İçeriğe atla

Boş yuva sendromu

Boş yuva sendromu, ailenin son çocuğunun da evden ayrılmasıyla birlikte ebeveynlerin yaşadığı psikolojik semptomlardır.[1] Ebeveynler üzüntü, korku, kayıp duyguları yaşayabilirler ve ebeveynlik rollerini tanımlamada zorluk çekebilirler.[2] Çocukların evden ayrılmasının yaratabileceği olumsuz etkiler her ne kadar daha çok olsa da ebeveynlere birlikte geçirebilecekleri boş zaman ve birbirleriyle yeniden ilişki kurma fırsatı da oluşturabileceğinden olumlu sonuçları da olabilir.[2][3]

Sebepler

Çocukların yuvayı terk etmeleri sonucunda aileler çok önemli bir rolü kaybettiği düşüncesine kapılır.[2] Bazı araştırmacılar boş yuva sendromun ana etkenini rol kaybı olarak görmüştür.[4] Bazı çalışmalara göre kişi için önemli olan bir rolü kaybetmesi onun yalnız, memnuniyetsiz ve yabancılaşmış gibi hissetmesine neden ololur. Kişinin az sayıda rolle özdeşleşmesi boş yuva sendromu olasılığını artırmaktadır.[2]

Boş yuva sendromundan çoğunlukla kadınların etkilendiği gözlenmiştir.[2] Bu konuda kadınların daha fazla sıkıntı yaşama sebebi ebeveynlikte daha fazla rolünün olması, çocukla güçlü bir bağ geliştirmiş olması ile ilişkilendirilmiştir.[2][4] Annelik rolünü fazla içselleştiren ve ihtiyaçlarını çocuklarının ihtiyaçları ile bir tutan annelerde bu sendrom çok fazla görülmektedir.[4]

Boş yuva sendromunun görülmesini aynı dönemde yaşanan stresli olaylar da tetikleyebilir.[2] Özellikle orta yaşlı kadınların menopoz yaşadığı dönemde boş yuvada olması sendrom nedenlerinden biridir.[4] Bakım açısından aileye bağımlı olan yaşlı ebeveynler buna örnektir.[2][4][5]

Ailelerin içinde bulunduğu kültür de boş yuva sendromunun ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Aileler kültürel farklılıklarına göre çocuklarına dair bir beklentiye sahiptir. Örneğin çoğunlukla bireyci kültürden olan bir İngiliz ailesi çocuğunun evden ayrılmasını normal karşılar. Ancak geleneksel kültüre sahip aileler çocuklarıyla iş birliği içinde ve yakın olmayı beklerler. Sonucunda da çocukların evden erken ayrılmasını olumlu değerlendiremezler.[2][6]

Belirtiler ve etkiler

Boş yuva sendromunun etkileri, yaygın olarak 45-65 yaş aralığındaki ebeveynlerin %50'si ile %78'i arasında gözlemlenmekle birlikte, bütün yaştan ebeveynlerde gözlemlenebilmektedir.[2] Bu alandaki ilk çalışmalar 1950'li yıllarda başlasa da, sendromun görülme oranı 70'li yıllarda artmış, 2000'li yılların başında patlama yaşanmıştır.[2][7] Boş yuva sendromu etkilerinin anne rolündeki kadınlarda daha sık rastlandığı gözlemlense de, baba rolündeki erkeklerin de bazı durumlarda çok ağır semptomlar gösterebildiği gözlemlenmiştir.[6]

Davranışsal etkileri

Ebeveynin çocuğuyla olan bu samimi ve düzenli ilişkisinin aniden kaybolması durumunun ebeveynde kimlik bunalımına, ani bir rol kaybına ve kendini başkalarından izole etme arzusuna sebep olduğu gözlemlenmiştir. Sendromun etkileri, aile üyeleri dışında sosyal etkileşime daha az giren ebeveynlerde çok daha ciddi sonuçlara sebep olabilmektedir.[6] Sendrom ilerledikçe ebeveynlerin kimlik bunalımına girdikleri, ebeveynlik rollerini tanımlamada zorluk çektikleri, evlilik içi sorunlar yaşadıkları ve alkolizme yöneldikleri gözlemlenmiştir. Bu sorunlar, özellikle de boş yuva sendromunu evliliğin görece erken dönemlerine yaşayan ebeveynlerde, evliliğin boşanmayla sonuçlanmasına kadar gidebilir.[3] Bu bireylerin genel olarak daha mutsuz olduğu, hayattan ve evliliklerinden daha az keyif aldıkları gözlemlenmiştir.[2]

