İçeriğe atla

Bilimsel gerçekçilik

Bilimsel gerçekçilik, bilim tarafından tanımlanan evrenin, nasıl yorumlanabileceğine bakmaksızın gerçek olduğunu savunan görüştür. Bilimsel gerçekçiliğe inanan bir kişi, bilimin evrendeki hem fiziksel hem de metafiziksel gerçekleri (ya da yaklaşık gerçekleri) bulmak için kullanılabileceği yönündeki görüşleri nedeniyle, evrenin bilim tarafından tanımlandığı şekliyle doğru (ya da yaklaşık doğru) olduğunu kabul etmektedir.

Bilim felsefesinde bu görüş genellikle " Bilimin başarısı nasıl açıklanabilir?" sorusuna verilen bir yanıttır. Bu bağlamda bilimin başarısı üzerine yapılan tartışma, öncelikle bilimsel teorilerin bahsettiği gözlemlenemez varlıkların durumuna odaklanır. Genel olarak bilimsel gerçekçiler, araçsalcılığın tersine, gözlemlenemeyenler hakkında da geçerli iddialarda bulunulabileceğini (yani gözlemlenebilirlerle aynı ontolojik statüye sahip olduklarını) ileri sürmektedirler.

Ana Özellikler

Bilimsel gerçekçilik iki temel konumu içermektedir:

  • Öncelikle, ideal bir bilimsel teorinin özellikleri hakkında iddialar bütünüdür; ideal bir teori, bilimin üretmeyi amaçladığı türden bir teoridir.
  • İkinci olarak, bilimin eninde sonunda ideal bir teoriye çok benzeyen teoriler üreteceğine ve bilimin şimdiye kadar bazı alanlarda oldukça başarılı olduğuna dair inançtır. Bir kişinin bazı bilimlerde bilimsel gerçekçi olurken diğerlerinde olmayabileceğini belirtmek önemlidir.

Bilimsel gerçekçiliğe göre ideal bir bilimsel teori aşağıdaki özelliklere sahiptir:

  • Teorinin ortaya koyduğu iddialar, teorinin bahsettiği varlıkların var olup olmadığına ve teori tarafından doğru bir şekilde tanımlanıp tanımlanmadığına bağlı olarak doğru ya da yanlıştır. Bu, bilimsel gerçekçiliğin anlamsal yükümlülüğüdür.
  • Bilimsel teori tarafından tanımlanan varlıklar nesnel ve zihinden bağımsız olarak mevcuttur. Bu, bilimsel gerçekçiliğin metafiziksel yükümlülüğüdür.
  • Teorinin söylediklerinin önemli bir kısmına inanmak için gerekçeler bulunmaktadır. Bu epistemolojik yükümlülüktür.

Birinci ve ikinci iddianın birleştirilmesi, ideal bir bilimsel teorinin gerçekten var olan varlıklar hakkında kesin şeyler söylemesini gerektirmektedir. Üçüncü iddia, bu varlıklar hakkındaki birçok bilimsel iddianın doğru olduğuna inanmak için sebeplerimiz olduğunu, ancak hepsinin doğru olmadığını söylemektedir.

Bilimsel gerçekçilik genellikle bilimin ilerleme kaydettiğini, yani bilimsel teorilerin giderek daha iyi hale geldiğini, daha doğrusu giderek daha fazla soruya yanıt verdiğini kabul etmektedir. Bu yüzden, bilimsel gerçekçiler olsun ya da olmasın, gerçekçiliğin bilimin ilerlemesini, teorilerin bilimsel gerçekçilerin tanımladığı ideal teoriye giderek daha çok benzemesi açısından anlamlandırması gerektiğini savunmaktadır.

Karakteristik iddialar

Aşağıdaki iddialar bilimsel gerçekçiler tarafından savunulan tipik iddialardır. Bilimin başarısının doğası ve başarısında gerçekçiliğin rolü konusundaki geniş fikir ayrılıkları nedeniyle, bir bilimsel gerçekçi aşağıdaki pozisyonların hepsine değil ama bazılarına katılmaktadır.[1]

