İçeriğe atla

Belirimcilik

Belirimcilik, özellikle bilinç ve zihin felsefesinde indirgemecilikle yer yer tezat oluşturan belirme nosyonuna duyulan inanç. Bir sistemin bir özelliği sistemin diğer özelliklerinin etkileşimi sonucu yeni bir sonuç veriyorsa bu beklenmedik ve diğerlerinden farkı özellik belirim olarak adlandırılır.[1] Beliren özellikler özdeş, birbirine indirgenebilir veya diğer özelliklerden çıkarsanabilir değildir. Bu bağlamsızlık durumunu açıklığa kavuşturabilmek için belirmenin farklı varyasyonları öne sürülmektedir. 

Belirimcilik şekilleri

Belirimciliğin bütün varyasyonları evrenin sadece fiziksel varlıklardan oluştuğu kabulüyle zihinsel durumların da beynin fiziki değişikliklerinin sonucu olduğunu öne süren fizikalizmle uyum göstermeye çalışmaktadır. Karmaşık adaptif sistemlerin savunucuları da dahil olmak üzere belirimciliğin birçok biçimi evrene statik maddesel olmaktan ziyade ilişkisel veya süreçsel bir görüş getirmektedir. Ayrıca, zihin ve beden farklı tipte ilişkisellikler olarak değerlendirilebileceği için zihin-beden ikiliğinin kavramsal bir hata olduğu görüşündedirler. Bir zihin felsefesi olarak(sadece zihin felsefesi dahilinde bir görüş değildir) belirimcilik idealizm, eleyici materyalizm, benlik teorileri, nötr monizm, topyekün ruhçuluk ve töz düalizmi formlarıyla farklılaşmakla beraber özgülük düalizmiyle yakından ilişkilidir. Bir belirim teorisinin zihinsel nedenselliği mi kapsaması gerektiği, epifenomenal durumların üzerinde mi durması gerektiğine dair bir açıklık yoktur.

Belirimciliğin bazı varyasyonları zihin-beden problemi yerine bütün doğayı anlamak için hiyerarşik veya katmanlı bir görüşü savunarak her üst katmanda artan karmaşıklığın kendi özel bilimini gerektireceğini öne sürer. Kimya, tipik fizik bilimleri(matematiksel fizik, parçacık fiziği ve klasik fizik) üzerine inşa edilmiştir ve daha sonra biyoloji, psikoloji ve sosyal bilimler gelmektedir. İndirgemeci yanıt, bilimin bir kolaylık meselesi olduğunda anlaşır. Prensipte kimya fizikten türemiştir ve bu görüş kimyanın kuantum-mekanik temellerinin atılmasından sonra kuvvet kazanmıştır.[2]

Diğer varyasyonlar zihin ve bilinç için özel ve anormal belirimci açıklamaların gerekli olduğunu düşünerek zihin felsefesi içinde belirli bir kutup oluşturular. Douglas Hofstadter bu görüşü şöyle özetler: "Ruh, onun parçalarının toplamından daha fazlasıdır." Bazı filozoflar bilincin zor problemini oluşturan qualiayı öne sürerler ve indirgemeci açıklamalara karşı çıkarlar. Buna karşın indirgemeciler, zihnin ve yaşayan şeylerin atipik gözüken özelliklerinin gerçekte atipik olmadıklarını, doğanın temel bileşenleriyle özdeş olduklarını ve indirgeme yoluyla anlaşılabileceğini savunurlar.

Ara durumlar da mümkündür: örneğin bazı belirlenimciler belirimin ne evrensel olduğunu ne de bilinçle kısıtlı olduğunu savunmaktadır. Bu durum (örneğin) canlı varlıklar, öz örgütlenmeli sistemler veya karmaşık sistemler için geçerlidir.

Bazı filozoflar beliren özellikleri azalan nedensellik olarak da bilinen daha temel nedensel seviyelerle etkileşimlerin sonucu olarak görürler. Diğer görüşler üst düzey özellikleri daha alttaki seviyelerle doğrudan nedensel ilişkiler kurmadan ortaya çıkan gelivermeler olarak kabul ederler.