Nadiren de olsa, çocuğun evden ayrılmasıyla birlikte ortadan kalkan sorumluluk yükünün, ebeveynlere birlikte geçirmek için zaman oluşturma, birbirleriyle yeniden bağlantı kurma ve ilişkilerini tekrar alevlendirme fırsatı tanıma gibi birkaç olumlu etkisinin de bulunduğu kanıtlanmıştır.[2][3]

Fiziksel etkileri

Semptomun etkisi altındaki bireylerin yoğun keder, suçluluk, öfke ve yalnızlık hissettikleri; bu etkilerin depresyon, anksiyete bozukluğu ve psikoz gibi ağır psikopatolojik durumlara sebep olabileceği gözlemlenmiştir. Bu durumlar terapi gerektirecek klinik vakalara dönüşebilmektedir.[1]

Farklılıklar

Cinsiyet

Boş yuva sendromu başlarda yalnızca kadınlarda görülen bir durum olarak düşünülüyordu.[1] Bunun ana sebeplerinden biri kadının tek kimliğinin ve en temel rolünün çocuklarına bakmak şeklinde tanımlanmasıydı. Yapılan araştırmalar, kadınların çocuklarının evden ayrılmasına yalnızlık, depresyon, endişe, stres ve memnuniyetsizlik gibi ortak tepkiler verdiklerini göstermiştir.[6] Son yıllarda yapılan araştırmalarla birlikte her iki cinsiyet de boş yuva sendromunu yaşadığı tespit edilmiştir. Ancak toplumsal cinsiyetin de etkisiyle bu durumu dışa vuruş şekilleri farklılaşabilir.[1] Evin birincil ekonomik destekçisinin baba olduğu ailelerde çocuklar evdeyken onlarla yeterince zaman geçiremeyen babalar ev boşaldığında pişmanlık ve suçluluk duygusu hissedebilirler.[1][6] Aşırı ilgili, aşırı korumacı anneler boş yuva sendromunu yaşamaya daha açıktır.[6] Geleneksel ailelerde babalar erkek çocuklarının evden ayrılmasını babalık rollerinin kaybı olarak algılamışlardır[2] Boş yuva sendromu her iki cinsiyette de ortaya çıkabilir ancak gösterilen tepkiler aile yapısına, içinde yaşanılan topluma göre şekil alır.[1]

Kültür

Çeşitli kültürel gruplar aile türleri, ilişkiler ve bunlarla başa çıkma yolları kapsamında birbirinden farklı normlar, değerler, roller ve beklentiler içerebilir.[2] Bu kültürel normların ve beklentilerin oluşmaması durumunda ebeveynler için çatışma, stres ve endişe halinden söz edilebilir.[3] Araştırmacılar, yuvanın boşaltılmasına yüklenen anlam konusunda kültürel bir farklılık olduğunu belirtmiştir.[1] Batılı ebeveynler için “boş bir yuvaya” sahip olmak daha fazla esneklik, eğlence ve daha az günlük duygusal zorluk ve baskı anlamına gelebilir. Buna karşılık, Doğu kültürlerinde, evden ayrılan çocuklar (özellikle normatif olmayan durumlarda) aile bağlarının koptuğunu ve ebeveynlerin geleneksel kültürel değerleri aşılayamadıklarına bir gösterge olabilir, bu da bu ebeveynler için endişe ve strese neden olabilir.[6]

Batılı ebeveynler bağımsız çocuk yetiştirmeye önem verir ve bu anlayıştan ötürü Batı’da küçük çocukların ebeveynlerinden farklı bir yatak odasında uyuması ve gençlerin 18 yaşına geldiklerinde ebeveynlerinden ayrı bir eve çıkması normal kabul edilir. İtalya ve İspanya gibi Güney Avrupa ailelerinde ataerkil anlayış boş yuvayı aile mirasının bir kaybı olarak görmektedir. İtalyan aileler boş yuvaya olumsuz tepki verir ve sağlıklı yaşam kaybı hissederken, Fransız anneler daha az geleneksel annelik rollerini sürdürerek ve çocukların aile evine muhtemel dönüşünü kabul ederek boş yuvayı daha olumlu deneyimler.[2]