  • En iyi bilimsel teoriler en azından kısmen doğrudur.
  • En iyi teoriler, yönlendirici olmayan ifadeler içeren merkezi terimler kullanmazlar.
  • Bir teorinin yaklaşık olarak doğru olduğunu söylemek, onun öngörü başarısının derecesinin yeterli bir açıklamasıdır.
  • Bir teorinin yaklaşık gerçeği, onun öngörü başarısının tek açıklamasıdır.
  • Bir teori kaynağı olmayan ifadeler kullansa bile, bilimsel bir teori gerçeğe yakın olabilir.
  • Bilimsel teoriler, fiziksel dünyanın gerçek bir açıklaması için tarihsel bir ilerleme sürecindedir.
  • Bilimsel teoriler gerçek, varoluşsal iddialarda bulunur.
  • Bilimsel teorilerin teorik iddiaları harfi harfine okunmalıdır ve kesinlikle ya doğrudur ya da yanlıştır.
  • Bir teorinin öngörüsel başarısının derecesi, merkezi terimlerinin atıfsal başarısının kanıtıdır.
  • Bilimin amacı, fiziksel dünyanın kelimenin tam anlamıyla doğru olan bir izahıdır. Bilim başarılı olmuştur çünkü bu hedefe doğru ilerlemektedir.

Tarihi

Bilimsel gerçekçilik, rasyonalizm ve metafizik gerçekçilik gibi çok daha eski felsefi pozisyonlarla ilgilidir. Bununla birlikte, bilim üzerine yirminci yüzyılda geliştirilen bir tezdir. Bilimsel gerçekçiliği antik, Orta Çağ ve erken modern dönemdeki benzerleriyle birlikte tasvir etmek en iyi ihtimalle yanıltıcı olacaktır.

Bilimsel gerçekçilik büyük ölçüde mantıksal pozitivizme bir tepki olarak gelişmiştir. Mantıksal pozitivizm, yirminci yüzyılın ilk bilim felsefesi ve bilimsel gerçekçiliğin öncüsü olup, teorik terimler ile gözlemsel terimler arasında keskin bir ayrım yapılabileceğini, gözlemsel ve mantıksal terimlerle anlamsal analiz yapılabileceğini savunmaktadır.

Mantıksal pozitivizm şu konularda sıkıntılar yaşadı:

  • Doğrulamacı anlam teorisi — bkz. Hempel (1950).
  • Analitik-sentetik ayrımıyla ilgili sorunlar - bkz. Quine (1950).
  • Gözlemin teori yüklülüğü — bkz. Hanson (1958), Kuhn (1970) ve Quine (1960).
  • Terimlerin gözlemselliğinden başlayarak cümlelerin gözlemselliğine doğru ilerlerken karşılaşılan zorluklar - bkz. Putnam (1962).
  • Gözlemsel-teorik ayrımın belirsizliği - bkz. G. Maxwell (1962).

Mantıksal pozitivizm için bu zorluklar bilimsel gerçekçiliği akla getirir, fakat zorunlu kılmaz ve gerçekçiliğin bir bilim felsefesi olarak geliştirilmesine yol açar.

Realizm, pozitivizmden sonra bilimin hakim felsefesi haline gelmiştir.[2] Bas van Fraassen The Scientific Image (1980) adlı kitabında gerçekçiliğe alternatif olarak yapıcı ampirizmi geliştirdi. Bilimsel gerçekçiliğe karşı, bilimsel teorilerin gözlenemeyen varlıklar hakkında gerçeği amaçlamadığını ileri sürmektedir.[3] Van Fraassen'e verilen yanıtlar gerçekçi konumları keskinleştirmiş ve bilimsel gerçekçiliğin bazı gözden geçirmelerine yol açmıştır.

Bilimsel gerçekçilik lehinde ve aleyhinde argümanlar

Mucize yok argümanı

Bilimsel gerçekçiliğin temel argümanlarından birisi, bilimsel bilginin doğası gereği ilerici olduğu ve olguları başarılı bir şekilde öngörebildiği fikrine dayanmaktadır.[4] Pek çok bilimsel gerçekçi (örneğin, Ernan McMullin, Richard Boyd ), bir teorinin uygulamalı başarısının, onun daha gözlemlenemeyen yönlerinin var olduğu fikrine de güven kazandırdığını düşünüyor çünkü bunlar, teorinin tahminlerini gerekçelendirme şekli olarak ortadaydı. Örneğin, bir bilimsel gerçekçi, bilimin atomları kullanan tüm teorilerdeki olağanüstü fenomenolojik başarıdan atomlar için bazı ontolojik dayanaklar çıkarması gerektiğini savunacaktır.

