İçeriğe atla

Biyobirikim

Biyobirikim prensibi

Biyobirikim ya da biyoakümülasyon, pestisit gibi toksinlerin ya da çevrede nadir bulunan yararlı ve gerekli oligoelementler gibi bazı kimyasal maddelerin bitkiler, hayvanlar, mantarlar ya da mikroorganizmalar gibi organizmaların canlı ya da cansız bölümlerinde ya da organizmalarının tamamında soğurularak birikmesini anlatan bir terimdir. Biyobirikim bir organizmanın muhtemelen toksik bir maddeyi katabolizma ya da boşaltım yolu ile yok etmesinden daha hızlı bir oranda soğurmasıyla ortaya çıkar. Dolayısıyla toksik maddenin çevrede ölçülmüş konsantrasyonu çok yüksek olmasa bile biyolojik yarı ömrü ne kadar uzunsa bu nedenle oluşabilen kronik zehirlenme riski o kadar büyüktür.[1] Aynı organizmada görülen biyobirikim yaş ya da sağlık durumu gibi içsel faktörlerden olduğu kadar mevsim, çevrede bulunan besin miktarı, ortamın pH oranı gibi dışsal faktörlerden de oldukça önemli derecede etkilenir. Aynı tür içinde bazı bireyler genetik olarak biyobirikime daha çok ya da daha az yatkın olabilir ancak genel olarak bazı cinsler biyobirikime daha yatkındır; örneğin Agaricus türü mantarların cıva, kurşun, kadmiyum ve selenyum gibi elementleri çok iyi biriktirdikleri bilinmektedir.[2] Biyobirikim, örneğin balıklar için modelleme yoluyla öngörülebilir.[3] Biyodönüşüm kimyasal maddelerin organizmalarda oluian biyobirikimini önemli şekilde etkiler.[4]

Biyoyoğunlaşma ilgili ama daha dar kapsamlı bir terimdir ve kimyasal maddelerin yalnızca su yoluyla alınması ve birikimi için kullanılır. Buna karşın biyobirikim tüm kaynaklardan (örneğin su, besin, hava vb.) kimyasal maddelerin alınmasını kapsar.

Çevre sağlığı ve kirliliği

Kirli çevrelerde ya da biyobirikime uygun bazı toksik maddelerin doğal olarak zengin olduğu çevrelerde bu toksik maddelerin biyobirikimi bireyi ve türü her zaman kötü olarak etkilemez. Örneğin likenler ve mantarlar, hayvanlar için toksik olan radyoizotopları ve metalleri büyük miktarda biriktirebilmekte ve bundan kötü yönde etkilenmemektedirler;[5] hatta biriktirilen metaller sporların daha iyi üremesine ve bitkilerle olan simbiyozun kalitesinin artmasına neden olmaktadır.[6] Biyobirikim kapasitesi asitli topraklar, kirli topraklar, radyoizotoplar ve ağır metaller[7][8][9] arsenik gibi toksik yarı metallerin[10] biyoyayarlanımını ve hareketliliğini artıran asit yağmurları gibi bazı durumlarda artış gösterir. Su ortamlarında toksik maddeleri doğal olarak içeren ya da aldığı toksik maddeleri dönüştüren tortu tabakası toprak rolünü üstlenir.[11] Toksik maddenin kimyasal biçimi de biyobirikim için önem taşır. Örneğin cıva, metalik ya da metil cıva biçimlerinde farklı şekillerde soğurulur[7] ve bu durumda toprağın pH oranı, iyon değişimi yapma kapasitesi, içinde bulunan karmaşık organik kimyasal bileşikler de etkili olur.[12]

Trofik düzeyleri içinde en çok biyobirikim yapan türler genellikle filtreleme yapan organizmalar ile mantarlardır. Mantarlar aynı zamanda yağmurlarla atmosferin temizlenmesi sırasında, örneğin Çernobil reaktör kazası sonrası atmosfere karışan sezyum[13] gibi kimyasal maddeleri de biriktirebilirler. Bu birikimden sonra besin ağında biyoyoğunlaşma denen fenomen görülür.

