İçeriğe atla

Bilimde Romantizm

Romantik dönemin Avrupalı bilim insanları, Aydınlanma'nın mekanistil doğa felsefesine karşı olarak, doğayı anlamanın kendini anlamak anlamına da geldiğini ve doğa bilgisinin "zorla elde edilmemesi" gerektiğini söylediler. Aydınlanmacılığın, bilimlerin suistimal edilmesini teşvik ettiğini düşündüler ve bu yüzden bilimsel bilgi elde etmenin başka bir yolunu, sadece insanlığa değil de doğaya da yarar sağlayan bir yolunu aradılar.[1]

19.yüzyıl bilimi, 18.yüzyıldaki Aydınlanma hareketine tepki olarak başlayan[2] Romantizm akımından oldukça etkilenmiştir. Romantizm; siyaset, sanat ve beşeri bilimler dahil birçok alana etki etmiştir.

Romantizm bir dizi tema geliştirdi: anti-indirgemeciliği (bütünün tek başına parçalardan daha değerli olduğu) ve epistemolojik iyimserliği (insanın doğaya bağlı olduğu) ve yaratıcılığı, deneyimi ve dehayı teşvik etti.[3] Ayrıca, bilim insanının bilimsel keşifteki rolünü, doğa bilgisi edinmenin insanı anlamak anlamına geldiğini söyleyerek vurguladı. Bu nedenle, bu bilim adamları doğaya saygıya büyük önem verdiler.[1]

Romantizm, 1840'lardan itibaren yerini yeni bir hareket olan pozitivizm'e bırakarak geriledi, entelektüelleri ele geçirdi ve yaklaşık 1880'e kadar sürdü. Daha önce Aydınlanma'dan hayal kırıklığına uğramış ve bilime yeni bir yaklaşım arayan aydınlarda olduğu gibi, insanlar artık Romantizme olan ilgilerini kaybetti ve bilimi daha belirgin bir süreçle incelemeye çalıştı.

Romantik bilim vs. Aydınlanma bilimi

Aydınlanma, 18. yüzyılın son on yılında Fransa'da sağlam bir yere sahipken, bilime ilişkin Romantik görüş 19. yüzyılın ilk yarısında Büyük Britanya'da ve özellikle Almanya'da gelişen bir hareketti.[1][2] Her ikisi de doğayı ve insanın entelektüel kapasitelerini inceleme yoluyla insan bilgisindeki sınırları tanıyarak bireysel ve kültürel öz-anlayışı artırmaya çalıştı. Ancak Romantik hareket, birçok entelektüel tarafından Aydınlanma'nın desteklediği ilkelere karşı artan bir hoşnutsuzluk olarak sonuçlandı; Bazıları, Aydınlanmış düşünürlerin rasyonel düşünceye vurgusunu indirgemeci düşünme yoluyla yapmasının ve doğa felsefesinin matematikselleştirilmesinin, doğa ile barış içinde bir arada var olmaktan çok, doğayı kontrol etmeye çalışan ve çok soğuk olan bir bilim yaklaşımı yarattığını hissetti.

Aydınlanma Philosophe'larına göre, bilgiyi tamamlamanın yolu, indirgemecilikti, yani herhangi bir konuyla ilgili bilgilerin incelenmesini ve bilginin alt kategorilere bölünmesini gerektiriyordu. Bu, bilgiyi Ptolemy gibi kadim insanların ve Copernicus, Kepler ve Galileo gibi Rönesans düşünürlerinin bilgisinin üzerine inşa etmek için gerekli görüldü. İnsanın salt entelektüel gücünün doğanın her yönünü anlamak için yeterli olduğuna yaygın olarak inanılıyordu. Öne çıkan Aydınlanma bilim adamlarının örnekleri arasında Sir Isaac Newton (fizik ve matematik), Gottfried Leibniz (felsefe ve matematik) ve Carl Linnaeus (botanikçi ve hekim) bulunmaktadır.