Bilimsel gerçekçilik yönündeki argümanlar sıklıkla çıkarımsal akıl yürütmeye veya "en iyi açıklamaya yönelik çıkarıma" başvurur (Lipton, 2004). Örneğin, yaygın olarak başvurulan argümanlardan biri olan "mucize argümanı" ya da "mucize yok argümanı", bilimsel teorilerin çeşitli olguları tahmin etmede ve açıklamada, çoğu zaman büyük bir isabetle, son derece başarılı olduğunu belirterek işe başlar. Bu nedenle, en iyi açıklamanın -bilimin başarısını Hilary Putnam'ın "mucize" olarak adlandırdığı şey olmadığını gösteren tek açıklamanın- bilimsel teorilerimizin (ya da en azından en iyilerinin) dünyanın gerçek tanımlarını sağladığı ya da yaklaşık olarak sağladığı görüşüdür.[5]

Bas van Fraassen buna evrimsel bir benzetmeyle yanıt veriyor: " Ben mevcut bilimsel teorilerin başarısının mucize olmadığını iddia ediyorum. Bilimsel (Darwinist) zihin açısından şaşırtıcı bile değildir. Çünkü her bilimsel teori, dişi ve tırnağı kıpkırmızı bir ormanda, kıyasıya rekabetin yaşandığı bir hayatın içinde dünyaya gelir. Sadece başarılı teoriler hayatta kalır ki bunlar aslında doğadaki gerçek düzenlere bağlı olanlardır." (The Scientific Image, 1980)

Bazı filozoflar (örneğin Colin Howson ), mucizelerin olmadığı argümanının temel oran safsatasına yol açtığını ileri sürmüştür.[6]

Kötümser tümevarım

Gerçekçiliğe karşı temel argümanlardan biri olan kötümser tümevarım, bilim tarihinin bir zamanlar ampirik olarak başarılı kabul edilen ancak artık yanlış olduğuna inanılan birçok teori içerdiğini savunur. Buna ek olarak, bilim tarihi, gözlemlenemeyen terimlerin gerçekten ifade ettiğine inanılmayan, deneysel olarak başarılı birçok teori içermektedir. Örneğin, statik elektriğin effluvium teorisi (16. Yüzyıl fizikçisi William Gilbert'in bir teorisi), temel gözlemlenemeyen terimleri sonraki teoriler tarafından ikame edilen deneysel olarak başarılı bir teoridir.

Gerçekçiler, belirli gerçekçi teorilerin daha iyileriyle değiştirilmesinin, bilimsel bilginin ilerlemeci doğası gereği beklenen bir durum olduğunu ve bu tür değişimler gerçekleştiğinde sadece gereksiz gözlemlenemeyenlerin çıkarıldığını söylerler. Örneğin, Albert Einstein'ın özel görelilik kuramı, ışık saçan eter kavramının, mekanik ve elektromanyetizma kuramlarının başarısına hiçbir katkısı olmadığı için bir kenara bırakılabileceğini göstermiştir. Öte yandan, teori değişimi gerçekleştiğinde, atom kavramı gibi iyi desteklenen bir kavram çıkarılamaz, ancak bir şekilde yeni teoriye dahil edilir. Bu yanıtlar bilimsel gerçekçileri yapısal gerçekçiliğe götürebilmektedir.

Yapılandırmacı epistemoloji

Sosyal inşacılar, bilimsel gerçekçiliğin, bilimsel devrim dönemlerinde bilimsel bilgide meydana gelen hızlı değişimi açıklayamayacağını iddia etmektedir. Yapılandırmacılar teorilerin başarısının sadece yapının bir parçası olduğunu da ileri sürebilmektedir.

Bununla birlikte, bu argümanlar birçok bilim insanının gerçekçi olmadığını göz ardı etmektedir. Kuantum mekaniğinin 1920'lerdeki gelişimi sırasında, bilimin hakim felsefesi mantıksal pozitivizmdi . Alternatif gerçekçi Bohm yorumu(Pilot dalga teorisi) ve kuantum mekaniğinin çoklu dünyalar yorumu, klasik fizik kavramlarıyla bu kadar köklü bir kopuş yaratmamaktadır.