Besin ağının altında yer alan üreticiler besin ağındaki tüketiciler tarafından tüketildikçe biyobirikim çevre sağlığı sorunlarına yol açar. Örneğin Fransa'da Sen Nehri'nin sularında yaşayan balıklarda bulunan demir, kalsiyum ya da ftalat oranlarının nehir sularında aynı maddelerin bulunma oranlarının 10 ila 1000 katı arasında olduğu görülmektedir. Demirin ve kalsiyumun biyobirikimi, balıklar homeostaz ile vücutlarındaki fazlalıklardan kurtulabildiği sürece sağlıklı olmalarına yarayan fizyolojik mekanizmalar arasındadır. Ancak canlı organizmalar için yararı olmayan ve hatta en kötü durumda canlıların üreme ve büyüme işlevlerini etkileyen ftalatların biyobirikimi çevresel zehirlenme sayılmaktadır.

Kaynakça

  1. ^ Bioaccumulation of Marine Pollutants [and Discussion], by G. W. Bryan, M. Waldichuk, R. J. Pentreath and Ann Darracott Philosophical Transactions of the Royal Society of London. Series B, Biological Sciences.
  2. ^ Stijve, T., Besson, R., 1976. Mercury, cadmium, lead and selenium concentration of mushroom species belonging to the genus Agaricus. Chemosphere 51, 151–158
  3. ^ Stadnicka, J; Schirmer, K; Ashauer, R (2012). Predicting Concentrations of Organic Chemicals in Fish by Using Toxicokinetic Models. Environ. Sci. Technol. DOI:10.1021/es2043728
  4. ^ Ashauer, R; Hintermeister, A; O'Connor, I; Elumelu, M, et al. (2012). Significance of Xenobiotic Metabolism for Bioaccumulation Kinetics of Organic Chemicals in Gammarus pulex. Environ. Sci. Technol. DOI:10.1021/es204611h
  5. ^ Allen, R.O., Steinnes, E., 1978. Concentrations of some potentially toxic metals and other trace elements in wild mushrooms from Norway. Chemosphere 4, 371–378.
  6. ^ Influence des métaux lourds sur la germination des spores de champignons endomycorhiziens à arbuscules dans les sols LEYVAL C. ; WEISSENHORN I. ; GLASHOFF A. ; BERTHELIN J. (CNRS Univ. Nancy I) ; Journal Title Acta botanica gallica ; ISSN 1253-8078 ; Congrès Mycorhizes. Journée d'étude, Paris, FRANCE (19/11/1993) 1994, vol. 141, no 4 (182 p.) (8 ref.), p. 523-528, Ed:Société botanique de France, Lille, France
  7. ^ a b Alonso, J., Salgado, M.J., Garcia, M.A., Melgar, M.J., 2000. Accumulation of mercury in edible macrofungi: influence of some factors. Arch. Environ. Contam. Toxicol. 38, 158–162.
  8. ^ Gast, C.H., Jansen, E., Bierling, J., Haanstra, L., 1988. Heavy metals in mushrooms and their relationship with soil haracteristics. Chemosphere 17, 789–799.
  9. ^ Falandysz, J., Chwir, A., 1997. "The concentrations and bioconcentration factors of mercury in mushrooms from the Mierzeja Wislana sand-bar, Northern Poland". Science of the Total Environment 203, 221-228.
  10. ^ Slekovec, M., Irgolic, K.J., 1996. Uptake of arsenic by mushrooms from soil. Chem. Spec. Bioavalab. 8, 67–73.
  11. ^ Kannan, K., Smith, R.G., Lee, R.F., Windom, H.L., Heitmuller, P.T., Macauley, J.M., Summers, J.K., 1998. Distribution of total mercury and methyl mercury in water, sediment and fish from South Florida estuaries. Arch. Environ. Contam. Toxicol. 34, 109–118.
  12. ^ Bargagli, R., Baldi, T., 1984. Mercury and methyl mercury in higher fungi and their relation with the substrata in a cinnabar mining area. Chemosphere 13, 1059–1071.
  13. ^ Bakken, L.R., Olsen, R.A., 1990. Accumulation of radiocaesium in fungi. Can. J. Microbiol. 36, 704–710.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Ototrof</span> genellikle ışıktan gelen enerjiyi (fotosentez) veya inorganik kimyasal reaksiyonları (kemosentez) kullanarak çevresinde bulunan basit maddelerden karmaşık organik bileşikler (karbonhidratlar, yağlar ve proteinler gibi) üreten organizma