Romantizmin İlkeleri

Cennet bahçesi

Romantizmin dört temel ilkesi vardı: " Altın Çağda insan ve doğanın orijinal birliği; daha sonra insanın doğadan ayrılması ve insan yetilerinin parçalanması; evren tarihinin insanın manevi terimleriyle yorumlanabilirliği; ve doğanın tefekkürü yoluyla kurtuluşa erme olasılığı. "[2]

Yukarıda bahsedilen Altın Çağ, Yunan mitolojisinden ve efsanesinden İnsanlık Çağlarına bir referanstır. Romantik düşünürler, insanı doğayla ve dolayısıyla doğal haliyle yeniden birleştirmeyi arzuladılar.[2]

Romantiklere göre, "bilim, doğa ile insan arasında herhangi bir bölünmeye neden olmamalıdır." Romantikler, Aydınlanmadaki Philosophe gibi, insanlığın doğayı ve onun fenomenlerini anlama konusundaki içsel yeteneğine inanıyorlardı, ancak bilgiyi, bilgi için doyumsuz bir susuzluk olarak incelememeyi tercih ettiler ve bu görüşü doğanın manipülasyonu olarak savunmadılar. Aydınlanma'yı, insanı doğanın ahenkli bir parçası olmaktan ziyade doğanın üstüne yerleştiren "doğadan bilgiyi gasp etme çabası" olarak gördüler; tersine, "büyük bir enstrüman olarak doğanın üzerine doğaçlama yapmak" istiyorlardı.[2] Doğa felsefesi, gerçeklerin gözlemlenmesine ve dikkatli deneylere adanmıştı.[1]

Romantiklere göre doğa bilimi, organik metaforların lehine mekanik metaforları reddetmeyi içeriyordu; başka bir deyişle, dünyayı sadece işleyen nesnelerden ziyade duyguları olan canlı varlıklardan oluşmuş olarak görmeyi seçtiler. Tanınmış bir Romantik düşünür olan Sir Humphry Davy, doğayı anlamanın "bir hayranlık, sevgi ve ibadet tutumu" gerektirdiğini söyledi.[2] Bilginin yalnızca doğayı gerçekten takdir eden ve ona saygı duyan kişiler tarafından elde edilebileceğine inanıyordu. Kendini anlamak, Romantizmin önemli bir yönüydü ve bu insanın, tomurcuklanmakta olan zekası ile doğayı anlayabileceğini kanıtlamak ve böylece onu kontrol etmekten çok, doğayla bağlantı kurmasının ve ahenkli bir birliktelikle doğayı anlamasının duygusal çekiciliğiyle ilgiliydi.[1]

Romantik bilimde önemli eserler

Bu dönemde gelişen çeşitli disiplenleri sınıflandırırken; Romantikler, fenomenlerin açıklanmasının "vera causa" yani bir yerde bulunan sebeplerin başka bir yerde de aynı sonuçları vereceği temelli olması gerektiğini düşündü.[2]

Romantizm tarafından geliştirilen doğa araştırmaları üzerine çeşitli disiplinler şunları içermektedir: Schelling'in Naturphilosophie; kozmoloji ve kozmogoni; yeryüzü ve yaratıklarının gelişim tarihi; yeni biyoloji bilimi; zihinsel durumların araştırılması, bilinçli ve bilinçsiz, normal ve anormal; doğanın gizli güçlerini ortaya çıkarmak için deneysel disiplinler   - elektrik, manyetizma, galvanizm ve diğer yaşam güçleri; diğerleri arasında fizyonomi, frenoloji, meteoroloji, mineraloji, "felsefi" anatomi.[2]

Naturphilosophie

Friedrich Schelling Naturphilosophie adlı eserinde, insanı doğa ile yeniden birleştirmenin gerekliliğine ilişkin tezini açıkladı; Romantik bilim anlayışını ve doğa felsefesi vizyonunu ilk tanımlayan eser bu Alman eseriydi. Doğayı "özgürlüğe giden yolun tarihi" olarak adlandırdı ve insan ruhunun doğa ile yeniden birleşmesini teşvik etti.[1]