Eksik belirleme sorunu

Bilimsel gerçekçiliğe yöneltilen ve eksik belirleme sorunundan hareket eden bir başka argüman ise diğerleri kadar tarihsel bir temele dayanmamaktadır. Gözlemsel verilerin prensipte birbiriyle bağdaşmayan birden fazla teori tarafından açıklanabileceğini ileri sürmektedir. Gerçekçiler, bilim tarihinde az sayıda eksik belirleme vakası olduğunu söyleyerek buna karşı çıkabilmektedir. Genellikle verilerin açıklanması gerekliliği o kadar titizdir ki, bilim insanları bunu yerine getirecek tek bir teori bile bulduklarında kendilerini şanslı sayarlar. Dahası, yetersiz belirleme argümanını ciddiye alırsak, bu sadece doğrudan gözlemlediklerimizi bilebileceğimiz anlamına gelir. Örneğin, fosil kanıtlarına dayanarak dinozorların bir zamanlar yaşadığını teorileştiremeyiz çünkü diğer teoriler (örneğin, fosillerin zekice hazırlanmış birer sahtekarlık olduğu) aynı verileri farklı bir şekilde açıklayabilir.

Uyumsuz modeller argümanı

Uyumsuz modeller argümanına göre, bazı hallerde tek bir olgu için farklı modellerin varlığı gerçeklik karşıtlığının bir kanıtı olarak kabul edilebilir.[7] Buna verilebilecek örneklerden biri, kabuk modeli ile sıvı-damla modelinin atom çekirdeğinin birbiriyle çelişen açıklamalarını ortaya koymaya çalışan Margaret Morrison'a aittir.[8]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ Jarrett Leplin (1984), Scientific Realism, University of California Press, s. 1, ISBN 0-520-05155-6 
  2. ^ Garrett, B., Empirical Nursing: The Art of Evidence-Based Care (Bingley: Emerald Publishing, 2018), p. 70.
  3. ^ Monton, Bradley; Mohler, Chad (October 2008). "Constructive Empiricism". The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2017 Edition). 
  4. ^ Cappelen, H., Gendler, T. S., & Hawthorne, J., eds., The Oxford Handbook of Philosophical Methodology 25 Haziran 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (Oxford: Oxford University Press, 2016), pp. 401–402 12 Ekim 2023 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi..
  5. ^ Chakravartty, Anjan (10 Temmuz 2018). "Scientific Realism". Zalta, Edward N. (Ed.). The Stanford Encyclopedia of Philosophy. Metaphysics Research Lab, Stanford University. 13 Ağustos 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 8 Ocak 2024 – Stanford Encyclopedia of Philosophy vasıtasıyla. 
  6. ^ Colin Howson, Hume's Problem: Induction and the Justification of Belief (2000), Chap. 3 : Realism and the No Miracles Argument
  7. ^ Frigg, Roman and Hartmann, Stephan, Models in Science, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.).
  8. ^ Morrison, Margaret (2011). One phenomenon, many models: Inconsistency and complementarity. Studies in History and Philosophy of Science Part A 42 (2):342-351.