Bir ototrof, karbondioksit gibi basit maddelerden karbon kullanarak, genellikle ışıktan (fotosentez) veya inorganik kimyasal reaksiyonlardan (kemosentez) gelen enerjiyi kullanarak karmaşık organik bileşikler üreten bir organizmadır. Abiyotik bir enerji kaynağını organik bileşiklerde depolanan ve diğer organizmalar tarafından kullanılabilen enerjiye dönüştürürler. Ototroflar canlı bir karbon veya enerji kaynağına ihtiyaç duymazlar ve karadaki bitkiler veya sudaki algler gibi bir besin zincirindeki üreticilerdir. Ototroflar karbondioksiti indirgeyerek biyosentez için organik bileşikler ve depolanmış kimyasal yakıt yapabilirler. Çoğu ototrof indirgeyici madde olarak su kullanır, ancak bazıları hidrojen sülfür gibi diğer hidrojen bileşiklerini de kullanabilir.

<span class="mw-page-title-main">Zehir</span>

Zehir, ağı veya sem, hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal, biyokimyasal ya da radyoaktif nitelikte zararlar veren her türlü maddeye verilen isimdir. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçük dozlarda bile göstermesidir.

<span class="mw-page-title-main">Zehirlenme</span> Kimyasal bir maddenin canlı üzerindeki patolojik etkisidir

Zehirlenme, kimyasal bir maddenin canlı organizma üzerindeki patolojik etkisidir. Görece küçük miktarlarda kimyasal ya da biyokimyasal etki gösteren zehir, süresi ve ağırlığı değişebilen bir hastalık haline ya da ölüme yol açar. Adli tıp uzmanları, zehirlenme olgularını 3 orijine ayırarak inceler:

  1. Kaza
  2. İntihar
  3. Cinayet
<span class="mw-page-title-main">Sinek mantarı</span>

Amanita muscaria, sinek mantarı veya gelin mantarı, Amanita cinsine bağlı zehirli bir mantar türüdür. Gençlerin halüsinasyon görme amacıyla veya yanlışlıkla yenilebilir düşüncesiyle yiyeceklere katılmasıyla zehirlenmeler görülmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Cıva</span> Atom numarası 80 olan kimyasal element

Cıva sembolü "Hg" ve atom numarası 80 olan kimyasal element. "Hg" sembolü, Latincedeki hydrargyrum sözcüğünden gelir. Oda sıcaklığında sıvı hâlde bulunan Cıva için İngilizcede iki sözcük kullanılır: "mercury" ve "quicksilver".

Kent ekolojisi, kent yaşamına ilişkin, bitkilerle hayvanların fiziksel çevreye uyum göstermeleri benzetmesine dayanan bir yaklaşım.

<span class="mw-page-title-main">Pestisit</span> Haşereleri yok etmek için kullanılan madde

Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Pestisit, kimyasal bir madde, virüs ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan, antimikrobik, dezenfektan ya da herhangi bir araç olabilir. Zararlı organizmalar, insanların besin kaynaklarına, mal varlıklarına zarar veren, hastalık yayan böcekler, bitki patojenleri, yabani otlar, yumuşakçalar, kuşlar, memeliler, balıklar, solucanlar ve mikroplar olabilir. Her ne kadar pestisitlerin kullanılmasının bazı yararları olsa da insanlar ve diğer hayvanlar için potansiyel toksisiteleri nedeniyle bazı sorunlar da yaratabilir. Çoğu pestisit, pestleri öldürerek iş görür. Sistemik bir pestisit, bitki tarafından emildikten sonra iletim demetleriyle taşınır.