Toplulukçu Doğu toplumlarında ise anne ve babalar çocuklarından itaat ve iş birliği özelinde beklentiye sahip olabilir.[6] Öyle ki, yaşlı insanlar için sunulan aile desteği, uzun yıllardır süregelen bir Çin geleneğidir. Uyuşmacı toplum anlayışının yaygın olduğu Afrika, Hindistan, Orta Doğu ve Doğu Asya’da, yaşlı anne-babalara çok büyük hürmet gösterilir. Onlara bakmak ve saygı duymak neredeyse bir çocuğun görevi olarak kabul edilir. Bu ilkelere uymamak anne babada strese, üzüntüye ve utanca yol açabilir. Öte yandan İngiliz ailelerinde ise çocukların aileden ayrılması, özerk yetişkin yaşam sürmenin zorluklarıyla yüzleşmek için donanımlı çocuklar yetiştirmede ebeveyn başarısının bir kanıtıdır.[2] Elde edilen veriler evde çocukları olan akranlarına kıyasla çocukları olmadan yaşayan Çinli ailelerin çocuklarıyla daha zayıf bağlara, daha kötü aile işleyişine ve yaşamlarından memnun olmamaya daha yatkın olduklarını göstermiştir. Ayrıca Çinli emekli ebeveynlerin %80’den fazlası orta ile yüksek düzeyde yalnızlık bildirmiştir.[7] Bir diğer Asya ülkesi olan Tayland’dan alınan verilere göre bu ülkede emekli anne babalar yetişkin çocukları ikamet ettikleri bölgenin dışına çıktıklarında, daha yakın olduklarında olduğundan daha düşük depresyon dereceleri göstermektedir.[7] Ağırlıklı olarak Doğu kültürüne sahip olan Hindistan’da en büyük oğlun yetişkinliğe kadar evde yaşamayı sürdürmesi ve eşiyle birlikte ebeveynlerini desteklemeye devam etmesi yaygın bir gelenektir.[1]

Başa çıkma yolları

Süreci zamana bırakmak

Ebeveynler çocuklarının deneyimleriyle yani onların zaman çizelgesiyle kendi deneyimlerini karşılaştırmaktan kaçınmalıdırlar. Bu süreçte ebeveynler evden ayrılan çocuklarının başarısı için onlara nasıl yardımcı olabileceklerini düşünebilirler.[5]

Çocuklarla iletişimi devam ettirmek

Ebeveynler çocuklarından ayrı yaşasalar bile onlarla iletişimlerini devam ettirebilirler. Telefon görüşmelerini sürdürebilirler, karşılıklı ziyaretler yapabilirler, e-posta ve mesaj yoluyla iletişimde kalabilirler veya günümüz teknolojisinin imkânlarından olan görüntülü görüşmeler gerçekleştirebilirler.[5]

Çevreden destek almak

Ebeveynler boş yuva sendromu sürecinde kendilerini güvende ve iyi hissedecekleri kişilerle normalden daha sık görüşebilirler. Ancak kişiler kendilerini depresyonda hissediyor ise doktorlarına ya da bir akıl ve ruh sağlığı uzmanına danışmalıdırlar.[5]

Pozitif kalmaya çalışmak

Çocukların evden ayrılması ebeveynleri boş yuva sendromuna düşürmektedir ancak ebeveynler bu durumun olumlu yanlarını görmeye çalışmalıdırlar. Yani kişiler bu süreçte yapmak isteyip yapamadıkları çocuklarıyla iken zaman bulamadıkları hobileri, kişisel aktiviteleri ve eşlerin birbirleri ile zaman geçirmesi gibi onlara içinde bulundukları yaşam değişikliğine uyum sağlamalarına yardımcı olabilecek uğraşlar edinebilirler.[5]

Kaynakça

Özel

Genel

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Aile</span> aralarında yakın akrabalık bağı bulunan kişiler grubu

Aile veya ocak, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilen sosyal bir yapı. En küçük, yani "çekirdek" olarak adlandırılan bir aile; baba, anne ve çocuklardan oluşur.