Konuyla ilgili yayınlar

  • Boyd, RN (1988). "Nasıl Ahlaki Gerçekçi Olunur", G. Sayre-McCord, ed., Ahlaki Gerçekçilik Üzerine Denemeler, Cornell University Press, s. 181–228 .
  • Bunge, Mario . (2006). Gerçekliğin Peşinde: Gerçekçilik Üzerindeki Çekişme . Felsefede Toronto Çalışmaları: Toronto Üniversitesi Yayınları
  • Bunge, Mario. (2001). Bilimsel Gerçekçilik: Mario Bunge'nin Seçilmiş Denemeleri . Mahner, M. (Ed.) New York: Prometheus Books
  • Devitt, Michael, "Bilimsel gerçekçilik". İçinde: Çağdaş analitik felsefenin Oxford el kitabı (2005)
  • Hempel, Carl. (1950). Boyd, Richard ve ark.'da "Bilişsel Önemin Deneyci Kriterleri". eds. (1990). Bilim Felsefesi Cambridge: MIT Press..
  • Hunt, Shelby D. (2003). "Pazarlama Teorisindeki Tartışma: Akıl, Gerçekçilik, Hakikat ve Nesnellik İçin." Armonk, NY: ME Sharpe, Inc.
  • Hunt Shelby D. (2011). "Teori Durumu, Tümevarımsal Gerçekçilik ve Yaklaşık Gerçek: Mucize Yok, Sessizlik Yok." Bilim Felsefesinde Uluslararası Çalışmalar, 25(2), 159–178.
  • Kukla, A. (2000). Sosyal yapılandırmacılık ve bilim felsefesi. Londra: Routledge.
  • Kuhn, Thomas. (1970). Bilimsel Devrimlerin Yapısı, 2. Baskı. Chicago: Chicago Üniversitesi Yayınları.
  • Laudan, Larry. (1981). "Yakınsak Gerçekçiliğin Çürütülmesi" Bilim Felsefesi
  • Leplin, Jarrett. (1984). Bilimsel Gerçekçilik . Kaliforniya: Kaliforniya Üniversitesi Yayınları.
  • Leplin, Jarrett. (1997). Bilimsel Gerçekçiliğin Yeni Bir Savunması. Oxford: Oxford Üniversitesi Yayınları.
  • Lipton, Peter. (2004). En iyi açıklamaya çıkarım, 2. baskı. Londra: Routledge.
  • Maxwell, G. (1962). H. Feigl ve G. Maxwell Scientific Explanation, Space, and Time ciltlerinde "Teorik Varlıkların Ontolojik Durumu". 3, Bilim Felsefesinde Minnesota Çalışmaları, 3-15.
  • Merritt, D. (2021). Kozmolojik Gerçekçilik .
  • Okasha, Samir. (2002). Bilim felsefesi: Çok kısa bir giriş. Oxford: Oxford Üniversitesi Yayınları. Özellikle 4. bölüm olan "Gerçekçilik ve Gerçekçilik Karşıtlığı"na bakın.
  • Putnam, Hilary. (1962). Ernst Nagel ve ark.'da "Teoriler Ne Değildir?" (1962). Mantık, Metodoloji ve Bilim Felsefesi Stanford University Press.
  • Psillos, Stathis. (1999). Bilimsel gerçekçilik: Bilim gerçeği nasıl izler? Londra: Routledge.
  • Quine, WVO (1951). (1953)'te "Deneyciliğin İki Dogması" [1] . Mantıksal Bir Bakış Açısından Cambridge: Harvard University Press.
  • Quine, WVO (1960). Kelime ve Nesne Cambridge: MIT Press.
  • Sankey, H. (2001). "Bilimsel Gerçekçilik: Bir Ayrıntılandırma ve Savunma" http://philsci-archive.pitt.edu adresinden alınmıştır.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Epistemoloji</span> bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalı

Epistemoloji ya da bilgi felsefesi, bilgiyle ilgilenen bir felsefe dalıdır. Epistemologlar, bilginin doğası, kaynağı ve kapsamı, epistemolojik gerekçelendirme, inancın rasyonelliğini ve diğer çeşitli konuları incelemektedir. Epistemoloji, felsefenin etik, mantık ve metafizikle birlikte dört ana dalından biri olarak kabul edilir.

Tümevarımcılık, bilimsel teoriler geliştirmek için bilimsel yöntemin geleneksel ve hala yaygın felsefesidir. Tümevarımcılık, bir alanı tarafsız bir şekilde gözlemlemeyi, incelenen durumlardan yasalar çıkarmayı - dolayısıyla tümevarımsal akıl yürütmeyi - ve böylece nesnel olarak gözlemlenenin tek doğal doğru teorisini keşfetmeyi amaçlar.

Gerçeklik veya hakikat, günlük kullanımdaki anlamıyla, "var olan her şey" demektir. Bilimde, dinde ve felsefede farklı anlamları vardır. Düşünceden bağımsız olarak zamanda ve mekanda yer kaplayan her şey gerçektir. Herhangi bir şeyin gerçekliği insan zihnine bağlı olmaksızın var olmasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Sözdebilim</span>

Sözdebilim veya sahte bilim, bilimsel argümanlar kullanılarak ileri sürülen ancak bilimsel çalışmaların gerektirdiği materyal, yöntem, doğrulanabilirlik gibi standartları taşımayan veya yeterli bilimsel araştırma ile desteklenmeyen iddia, inanç, bilgi ve uygulamalar bütününe verilen addır. Sözde bilim genellikle belirsiz, çelişkili, eleştirilere yönelik aşırı tepki ve kişiselleştirmeler, destekleyici verilerin abartılması, sonuçlara yönelik doğrulanması olanaksız abartılı iddialar ile karakterize, kullanıcıları açısından da sosyal, maddi-manevi kazançlar sağladığı düşünülebilecek konular üzerinden yürütülür.