Ağır metal, metalik özellikler gösteren elementlerden oluşan, açık ve tam bir tanımlaması yapılmamış olan grupta bulunan elementlere verilen addır. Bu grubun içinde geçiş metalleri, bazı yarı metaller, lantanitler ve aktinitler bulunur. Bazıları yoğunluk, bazıları atomik sayı ya da atomik ağırlık, bazıları da kimyasal özellikler ya da toksisite üzerine dayanan birçok tanımlama önerilmiştir. Tutarsız tanımlamalar ve tutarlı bir bilimsel temeli olmaması nedeniyle IUPAC’ın bir teknik raporunda ağır metal teriminin "anlamsız ve yanlış yönlendirici" olduğu belirtilmiştir. Duruma göre ağır metaller karbondan hafif elementleri içerdiği gibi en ağır metallerin bazılarını dışarıda tutabilir.

<span class="mw-page-title-main">Mikoloji</span> mantarların incelenmesi ile ilgilenen biyoloji dalı

Mikoloji, taksonomileri, genetikleri, biyokimyasal özellikleri ve insanlar tarafından kullanımları da dahil olmak üzere mantarların incelenmesiyle ilgilenen biyoloji dalıdır. Mantarlar çıra, gıda, geleneksel ilaç kaynağı olabileceği gibi entojen, zehir ve enfeksiyon kaynağı da olabilir. Mikoloji, bitki hastalıklarının incelenmesi olan fitopatoloji alanına girer. İki disiplin birbiriyle yakından ilişkilidir, çünkü bitki patojenlerinin büyük çoğunluğu mantardır. Mikoloji alanında uzmanlaşmış bir biyoloğa mikolog denir.

<span class="mw-page-title-main">Çevre kirliliği</span> Doğa sorunu

Çevre kirliliği, çevrenin doğal olmayan bir şekilde insan eliyle doğallığının bozulmasıdır. Bu ekosistemi bozma eylemleri; kirlenme şeklinde tabir edilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">RoHS</span>

Tehlikeli Maddelerin Kısıtlanması Direktifi 2002/95/EC, Elektrikli ve elektronik ekipmanlarda belirli tehlikeli maddelerin kullanımının kısıtlanmasına ilişkin Direktifin kısaltmasıdır. Avrupa Birliği tarafından Şubat 2003'te kabul edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Su kirliliği</span> su kaynaklarının kirlenmesi

Su kirliliği; göl, nehir, okyanus, deniz ve yeraltı suları gibi su barındıran havzalarda görülen kirliliğe verilen genel addır. Her çeşit su kirliliği, kirliliğin bulunduğu havzanın çevresinde veya içinde yaşayan tüm canlılara zarar verdiği gibi, çeşitli türlerin ve biyolojik toplulukların yok olmasına ortam hazırlar. Su kirliliği, içinde zararlı bileşenler barındıran atık suların, yeterli arıtım işleminden geçirilmeksizin havzalara boşaltılmasıyla meydana gelir.

<span class="mw-page-title-main">Dibütil ftalat</span>

Dibütil ftalat (DBP), düşük toksisitesi ve geniş sıvı aralığı nedeniyle plastikleştirici olarak yaygın halde kullanılan bir organik bileşiktir. Kimyasal formülü C6H4(CO2C4H9)2 olan DBP'nin, ticari örnekleri genellikle sarı olmasına rağmen renksiz bir yağ görünümündedir.

<span class="mw-page-title-main">Cıva(II) fülminat</span>

Cıva(II) fülminat, Hg(CNO)2, primer patlayıcıdır. Sürtünme ve şoka çok duyarlı olduğundan dolayı özellikle diğer patlayıcıları patlatmak için kullanılan darbeli kapsüller ve patlatma kapsüllerinde bir tetikleyici olarak kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Ayrışma (biyoloji)</span> Biyokimyasal bir süreç

Ayrışma veya çürüme, organik maddelerin, maddenin daha basit formlarına ayrıldığı süreçtir. Bu süreç biyomda yer kaplayan sonlu maddelerin geri dönüşümü için gereklidir. Canlı organizmaların organları ölümünden kısa bir süre sonra ayrıştırmaya başlar. Bütün organizmalar aynı yolla ayrışmamalarına rağmen, ölümden sonra aynı aşamalardan geçerler. Ayrışmayı inceleyen bilim olan taponomi, Yunanca’da (τάφος, taphos) (mezar) kelimesinden gelir.