Biyoloji

"Yeni biyoloji bilimi" ilk kez 1801'de Jean-Baptiste Lamarck tarafından biyoloji olarak adlandırıldı ve 'Mekanik felsefenin' uzun süren erozyon sürecinin sonunda doğmuş bir bağımsız bilim dalıydı, bu bilim canlı varlık fenomeninin sadece fizik kuralları ışığıyla anlaşılamayacağı ve bir ad hoc açıklamaya ihtiyaç duyduğunu belirten yaygın bir görüşten oluşmuştu.[1] 17. yüzyılın mekanik felsefesi, yaşamı bir makineninki gibi çalışan veya etkileşime giren parçalar sistemi olarak açıklamaya çalıştı. Lamarck, yaşam bilimlerinin fizik bilimlerinden kopması ve fiziğin kavram, yasa ve ilkelerinden farklı bir araştırma alanı oluşturmaya çalışması gerektiğini belirtti. Mekanizmayı, doğada gerçekleşen fiziksel fenomenlerin araştırmasını tamamen reddetmeyerek "canlıların, fiziksel nesnelerin sahip olduğu yasalara indirgenemeyen belirli özelliklere sahip olduğunu" ve yaşayan doğanın "metafiziksel objelerin bir toplantısı" olduğunu belirtebildi. Biyolojiyi 'keşfetmedi'; önceki çalışmaları bir araya getirdi ve yeni bir bilim olarak organize etti.

Goethe

Goethe'nin renk çemberi

Johann Goethe'nin optikle ilgili deneyleri, Newton'un kendi optik çalışmalarına aldırış etmemesi ve romantik gözlem ideallerini uygulamasının doğrudan sonucuydu. Rengin dışsal bir fiziksel fenomen değil de insanın içseli olduğuna inanıyordu; Newton, beyaz ışığın diğer renklerin bir karışımı olduğu sonucuna vardı, ancak Goethe, gözlemsel deneyleriyle bu iddiayı çürüttüğüne inanıyordu. Böylece insanın renk görme yetisine, onu analitik olarak açıklayabilecek matematiksel eşitliğe değil de insanın "içgörü parlamaları" yoluyla bilgi etme yetisine vurgu yaptı.[2]

Humboldt

Alexander von Humboldt, deneysel veri toplamanın ve doğayı anlamadaki miktar belirleme ve tecrübe kullanımı için doğa bilimcisinin zorunluluğunun sadık bir savunucusuydu. Doğanın birliğini bulmaya çalıştı ve Aspects of Nature and Kosmos, doğa bilimlerini dini tonlarda betimleyerek doğal dünyanın estetik niteliklerini övdü.[2] :15 Bilim ve güzelliğin birbirini tamamlayabileceğine inanıyordu.

Matematik

Alexander (2006), 19. yüzyılda matematiğin doğasının gerçek dünya problemlerini çözmek için kullanılan sezgisel, hiyerarşik ve anlatı uygulamasından; uygulamadan ziyade mantık, titizlik ve iç tutarlılığın önemli olduğu teorik bir uygulamaya dönüştüğünü savunmaktadır. Öklid dışı geometri ve istatistiğin yanı sıra grup teorisi, küme teorisi ve sembolik mantık gibi beklenmedik yeni alanlar ortaya çıktı. Disiplin değiştikçe, dahil olan kişilerin doğası da değişti ve sanatta, edebiyatta ve müzikte sıklıkla bulunan trajik Romantik deha imajı, Évariste Galois (1811–32), Niels Henrik Abel(1802–29) ve János Bolyai (1802–60) gibi matematikçiler için de uygulanabilir. Romantik matematikçilerin en büyüğü, matematiğin birçok dalına büyük katkılarda bulunan Carl Friedrich Gauss'tur (1777–1855).[4]

Fizik

Christensen (2005), Hans Christian Ørsted'in (1777–1851) çalışmasının Romantizm'e dayandığını gösterir. Ørsted'in 1820'de elektromanyetizma keşfi, Aydınlanma'nın matematik tabanlı Newton fiziğine karşı yöneltilmişti; Ørsted, teknolojinin ve bilimin pratik uygulamalarının gerçek bilimsel araştırmalarla bağlantılı olmadığını düşünüyordu. Ona göre doğa felsefesinin amacı, kendisini faydadan koparmak ve özerk bir girişim haline gelmekti ve o, insanın kendisinin ve doğa ile etkileşiminin doğa felsefesinin odak noktasında olduğu Romantik inancını paylaştı.[5]