<span class="mw-page-title-main">Bilim felsefesi</span>

Bilim felsefesi, epistemoloji, ontoloji, etik ve estetik gibi felsefenin temel alt bölümlerinden birisidir.

<span class="mw-page-title-main">20. yüzyıl felsefesi</span>

20. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyıl sonlarından başlayıp günümüze kadar gelen ve devam eden düşünce geleneklerini ve felsefi akımları kapsar. Her çağın felsefesinin kendi toplumsal, kültürel ve siyasal koşullarıyla etkileşimli olduğu gibi, 20. yüzyıl felsefesi de kendi siyasal ve toplumsal gelişmelerinden etkilenmiştir. Çağın siyasal olayları, kültürel ve teknolojik gelişmeler, bilimsel alandaki yeni sonuçlar, ortaya çıkan yeni düşünce eğilimlerinin hepsi 20. yüzyıl felsefesinde görülen bilime yönelik sorgulayıcı yaklaşımların, aklın sorgulanması girişimlerinin, dile yönelik ilginin, özne kavramı üzerinde yürütülen tartışmaların, zihin problemlerinin, yeni bir boyut kazanan bilgi sorununun, cinsellik soruşturmasının, yabancılaşma ve iktidar sorunsalının arka planını oluşturmaktadır. Bu çağın düşünürlerinin çoğunluğu bir şekilde çalışmalarında çağın kuramsal sorunlarını dillendirmiş ve yanıt arayışında olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Mantıksal pozitivizm</span>

Mantıksal pozitivizm, Viyana Çevresi olarak adlandırılan filozofların felsefi düşünüş sistemlerini adlandırır. Başlıca temsilcileri Moritz Schlick, Rudolph Carnap ve Otto Neurath olan bu çevre, yeni pozitivistler ya da mantıkçı empiristler olarak da adlandırılır. Bu çevrenin oluşumunda önemli etkisi olan isim Ernst Mach'tır ki Mach'ın Viyana'da belirli dönemlerde mantık, fizik ve felsefe profesörlüğü yaptığı bilinmektedir. Mantıksal pozitivizmin çok farklı konumlardaki ve disiplinlerdeki filozofları bir araya getirir. Söz konusu akımın içinde sayılan ya da sayılmış olan belli başlı filozoflar şöyledir: Ernest Nagel, Hans Hahn, Kurt Gödel, Felix Kaufmann, Philipp Frank, Bertrand Russell, Whitehead, A. J. Ayer, Wittgenstein.

Metaetik, etik anabilim dalının etik özelliklerinin, anlatım ve bildirimlerinin, tutumlarının ve yargılarının doğasını anlamak, arayıp bulmak ve ortaya çıkarmak maksadıyla uğraşan koludur.

Olgu, var olduğu, doğru olduğu veya gerçekleştiği kabul edilen şeydir. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat olarak da tanımlanabilir. Bir gerçeğin geçerliliğini sınamanın en yaygın yolu doğrulanabilirlik testidir; yani, deney yoluyla gösterilip gösterilemeyeceğidir. Gerçekleri kontrol etmek için genellikle standart referans kaynakları kullanılır. Bilimsel gerçek, dikkatli gözlemler veya ölçümler yoluyla doğrulanmış olgulardır.

<span class="mw-page-title-main">Yanlışlanabilirlik</span> Bir önermenin yanlışlığının kanıtlanabilme ihtimali

Bir önerme, hipotez ya da teori; özünde yanlış olduğunun kanıtlanabilme ihtimali varsa; yanlışlanabilirdir. Bir yargıyı geçersiz kılacak herhangi bir gözlem yapmak ya da argüman sunmak mümkünse bu yargı yanlışlanabilirdir. Bu anlamda, yanlışlamak ile geçersiz kılmak eş anlamlıdır. Bilimsel bir önerme yanlışlanabilme özelliği barındırır. Yanlışlanabilirlik ilkesi, bilim ile bilim dışı olanı, bilgi ile inancı ayırmak için kullanılır.