<span class="mw-page-title-main">Anne</span> çocuğun dişi ebeveyni

Anne ya da ana, bir çocuğu doğuran, bakımını üstlenen veya kendi doğurmadığı bir çocuğu evlat edinen ve bakımını üstlenen kadın. Genlerin yarısı anneden gelir. Bir çocuğu evlat edinen veya eşinin kendinden olmayan çocuklarına annelik yapan kadınlara üvey anne denir. Tanımlama amacıyla kullanılan bu terim çocuklar veya ebeveynler tarafından tercih edilmeyebilir. Bu durumda üvey olsun ya da olmasın ilgili şahıs, anne olarak adlandırılır. Bir çocuğun dünyaya gelmesinde yumurta hücresi kullanılan ve genellikle çocuğu dünyaya getiren anneye öz anne, tıbbi olarak da fizyolojik anne denir. Yumurta hücresini sağlamayan ve başka bir annenin çocuğunu dünyaya getiren kişiye de taşıyıcı anne denir. Taşıyıcı anneler, genellikle annelik haklarından feragat ederler ve bu işlemi, ya çocuk sahibi olamayan bir yakınlarına yardımcı olmak ya da maddi kazanç elde etmek için uygularlar.

<span class="mw-page-title-main">Down sendromu</span> genetik bozukluk

Down sendromu, trizomi 21 ya da mongolizm; genetik düzensizlik sonucu insanın 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması durumu ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan genetik bir bozukluktur. Down sendromu, bireyin 1 yaşından daha uzun süre yaşayabildiği tek otozomal trizomidir.

<span class="mw-page-title-main">Turner sendromu</span> Genetik bozukluk

Turner sendromu, kromozom anomalisi sonucu ortaya çıkan ve kız çocuklarını etkileyen bir sendromdur; bir dişide eşey kromozomlarından birinin bulunmaması sonucu ortaya çıkar. Turner sendromluların fenotipi dişi olarak görülür fakat; eşey organları ve eşey hücreleri gelişmez. Kısır bireylerdir.

Çocuk istismarı bir çocuğa bir yetişkin tarafından fiziksel ya da psikolojik olarak kötü davranılmasıdır. Ayrıca çocuklara kötü muamele, çocuk istismarı ve ihmali ile çoğu zaman aynı anlama gelir. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."

<span class="mw-page-title-main">Ebeveyn</span> biyolojik ya da manevi çocuğa sahip anne/baba

Ebeveyn kavramı, temel anlamda çocuğa bakım vermekle sorumlu olan biyolojik ya da evlat edinen anne ve/veya babayı kapsamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Asperger sendromu</span> belirge

Asperger sendromu (AS) ya da Asperger bozukluğu, sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı, basmakalıp ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) biridir. AS diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve sıra dışı dil kullanımına sıklıkla rastlanır.

Rett sendromu, yaygın gelişimsel bozukluklardan birisi olarak sınıflandırılan beyinsel gelişim bozukluğudur. Ancak bunun yanlış bir sınıflandırma olduğunu ve benzer şekilde otistik belirtiler gösteren frajil X sendromu, tüberoz skleroz ya da Down sendromunun yaygın gelişimsel bozukluklar olarak sınıflandırılabileceğini önesüren görüşler bulunmaktadır. Bu sendromun belirtileri kolaylıkla otizm ve Angelman sendromunun belirtileriyle karışır. Klinik belirtiler arasında baş büyüme hızının azalması ve bazen mikrosefali, küçük el ve ayaklar bulunur. Stereotipik ve yineleyici el hareketleri de gözlenir. Bilişsel bozukluk ve gerileme döneminde de sosyalleşme sorunları da belirtiler arasında görülür. Okula girdikleri dönemde sosyalleşme genellikle düzelir. Rett sendromu olan kız çocuklar gastrointestinal bozukluklara yakalanmaya yatkındır ve %80’i nöbet geçirir. Hemen hemen hiç sözel becerileri yoktur ve kadınların %50’si yürüyemez. Skolyoz, büyüme eksikliği ve kabızlık çok yaygındır ve sorunlu olabilir.