Herschel'in 40 foot teleskobu

Astronomi

Gök bilimci William Herschel (1738–1822) ve kız kardeşi Caroline Herschel (1750–1848), kendilerini yıldızlarla ilgili çalışmalara adamışlardı; Güneş sistemi, Samanyolu ve evrenin anlamının kamusal anlayışını değiştirdiler.[6]

Kimya

Sir Humphry Davy, "Britanya'da Romantik olarak tanımlanabilecek en önemli bilim insanıydı."[2] :20 Romantik anti-indirgemeciliğe sadık olan Davy; maddelere karakter verenin tekil bileşenler, değil, onlarla alakalı güçler olduğunu iddia etti; başka bir deyişle, elementlerin tek tek ne olduğu değil, kimyasal reaksiyonlar oluşturmak ve dolayısıyla kimya bilimini tamamlamak için nasıl birleştikleri. :31–42[6]

Bilimin popüler imgesi

Bir başka Romantik düşünür, bilim insanı değil de yazar olan Mary Shelley'di. Ünlü kitabı Frankenstein, romantizm karşıtı unsurları ve doğanın manipülasyonunu, hem Romantikleri ilgilendiren ana temaları hem de kimya, anatomi ve doğa felsefesinin bilimsel alanlarını içerdiği için bilimde Romantizmin önemli yönlerini de aktarmıştır.[7] Toplumun bilimle ilgili rolünü ve sorumluluğunu vurguladı ve öyküsünün ahlaki dersiyle, insan doğayı kontrol etmekten çok takdir etmeye daha fazla özen göstermedikçe, bilimin kolayca yanlış gidebileceği Romantik duruşu destekledi.[2] :20

John Keats'in "Lamia"[2] şiirindeki "soğuk felsefe" tasviri, Edgar Allan Poe'nun 1829'deki sonesi "To Science" ve Richard Dawkins'in 1998'deki Unweaving the Rainbow kitabını etkiledi.

Romantizmin Düşüşü

Auguste Comte'un pozitivizminin 1840'taki yükselişi, bilime romantik yaklaşımın azalmasına katkıda bulunmuştur.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g Romanticism in Science: Science in Europe, 1790–1840. 
  2. ^ a b c d e f g h i j k l m Romanticism and the Sciences. 
  3. ^ Molvig, Ole, History of the Modern Sciences in Society, lecture course, Sept. 26.
  4. ^ Bossi and Poggi, ed. Romanticism in Science.
  5. ^ Dan Ch. Christensen (1995). "The Ørsted-Ritter Partnership and the Birth of Romantic Natural Philosophy". Annals of Science. 52 (2): 153-185. doi:10.1080/00033799500200161. 
  6. ^ a b The Age of Wonder: The Romantic Generation and the Discovery of the Beauty and Terror of Science. 2009. ISBN 978-1-4000-3187-0. 
  7. ^ Shelley, M. Frankenstein, p. 26–27.

İlgili Araştırma Makaleleri

Fizik, maddeyi, maddenin uzay-zaman içinde hareketini, enerji ve kuvvetleri inceleyen doğa bilimi. Fizik, Temel Bilimler'den biridir. Temel amacı evrenin işleyişini araştırmaktır. Fizik en eski bilim dallarından biridir. 16. yüzyıldan bu yana kendi sınırlarını çizmiş modern bir bilim olmasına karşın, Bilimsel Devrim'den önce iki bin sene boyunca felsefe, kimya, matematik ve biyolojinin belirli alt dalları ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Buna karşın, matematiksel fizik ve kuantum kimyası gibi alanlardan dolayı fiziğin sınırlarını net olarak belirlemek güçtür.