Mantıksal atomculuk, 20. yüzyılın başlarında analitik felsefenin gelişmesiyle ortaya çıkan felsefi bir görüştür. Başlıca temsilcisi İngiliz filozof Bertrand Russell'dı. Ayrıca Avusturya doğumlu öğrencisi ve meslektaşı Ludwig Wittgenstein'ın erken dönem çalışmalarının mantıksal atomculuğu savunduğu yaygın bir şekilde kabul edilmektedir. Kimi Viyana Çevresi filozofları, mantıksal atomculuktan da etkilendiler. Özellikle, bazı felsefi amaçlarına ve Wittgenstein'ın daha önceki çalışmalarına derinden sempati duyan Rudolf Carnap. Gustav Bergmann ayrıca, özellikle J.O. Urmson'un çözümleme üzerine yaptığı çalışmalarla ilgili tartışmalarında ideal bir fenomenalist dile odaklanan bir mantıksal atomculuk biçimi geliştirdi.

Aşağıdaki taslak, epistemolojiye genel bir bakış ve konuya ilişkin bir kılavuz olarak sunulmuştur:

Felsefi çalışmaların gelişmesi sürecinde on dokuzuncu yüzyılda sembolik mantık ile yürüyen mantık, yirminci yüzyılda matematiksel mantıkla devam ederken, geleneksel olarak basit mantığın ötesine geçiyorsa, mantığın bir parçası olarak değil de felsefi mantık veya mantık felsefesi olarak değerlendirildi.

Yapısalcılık ilk olarak 1960'ların sonlarında, daha sonra da 1970'ler boyunca birçok analitik filozof tarafından geliştirilen bilim felsefesindeki aktif bir araştırma alanıdır.

Epistemolojik anarşizm, Avusturyalı bilim filozofu Paul Feyerabend tarafından geliştirilen ve bilimin ilerlemesini veya bilginin büyümesini yöneten hiçbir yararlı ve istisnasız metodolojik kural olmadığını savunan bir epistemolojik teoridir. Bilimin sabit, evrensel kurallarla işleyişi fikrinin gerçekçi olmadığını, zararlı olduğunu ve bilimin kendisine zarar verdiğini savunur.

Hukuki şekilcilik ya da hukuki formalizm, hakimlerin yargılama sürecinde nasıl karar vermesi gerektiğini açıklayan teorilerden biri. Hukuki gerçekçilikten farklı olarak, hukuki şekilcilik, hukuki işlemlerin yasalarca öngörülen şekil kurallarına uygun olarak yapılması, hakların yasalarda belirlenen zaman aralıklarında kullanılması ve sonuçlarının kategorik ilkelerle belirlendiği sistemdir. Yapılmak istenen işlemin birtakım şekil şartlarına bağlı olarak yapılabilmesini, böylece işlemin yapılmasını güçleştirmeyi amaçlar. Böylece bu işlemi yapmak isteyenler, öncesinde bu işlemi yapmak isteyip istemediklerini değerlendirerek daha isabetli kararlar alabilecektir.

Ahlaki kuşkuculuk, hiç kimsenin ahlaki bilgiye sahip olmadığını iddia eden bir metaetik teoriler sınıfıdır. Birçok ahlaki şüpheci, ahlaki bilginin imkansız olduğuna dair daha güçlü, modal iddiada bulunur. Ahlaki kuşkuculuk, özellikle bilinebilir ve nesnel ahlaki gerçekler olduğu görüşünü savunan ahlaki gerçekçiliğe karşıdır.

Stathis Psillos, bir Yunan bilim filozofudur. Yunanistan'ın Atina Üniversitesi'nde Bilim Felsefesi ve Metafizik Profesörüdür. Batı Ontario Üniversitesi Rotman Felsefe Enstitüsü üyesidir. 2013-15'te Kanada'da bulunan Batı Ontario Üniversitesi'nde Rotman, Kanada Bilim Felsefesi Araştırma Kürsüsü'nü yürütmüştür.

Larry Laudan, Amerikalı bir bilim filozofu ve epistemologdur. Pozitivizm, realizm ve rölativizm geleneklerini şiddetle eleştirdi ve popüler meydan okumalara karşı ayrıcalıklı ve ilerici bir kurum olarak bilim görüşünü savundu. Laudan'ın "araştırma gelenekleri"ne ilişkin felsefi görüşü, Imre Lakatos'un "araştırma programlarına" önemli bir alternatif olarak görülüyor.

<span class="mw-page-title-main">Saf gerçekçilik</span>

Saf gerçekçilik, algı felsefesi ve epistemolojide duyuların bize nesnelerin gerçekte oldukları gibi doğrudan farkındalığını sağladığını söyleyen fikridir. Doğrudan gerçekçilik olarak anıldığında, saf gerçekçilik genellikle dolaylı gerçekçilik kavramıyla karşılaştırılır.