teori, uluslararası ilişkilerin incelenmesi ve anlaşılması için önemli alternatif katkılar getirmekte ancak bir eleştiri konusu olmaya devam etmektedir.

Savunmacı realizm ya da savunmacı neorealizm, uluslararası ilişkilerde neorealizm ekolünden yapısal bir teoridir. Teori, siyaset bilimci Kenneth Waltz’un Uluslararası Politika Teorisi’nde temellenmektedir. Waltz, uluslararası sistemin anarşik yapısının, devletleri millî güvenliklerini sağlamak için ılımlı ve çekingen politikalar izlemeye teşvik ettiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık, saldırgan realizm ise devletlerin tahakküm ve hegemonya yoluyla güvenliklerini sağlamak için güçlerini ve etkilerini en üst düzeye çıkarmaya çalıştıklarını varsaymaktadır. Savunmacı neorealizm, saldırgan neorealistler tarafından teşvik edilen saldırgan politikaların devletlerin güç dengesi teorisine uyma eğilimini bozduğunu ve birincil hedef olarak iddia ettikleri güvenlik durumunu bozduğunu ileri sürer. Savunmacı realizm ne devletlerarası çatışmanın gerçekliğini ne de devlet genişlemesi için politikaların varlığını reddeder, ancak bu teşviklerin düzensiz olduğunu ileri sürerler. Savunmacı neorealizm, çatışmanın patlak vermesini açıklamak için güvenlik ikilemine, coğrafya gibi “yapısal değişkenlere” ve elitlerin inanç ve algılarına işaret eder.

Uluslararası ilişkilerde bölgesel hegemonya, bölgesel hegemon olarak adlandırılan, bağımsız olarak güçlü bir devletin diğer komşu ülkeler üzerindeki siyasi, ekonom,k veya askeri üstünlük, kontrol veya etkisi ile kurduğu hegemonyadır. Bölgesel hegemonlar ile etki alanlarındaki diğer devletler arasındaki ilişki, küresel bir hegemon ile uluslararası sistemdeki diğer devletler arasındaki ilişkiye benzer.

Offshore dengeleme, uluslararası ilişkilerde realist teoride kullanılan stratejik bir kavramdır. Büyük bir gücün, potansiyel olarak düşman güçlerin yükselişini kontrol etmek için tercih edilen bölgesel güçleri kullandığı bir stratejiyi tanımlar. Bu strateji ABD'deki baskın büyük strateji olan liberal hegemonya ile zıttır. Offshore dengeleme, büyük bir gücün karadaki pozisyonlarından çekilmesi ve offshore kabiliyetlerini dünyanın üç kilit jeopolitik bölgesine odaklamasını gerektirir: Avrupa, Basra Körfezi ve Kuzeydoğu Asya.

<span class="mw-page-title-main">Güç dengesi (uluslararası ilişkiler)</span>

Uluslararası ilişkilerde güç dengesi teorisi, devletlerin herhangi bir devletin diğerlerine üstünlük kuracak kadar askerî güç kazanmasını önleyerek hayatta kalmalarını güvence altına alabileceğini öne süren teoridir. Teori, bir devlet çok daha güçlü hale gelirse daha zayıf komşularından yararlanacağını ve böylece onları savunma amaçlı bir koalisyona iteceğini öngörür. Bazı realistler, rakip koalisyonlar arasında güç dengesi olduğunda saldırganlığın karlı olmamasından dolayı güç dengesi sisteminin, baskın bir devletin olduğu bir sistemden daha istikrarlı olduğunu savunurlar.

Uluslararası Politika Teorisi, Kenneth Waltz’un uluslararası ilişkileri açıklamak için yapısal realist bir teori olan neorealizmi oluşturduğu 1979 tarihli uluslararası ilişkiler teorisi kitabıdır. Waltz, neoklasik ekonomi teorisini dikkate alarak uluslararası siyasi sistemin temel “düzenleyici ilkesinin” anarşi olduğunu ve bunun da “işlevsel olarak farklılaşmamış”, “üstlük ve astlık ilişkilerinden” yoksun, yalnızca farklı yetenekleriyle ayırt edilen bireysel devlet aktörlerinin varlığıyla tanımlandığını ileri sürmüştür.