<span class="mw-page-title-main">Coğrafya</span> karasal yüzeyi, bu yüzeyler içerisinde yaşayan toplulukları ve birbirleriyle etkileşim halinde olan bölgeleri, yerleri ve konumları inceleyen bilim

Coğrafya; beşerî (insanî) sistemleri ve yeryüzünü araştıran, bunlar arasındaki ilişkiyi neden-sonuç ve dağılış ilkesine bağlı olarak inceleyen ve sorgulayan bir bilim dalıdır. Yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. Coğrafya sözcüğü Yunanca “γεωγραφία” gaia (yer) ve gráphein sözcüklerinden türemiştir. Türkçesi yerçizim sözcüğüdür. Zamanımızdan 2200 yıl önce coğrafya terimini ilk kullanan kişi Eratosthenes olmuştur. Gregg ve Leinhardt (1994), coğrafyayı 4 özellikle karakterize edilen bir disiplin olarak tanımlamaktadırlar:

Antropoloji ya da insan bilimi, geçmiş ve günümüz topluluklarında yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalı. İnsanın kültürel ve fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur. Bu bilim, insanı kültürel, toplumsal ve biyolojik çeşitliliği içinde anlamaya; insanlığın başlangıcından beri toplulukların çeşitli koşullara nasıl uyarlandığını, bu uyarlanma biçimlerinin nasıl gelişip değiştiğini, çeşitli küresel olayların nasıl dönüştüğünü görmeye ve göstermeye çalışır.

<span class="mw-page-title-main">Bilim</span> bilgiyi inşa eden ve organize eden sistematik sistem ve bu sistem tarafından üretilen bilgi kümesi

Bilim veya ilim, nedensellik, merak ve amaç besleyen, olguları ve iddiaları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünüdür. Kimi kullanımlarda bu tanımın "ilim" için geçerli olmadığının altını çizmek gerekir. Çünkü bilim somut, evrensel olayları kendine konu edinmişken ilim doğaötesi olaylarla da ilgilenebilir fakat somut kanıt sunmaz. Bilimi sınıflandıran bilim felsefecileri bilimi formal bilimler, sosyal bilimler ve doğa bilimleri olmak üzere üçe ayırır. Bilimin diğer tüm dallardan en ayırt edici özelliği, savunmalarını somut kanıtlarla sunmasıdır. Bu sayede bilim, bilinmeyen olguları açıklamamıza ve evreni idrak etmemize güçlü destek olur.

<span class="mw-page-title-main">Romantizm</span> sanat akımı

Romantizm veya Coşumculuk, 1800 ve 1850 yılları arasında Avrupa'da edebiyatı, müziği, felsefeyi ve sanatı etkileyen entelektüel bir akımdı. Bir ölçüde Sanayi Devrimi'ne, Aydınlanma Çağı'na aristokratik sosyal ve siyasi düzenine, doğanın bilimsel rasyonalizasyonuna ve klasisizme tepki olarak doğan, doğaya ve duygulara verdiği önemle bilinen bir akımdır. Ortaya çıkışında ise 1789 Fransız İhtilali sonrasındaki toplumsal, siyasal ve düşünsel yapının etkileri vardır.

<span class="mw-page-title-main">Voltaire</span> Fransız yazar, tarihçi ve filozof

François Marie Arouet ya da Voltaire takma adıyla tanınan Fransız yazar ve filozof. Fransız Aydınlanması'nın en önemli filozoflarının başına gelir hatta Aydınlanma hareketinin babası sayılabilir. Zamanının toplumsal, dinî, politik ve kültürel konularını radikal bir biçimde eleştirmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Philosophe</span>

Philosophes 18. yüzyıl Aydınlanma hareketinin mensubu bir grup Fransız entelektüeline verilen isimdir.

<span class="mw-page-title-main">Aydınlanma Çağı</span> aydınlanma felsefesinin oluştuğu çağ

Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, aydınlanma felsefesinin 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen, akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünsel gelişimi kapsayan dönemi tanımlar. Aynı zamanda Arapça eserlerin Latinceye çevirilmesi, Aydınlanma Çağı'na zemin hazırlamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Felsefe tarihi</span>