Hunter sendromu ya da Tip II mukopolisakkaridoz, iduronat-2-sülfataz (I2S) enziminin eksikliğinden ya da yokluğundan kaynaklanan lizozomal depo hastalığıdır. Doktor Charles A. Hunter (1873-1955) tarafından ilk kez 1917 yılında tanımlandığından, Hunter sendromu olarak adlandırılır.

Orta yaş krizi veya erişkin sendromu; kadınlarda menopoz, erkeklerde ise andropoz süreci öncesi değişen hormonal faaliyetlere bağlı olarak kişilerin cinselliğe karşı aşırı istek artışının oluşmasına verilen genel addır. Genelde bilinç daha doğru bir ifade ile altbilincin vücut bütünlüğü olarak artık üreme faaliyetlerinin risk altında olduğunu algılayarak canlılığın (neslin) devamı dürtüsüyle oluşan bir psikolojik savunma dürtüsü mekanizmasıdır. Ayrıca sosyal hayatı olan canlılarında bilimsel olarak incelenmesinde hayvanlarda da orta yaş krizi bulguları görülmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Kuluçka paraziti</span>

Kuluçka paraziti ya da kuluçka asalağı organizmalar, kuşlar, balıklar ve böcekler arasında bulunan ve üremek için kendi türlerinin ya da başka türlerin yuvalarına yumurtalarını bırakarak ve yavrularını konak organizmalara besleterek büyütme stratejisi olan ve bir çeşit kleptoparazitizm sayılabilecek kuluçka parazitliğini seçmiş olan organizmalardır. Bu sayede parazit ebeveyn yuva yapmak ve yavruları büyütmek gibi işlere vakit ayırmadan zamanlarını daha fazla besin aramak ve yavrulamak için kullanabilmektedir. Ayrıca yumurtaları birkaç yuvaya birden dağıtarak rakunlar gibi tehditler tarafından yumurtaların yok edilmesi riskini de en aza indirebilmektedirler. Bu davranış şekli konak tür için zarar verici olduğundan genellikle parazit ve konak tür arasında bir evrimsel silahlanma yarışına neden olur.

Disfonksiyonel aile sürekli ve düzenli olarak çatışma yaşanan, nezâketsizlik görülen, sıklıkla ebeveynden birinin çocukları ihmâl ettiği ya da istismar ettiği ve diğer aile üyelerinin de bu eylemlere uyduğu dolayısıyla da temel aile işlevlerinin yerine getirilmesinde bozukluklar görünen aileler için kullanılan bir terimdir. Bazen böyle ailelerde büyüyen çocuklar, aile içinde görülen bu işlevsizlikleri sosyal norm olarak algılarlar. Disfonksiyonel aileler asıl olarak eş bağımlı erişkinlerden kaynaklanır ve alkol ile uyuşturucu gibi madde bağımlılığı ya da tedavi edilmemiş zihinsel rahatsızlıklar da etkili olabilir. Disfonksiyonel ebeveyn kendi disfonksiyonel anne ve babalarını taklit edebilir ya da onların davranışlarını düzelttiklerini sanarak yanlış davranabilir. Bazı vakalarda da "çocuksu" anne ya da baba baskın olan diğerinin çocuklarını istismar etmelerine izin verir.

<span class="mw-page-title-main">Genetik hastalıkların kökeni</span>

Genetik hastalıklar , bir ailede kuşaktan kuşağa aktarılabilen patolojileri niteleyen tanımlamadır. Kalıtsal hastalıkların gelecek kuşaklara aktarılmasında etkili olan faktörlerler, genlerdeki ve kromozomlardaki yapısal değişikliklerdir.

Buzdolabı anne teorisi, otizmin anne sıcaklığının eksikliğinden kaynaklandığına dair bir teoridir. Güncel araştırmalar, otizmin nedenleri arasında genetik faktörlerin yanı sıra çevresel faktörlerin de bulunduğundan şüphelenildiğini göstermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Üçgenleşme</span>

Üçgenleşme ya da İngilizce kullanımı ile Triangulation, psikolojide Bowen Aile Sistemleri Teorisi'nde kullanılan bir kavramdır.