<span class="mw-page-title-main">Fülminik asit</span>

Fülminik asit, HCNO moleküler formülünü içeren kimyasal bir bileşiktir. Gümüş tuzu, 1798'de, gümüş nitrik asit içinde eritildiyse ve şarabın ruhuna eklenen çözeltinin, beyaz, oldukça patlayıcı bir toz elde edildiğini tespit eden Luigi Valentino Brugnatelli tarafından keşfedildi. 1800'de Edward Charles Howard da gümüş tuzu üretti ve daha sonra 1824'te Justus von Liebig tarafından araştırıldı. Howard ayrıca, 1799'da, Brugnatelli'nin işleminde gümüş yerine gümüş cıvası olan cıva tuzunu yarattı. Organik bir asit ve gümüş tuzu 1825'te Friedrich Wöhler tarafından keşfedilen izosiyanik asit izomeridir. Serbest asit ilk olarak 1966'da izole edildi.

<span class="mw-page-title-main">Çevre kimyası</span>

Çevre kimyası, doğal yerlerde meydana gelen kimyasal ve biyokimyasal olayların bilimsel bir araştırmasıdır. Potansiyel kirliliği kaynağında azaltmaya çalışan yeşil kimya ile karıştırılmamalıdır. Hava, toprak ve su ortamlarındaki kimyasal türlerin kaynakları, reaksiyonları, taşınması, etkileri ve kaderlerinin incelenmesi; ve insan aktivitesinin ve biyolojik aktivitenin bunlara etkisi olarak tanımlanabilir. Çevre kimyası, atmosfer, su ve toprak kimyasını içeren, aynı zamanda analitik kimyaya büyük ölçüde güvenen, çevre bilimi ve diğer bilim alanlarıyla ilgili olan disiplinlerarası bir bilimdir.

<span class="mw-page-title-main">Cilt beyazlatma</span>

Cilt beyazlatma, cilt rengini açmak için derideki melanin konsantrasyonu azaltacak kimyasal maddelerin kullanıldığı uygulamalardır. Bazı kimyasalların cilt rengini açmada etkili olduğu görülmüşken, bazılarının toksik veya güvensiz olduğu kanıtlanmıştır. Cıva içeren cilt beyazlatıcılar, nörolojik sorunlara ve böbrek sorunlarına sebep olabilir.

Metal zehirlenmesi veya metal toksisitesi; belirli metallerin belirli biçim ve dozlarda yaşam üzerindeki zehirleyici etkisidir. Birtakım metaller, zehirli çözünür bileşikler oluşturduklarında zehirlidir. Birtakım metallerin biyolojik bir rolü yoktur, başka bir deyişle yaşam için zorunlu (esansiyel) minerallerden değildir veya belirli bir türevdeyken zehirlidir. Söz konusu metalin kurşun olması durumunda, kurşunun ölçülebilir herhangi bir miktarının sağlık üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Metal zehirlenmesinin genellikle ağır metaller ile anlamdaş olduğu düşünülür, ancak berilyum ve lityum gibi daha hafif metaller de belirli durumlarda zehirli olabilir. Bütün ağır metaller özellikle zehirli değildir ve demir gibi bazı metaller canlıda çok önemli bir yer tutar. Metal zehirlenmesinin tanımı, anormal derecede yüksek dozlarda zehirli etki gösteren eser elementleri de kapsayabilir. Metal zehirlenmesinin tedavisi için şelasyon tedavisi bir seçenek olabilir; bu yöntem, metalleri vücuttan uzaklaştırmak için şelasyon ajanlarının uygulanmasını içine alan bir tekniktir.

<i>Agaricus</i>

Agaricus, dünya çapında 300'den fazla üyesi olan, hem yenilebilir hem de zehirli türler içeren bir mantar cinsidir. Cins, yaygın ("düğme") mantarı ya da kültür mantarı ve Batı'nın baskın kültür mantarı olan tarla mantarını da içerir.