Tehdit dengesi teorisi, Stephen M. Walt tarafından 1985 yılında International Security dergisinde yayınlanan “Alliance Formation and the Balance of World Power” adlı makalesinde ortaya atılmıştır. Daha sonra “The Origins of Alliances” (1987) adlı kitabında daha da detaylandırılmıştır. Teori, neorealist uluslararası ilişkiler okulundaki popüler güç dengesi teorisini değiştirmiştir.

Uluslararası ilişkilerde eklemlenme ya da yandaşlık veya peşine takılma bir devletin daha güçlü, hasım bir güçle ittifak kurması ve birlikte ele geçirdikleri ganimetlerden daha güçlü hasmın orantısız bir şekilde kazanç sağladığını kabul etmesiyle ortaya çıkar. Bu nedenle bu eklemlenme durumu, kendilerini zayıf bir konumda bulan devletler tarafından kullanılan bir stratejidir. Mantık, silahsız ve zayıf bir devletin daha güçlü bir düşmanla aynı safta yer almasını öngörür çünkü güçlü olan zaten istediğini zorla alabilir. Thukididis'in meşhur “güçlüler yapabileceklerini yapar, zayıflar ise çekmeleri gerekeni çeker” sözü eklemlenme (bandwagoning) stratejisinin özünü yansıtır.

Uluslararası Politika: Güç ve Barış Mücadelesi, Hans Morgenthau tarafından 1948 yılında yayımlanan bir siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler kitabıdır.

<span class="mw-page-title-main">Dengeleme (uluslararası ilişkiler)</span>

Dengeleme kavramı, realist düşünce ekolünün en etkili teorisi olan ve çok devletli bir sistemde hegemonya oluşumunun ulaşılamaz olduğunu çünkü hegemonyanın diğer devletler tarafından bir tehdit olarak algılandığını ve bunun da potansiyel bir hegemona karşı dengeleme yapmalarına neden olduğunu varsayan güç dengesi teorisinden türemiştir.

<span class="mw-page-title-main">Sorumluluk yükleme (uluslararası ilişkiler)</span>

Sorumluluk yükleme, sorumluluk devretme, suçu başkasına atma, topu başkasına atmak ya da suçlama oyunu kişinin kendi sorumluluğunu başka bir kişi veya gruba yükleme eylemidir. Genellikle güç politikasında bir devletin kendisi kenarda dururken başka bir devletin saldırgan bir devleti caydırmasını veya onunla savaşmasını sağlamaya çalıştığı bir stratejiye atıfta bulunmak için kullanılır.

Yirmi Yıl Krizi: 1919-1939: Uluslararası İlişkiler Çalışmalarına Giriş, E. H. Carr tarafından uluslararası ilişkiler üzerine yazılmış bir kitaptır. Kitap 1930'larda Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden kısa bir süre önce yazılmış ve ilk baskısı savaşın patlamk vermesinden kısa bir süre sonra, Eylül 1939'da yapılmıştır; ikinci baskısı ise 1945 yılında yapılmıştır. Gözden geçirilmiş baskıda Carr, "olayların sonraki seyri tarafından bir şekilde değiştirilen her pasajı yeniden yazmamış", bunun yerine "birkaç cümleyi değiştirmeye" ve eserin anlaşılırlığını artırmak başka küçük çabalar göstermeye karar vermiştir.

Liberal kurumsalcılık, devletler arasında uluslararası işbirliğinin mümkün ve sürdürülebilir olduğunu ve bu işbirliğinin çatışma ve rekabeti azaltabileceğini savunan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. Neoliberalizm, liberalizmin gözden geçirilmiş bir versiyonudur. Neorealizm ile birlikte liberal kurumsalcılık, uluslararası ilişkilere yönelik en etkili iki çağdaş yaklaşımdan biridir.

Güç politikası, uluslararası ilişkilerde güç ve ulusal çıkar dağılımlarının veya bu dağılımlardaki değişikliklerin savaşın ve sistem istikrarının temel nedenleri olduğunu iddia eden bir güç teorisidir.