<span class="mw-page-title-main">Brakisefali</span>

Brakisefali, türü için tipik olandan daha kısa bir kafatası şeklidir. Bazı evcil köpek ve kedi ırklarında, özellikle pug ve İran ırkında istenilen bir özellik olarak algılanır ve diğer hayvan türlerinde normal veya anormal olabilir. İnsanlarda, sefalik bozukluk düz kafa sendromu olarak bilinir ve koronal sütürlerin erken füzyonundan veya dış deformasyondan kaynaklanır. Koronal sütür, frontal kemiği kafatasının iki parietal kemiğiyle birleştiren fibröz eklemdir. Parietal kemikler kafatasının üstünü ve yanlarını oluşturur. Bu özellik Down sendromunda görülebilir.

Baba depresyonu, ebeveyn depresyonundan kaynaklanan psikolojik bir bozukluktur. Baba depresyonu özellikle babalarda ve erkek bakıcılarda görülen ruh hali değişimidir. 'Baba' biyolojik ebeveyn, üvey ebeveyn, sosyal ebeveyn veya sadece çocuğun bakıcısı anlamında kullanılabilir. Bu duygudurum bozukluğu, kaygı, uykusuzluk, sinirlilik, sürekli çöküntü ve ağlama dönemleri ve düşük enerji dahil olmak üzere doğum sonrası depresyona (PPD) benzer semptomlar gösterir. Ayrıca aile ilişkilerini ve çocukların yetiştirilme dönemlerini olumsuz etkileyebilir. Ebeveyn depresyonu teşhisi konan ebeveynler genellikle erken gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde artan stres ve kaygı seviyeleri yaşarlar. Ebeveyn depresyonu olanlar bunu erken geliştirmiş olabilir, ancak bazılarına daha sonra, çocuk yürümeye başlayınca, çocukken veya genç bir yetişkin olduktan sonrada teşhis konabilir.

<i>Zoraki Tatil</i>

Zoraki Tatil, Başrollerinde Vince Vaughn ve Reese Witherspoon'un oynadığı 2008 yapımı bir Amerikan Noel komedi filmidir. yardımcı rollerde Robert Duvall, Jon Favreau, Mary Steenburgen, Dwight Yoakam, Tim McGraw, Kristin Chenoweth, Jon Voight ve Sissy Spacek yer alıyor. Film, yönetmen Seth Gordon'un ilk stüdyo uzun metrajlı filmi. Yoğun sis nedeniyle tatil planları iptal olduktan sonra dört aile partisine seyahat etmek zorunda kalan bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Filmin yapımcılığını New Line Cinema Spyglass Entertainment üstlendi. 26 Kasım 2008'de Warner Bros. Pictures tarafından yayınlandı ve dünya çapında 163 milyon dolar kazandı.

Albinizm-siyah saç teli-hücre göç bozukluğu, bir bireyin fiziksel görünümünü ve fizyolojisini etkileyen durumları tanımlayan terim ve kavramların kısaltmasıdır: (1) A – albinizm, (2) B – siyah saç teli, (3) C – bağırsak nörositlerinin hücre göç bozukluğu ve (4) D – sinirsel tip işitme kaybı. Bu sendrom, endotelin B reseptör geni (EDNRB) mutasyonundan kaynaklanır.

Abruzzo–Erickson sendromu, sağırlık, dışa çıkık kulaklar, kolobom, yarık damak veya damak rugozitesi, radyal sinostoz ve kısa boy ile karakterize son derece nadir görülen bir hastalıktır. İlk olarak 1977 yılında Abruzzo ve Erickson tarafından, iki erkek kardeş, anneleri ve anne amcalarından oluşan bir ailede değişken şekilde ifade edilen bir CHARGE benzeri sendrom olarak tanımlanmıştır. Bu ailenin üyeleri, CHARGE belirtilerinin birçoğunu sergilemiş, ancak koanal atrezi görülmemiş ve erkek kardeşlerde tipik genital gelişim yaşanmıştır. Bu bozukluğun yakın zamanda keşfedilmesi nedeniyle etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir, ancak X-kromozomundaki TBX22 genindeki mutasyonlardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Hastalık, X'e bağlı resesif bir şekilde kalıtılır. Şu anda bilinen bir tedavisi yoktur, ancak belirtileri tedavi edilebilir.