Şimdiye kadar tartışılan bütün olgular eşzamanlıdır, yani belirimler eşzamanlılık esasına dayanmaktadır. Ama başka bir varyasyon artzamanlı bir görüş öne sürmektedir. Bu görüşe göre belirimler evrenin geçmişinden bağımsız olarak gerçek anlamda yeni özellikler ortaya çıkarabilir. (Sadece maddenin düzenlenme veya biçimiyle belirlenimsizlikle zıtlık oluşturur.) Bu evrimden ilham alan teorilerin Alfred North Whitehead ve Charles Hartshorne'un süreç felsefesinde olduğu gibi genellikle teolojik bir yanı vardır.

Belirim kavramı edebiyat ve sanat, tarih, dilbilim, bilişsel bilimler v.b. teorilerilerinde uygulanmaktadır. (v. esp.: J. Fontanille, B. Westphal, J. Vion-Dury, éds. L'Émergenceh—Poétique de l'Émergence, en réponse aux travaux de Jean-Marie Grassin, Bern, Berlin, etc., 2011; and: the article "Emergence" in the International Dictionary of Literary Terms (DITL).

Vitalizmle ilişkisi

Vitalizmin arıtılmış bir hali çağdaş moleküler histoloji içinde belirim süreçlerine örnek olan organizmaların (hatta belki de hayatın kendisi) belirim sürecinin bazı anahtar örgütlenme ve yapılanma özellikleri olarak tanınabilir. Birbirine geribildirim döngüsüyle bağlı olan kimyasal süreçlerin sonucu olarak ortaya çıkan karmaşıklığın bütünü, karmaşıklığın öğelerinin bütünün sahip olduğu kurucu reaksiyonlara sahip olmaması sebebiyle öğeleri üzerinden tanımlanamaz.  [3][4]

Belirim sistem özelliklerinin geleneksel vitalist kavramlarla gruplandırılıp gruplandırılamayacağı tartışmalıdır.[5] Kirshner ve Michison hücre ve organizma fizyolojisi çalışmalarını "moleküler vitalizm" adı altında bin yıllık vitalizm damarıyla birleştirmekten yanadır.[6]

Emmeche ve diğerlerine göre (1997):

"Bir tarafta birçok bilimci ve filozof belirime sadece bir sözde-bilim gözüyle bakmaktadır. Diğer taraftan fizikteki, biyolojideki, psikolojideki yeni gelişmeler ve bilişsel bilim, yapay yaşam gibi  disiplinlerarası alanlar, çizgisel olmayan dinamik sistemler üzerine olan çalışmalar üst seviye karmaşık sistemlerin 'toplu davranış'ına kuvvetle odaklarak bu durumları belirim olarak ifade etmekte ve bu terim bu tür sistemleri karakterize etmek için gittikçe daha çok kullanılmaktadır.[7]

Emmeche ve diğerleri (1998) "vitalist ve belirimci yaklaşımlar arasında önemli bir farklılık vardır: Vitalistlerin yaratıcı gücü inorganiklerle değil, sadece organik maddelerle ilgilidir. Ne olursa olsun belirim, maddenin yeni özellikler yaratmasıdır. Vitalizm formlarında gerçek açıklayıcı güçler olmaksızın fazladan-fiziksel tanımlar(yaşamsal güç, entelechy, yaşam atılımı gibi) varsayılmıştır. Bu tanımlar entelektüel sakinleştirici, sözlü yatıştırıcı gibi işlev görmüş, teşvik edici yeni yollarda ilerlemekten ziyade boğucu soruşturmalara sebep olmuştur." demektedir.[8]

Örnekler

İlk belirimci teorisyenler yeni bir belirim haline gelen suyu örnek göstermişlerdir: Hidrojen (H) ve oksijen (0)  H2O (su) formunda birleşmektedir. Bu örnekte standart koşullar altında akışkan olma özelliği belirmiştir. Ancak daha önemli ve yeni bir örnek fizikçi Erwin Schrödinger tarafından verilmiştir: Farklı şekillerde düzenlenmiş tamamen aynı atomlardan oluşan ve buna rağmen farklı fiziksel özelliklere sahip izomer olarak adlandırılan molekül ailesi. Benzer şekilde enantiyomer molekülleri tamamen aynı atomlardan oluşsalar da birbirinin ayna görüntüsü şeklinde olan iki enantiyomer molekül diğer moleküllerle etkileşime girdiğinde farklı özellikler göstermektedir.