Felsefe tarihi, felsefenin mantık, epistemoloji, ontoloji, etik, estetik gibi alt bölümlerinden birisidir. Genel olarak felsefe derslerinin başlangıcında verilir. Bunun temel nedeni, felsefe tarihinin içeriğiyle ilintilidir. Felsefe tarihi, felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından, çeşitli felsefe ögretilerinin tarihsel yerlerinin ve öğretisel ayrımlarının belirlenmesine ve bu öğretilerin felsefenin alt bölümleri açısından değerlendirilip ortaya konulmasına kadar çok yönlü ve çok boyutlu bir içeriğe sahiptir. Felsefe tarihi bu anlamda sadece bir mevcut felsefelerin ansiklopedik bir araya getirilmesi meselesi değildir; felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından neyin felsefe-içi neyin felsefe-dışı sayılacağına değin bir dizi kuramsal/felsefi sorunla yüz yüzedir. Bu anlamda, felsefenin bir altbölümü olarak felsefe tarihi, hem felsefi çalışmanın başlangıcı hem de en önemli alanıdır. Genelde felsefe tarihi kitapları, bu bakımdan öğretilerin ve bunların felsefi sorunları çözme denemelerinin art arda etkileşimlerle gelişen tarihini ele alır. Bu tarihin hazırlanmasında hem düşünürlerin metinleri hem de bu metinlerin tarihsel toplumsal koşulları iç bağlantıları açısından değerlendirilir, öğretilerin birbirine etkileri ve karşıtlıkları, benzerlikleri ve ayrımları serimlenir. Dolayısıyla, genel anlamda felsefe tarihinin varlık, bilgi ve değerlerle ilgili soruları ve sorunları belirli özgül yöntemlerle değerlendiren ya da inceleyen ve bu incelemeyi sonuçları bakımından da sistemaktikleştirilmesine yönelik çalışan bütün düşünce girişimlerini ortaya koymayı hedeflediği söylenebilir.

<span class="mw-page-title-main">19. yüzyıl felsefesi</span>

19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür. Fransız felsefesinde bir yanda Charles Fourrier, Pierre-Joseph Proudhon, Claude Henri de Saint-Simon gibi reformcu düşünürler; öte yanda da August Comte ile pozitivizmin belirginleştiği görülür. Tarihçi Tocqueville ile sosyolog ve düşünür olan Emile Durkheim'ı da buraya eklemek gerekir.

<span class="mw-page-title-main">17. yüzyıl felsefesi</span>

17. yüzyıl felsefesi, Rönesans'ın etkisiyle ortaya çıkan gelişmelere dayanarak, Yeni Çağ düşüncesinin temellerini atmak üzere ortaya çıkan felsefe eğilimidir. Rönesansın ortaya koyduğu düşünsel gelişmeleri ve belirsiz kavram içeriklerini kullanan 17. yüzyıl düşünürleri, felsefi formüllerini tam bir sağlamlık ve kesinlik içinde ortaya koyma arayışı içinde olmuşlar ve ortaya koydukları çalışmalarla sistematik felsefeyi yeni bir derinlikle temellendirmişlerdir. Aydınlanma çağı düşüncesinin ilkeleri ve temel kavramları büyük ölçüde 17. yüzyıl felsefesinde hazırlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Doğa bilimleri</span> doğal dünyayı inceleyen bilim dalları

Doğa bilimleri, gözlem ve deneylerden elde edilen ampirik kanıtlara dayalı olarak doğal olayların tanımlanması, anlaşılması ve tahmin edilmesiyle ilgilenen bilim dallarından biridir. Akran değerlendirmesi ve bulguların tekrarlanabilirliği gibi mekanizmalar, bilimsel ilerlemelerin geçerliliğini sağlamaya çalışmak için kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Fizik felsefesi</span>

Fizik felsefesi, klasik ve modern fiziğin içerisindeki teori ve yorumları inceleyen bir bilim felsefesi dalıdır. Fizik teorileri ve yorumlarından yola çıkarak sorduğu sorularla çeşitli cevaplara ulaşmayı amaçlamaktadır. Uzay ve zaman felsefesi, kuantum mekaniği felsefesi, termal ve istatistiksel felsefe gibi alt dallara ayrılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Doğa felsefesi</span> doğa ve fiziksel evrenin modern bilimin gelişmesinden önce baskın olan eski felsefi çalışması

Doğa felsefesi fiziğin, yani doğanın ve fiziksel evrenin felsefi çalışmasıdır. Modern bilimin gelişmesinden önce baskın bir alandı.

<span class="mw-page-title-main">Fizik tarihi</span> fizik biliminin tarihi

Fizik, felsefe ürünü bir çalışma alanıdır ve bu yüzden 19. yüzyıla kadar doğa felsefesi diye adlandırıldı. Ünlü fizik bilgini Isaac Newton (1642-1726) bile temel yapıtını "Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri" olarak adlandırmış ve kendisini de bir doğa filozofu olarak görmüştür. Günümüzde ise fizik; madde, enerji ve bunların birbiri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanır. Fizik bir bakıma en eski ve en temel kuramsal bilimdir; onun keşifleri doğa bilimleri'nin her alanı hakkındadır çünkü madde ve enerji; doğanın temel ögeleridir. Diğer bilim dalları genellikle kendi alanlarıyla sınırlıdır ve fizikten sonradan ayrılıp bir bilim dalı olmaya hak kazanmış diye düşünülebilinir. 16. yüzyılda fizik doğa bilimlerinden ayrılmış, Rönesans dönemi sonrasında hızla artan bilgi birikimi ile mekanik, optik, akustik, elektrik gibi alt bilim dalları ortaya çıkmıştır. Fizik günümüzde klasik fizik ve modern fizik olarak ikiye ayrılır.

Deneysel fizik, evren hakkında bilgi toplamak için fiziksel olguları gözlemleyen fizik disiplinleri ve alt disiplinleridir. Yöntemleri, Cavendish deneyi gibi basit deney ve gözlemlerden, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi komplike deneylere kadar disiplinleri arasında farklılıklar gösterir.

<span class="mw-page-title-main">Bilim insanı</span> bilimsel çalışmalarla uğraşan kimse

Bilim insanı, bilimci veya bilimadamı-bilimkadını, evrene ilişkin olgulara ve değişkenlere yönelik bilimsel veri elde etme yöntemlerini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi elde etmeye çalışan kişidir. Daha sınırlı anlamda ise bilimsel yöntem kullanan bir bireydir. Kişi bilimin bir veya birden fazla alanında uzman olabilir. Bilim insanları; fiziksel, matematiksel ve sosyal alanlar da dâhil olmak üzere bilimin tüm alanlarında araştırmalar yaparlar. Onlar olaylar hakkında soru soran ve bu soruları sistematik olarak cevaplama yoluna giden insanlardır. Doğaları gereği meraklı ve iyi organize insanlardır. Diğer insanların aksine, bilim insanları bir şeyleri gözlemleme yeteneğine ve gözlemlediklerinde bir şeyler görebilme yetisine sahip olurlar.

<span class="mw-page-title-main">Bilim tarihi</span> bilimin ve bilimsel bilginin tarihsel gelişiminin incelenmesi

Bilim tarihi, hem doğa hem de toplumsal bilimler dahil olmak üzere bilimsel bilgi ve bilimin gelişiminin incelenmesidir. 18. yüzyıl ile 20. yüzyıl arası dönemde, öteden beri yanlış bilindiği düşünülen olguların bilimsel gerçeklerle değiştirilmesi yolunu izlemiştir.

<span class="mw-page-title-main">Newtonculuk</span>

Newtonculuk, doğa filozofu Isaac Newton'un inanç ve yönteminden ilhamla kurulmuş felsefi öğretidir. Newton'un katkı sağladığı alanlar fizik ve matematik olsa da, rasyonel ve anlaşılabilir yasalarla yönetilen evren kavrayışı, Aydınlanma Çağı'nda birçok düşünüre dayanak noktası olmuştur. Böylece Newtonculuk, modern bilimin temelindeki entelektüel ajanda olmuştur. Bunun yanında felsefe, siyasal düşünce ve teoloji alanlarında da çağın paradigmasını oluşturmuştur.

Erken modern felsefe, Batı düşüncesinin gelişen bir hareketiydi. Madde ve zihin gibi konuları teoriler ve söylemlerle inceleyen felsefe tarihinde, modern felsefe olarak anılan dönemin başlangıcıyla örtüşen bir dönemdir. Ortaçağ felsefe döneminin ardından gelmiştir. Erken modern felsefenin genellikle 16. ve 18. yüzyıllar arasında meydana geldiği düşünülse de bazı filozoflar ve tarihçiler bu dönemi biraz daha erkene çekmektedirler. Bu dönemde, felsefenin günümüzdeki anlayışına katkı sağlayan Descartes, Locke, Hume ve Kant gibi etkili filozoflar yer almaktadır.