Biyolog Ursula Goodenough ve Terrence Deacon'un 2006 tarihli makalesi The Sacred Emergence of Nature'de fiziksel ve biyolojik belirim örnekleri birbiriyle ilişkilendirilerek doğal dünyada karmaşıklığın nasıl ortaya çıktığına dair modern bilim anlayışı çerçevesinde belirimcilik felsefesine kanıtlar sunulur ve dini naturalizm desteklenir. Doğadaki belirim formları için daha uzun bir derlemeye biyolog Harold J. Morowitz'in 2004 tarihli The Emergence of Everything kitabında yer verilmiştir.

Go oyununda taşların yerleştirilmesi ve hareket ettirilmesini kısıtlayıcı kurallar vardır. Bir grup taşın oluşturduğu "belirim" diye örnekleyebileceğimiz oyun içinde "iki göz" terimiyle kurallaştırılmış "canlı" diye ifade edilen durumda taşlar hareket ettirilemez. Oyunun önemli bir parçası olan durum bilinmeden oyun oynanamaz veya anlaşılamaz; ama bu kuralların bir parçası değildir. Benzer bir şekilde Conway'in Hayat Oyunu'nunda hareket etme veya çoğalma gibi dikkat çekici özelliklere sahip bazı hücre modelleri açıkça kurallarla kodlanmış değildir.

Alt seviye özelliklerle özdeş olmayan üst seviye özellik örneklerini keşfetmek kolay olsa da, bu özelliklerin alt seviye özelliklere indirgenebilir olup olmadığı veya alt seviye özelliklerin onlara temel oluşturup oluşturmadığı tartışmalıdır.

Tarihi

John Stuart Mill

John Stuart Mill kendi belirimcilik anlayışını System of Logic (1843)'te özetlemektedir. Mill, dinamik kuvvetlerin basit hareketleri oluşturmak için birleştiğini savunmuştur Bu onun deyimiyle doğanın kanunu olan "Nedenlerin Birleşimi"dir. Mill'e göre belirim özellikler bu kanuna tabi değildir, bu özellikler kendi parçalarının toplamından daha fazlasını ifade etmektedir. 

Mill belirim özelliklere örnek olabilecek çeşitli kimyasal reaksiyonlara inanmıştır (onun zamanında çok az anlaşılmıştır). Ancak bazı eleştirmenler fiziksel kimyanın tatmin edici indirgemeci cevaplar verebileceğine inanmaktadır. Örneğin prensipte Schrödinger denkleminin kimyanın bütününü kapsadığı iddia edilmiştir.[9]

C. Lloyd Morgan and Samuel Alexander

Samual Alexander Space, Time, and Deity (1920)'de kısmen psikolog C. Lloyd Morgan'ın Emergent Evolution'ından ilham alarak kendi belirimcilik görüşünü ortaya koymuştur. Alexander, belirimin temelde anlaşılamaz olduğuna inanmış ve onu "kaba deneysel gerçek" olarak nitelendirmiştir.

Fenomenler ve farklı seviler arasındaki nedensel ve açıklayıcı boşluğa rağmen Alexander, belirim niteliklerinin epifonomenal olmadıklarını söylemiştir. Onun görüşünün indirgemeci olmayan fizikalizmin veya gelirverme teorisinin en iyi tarifi olduğu söylenebilir.

Ludwig von Bertalanffy

Ludwig von Bertalanffy belirimciliğin daha çağdaş bir yorumu olan Genel Sistem Teorisi (GST)'ni kurmuştur. GST'nin birçok öğesi Fritjof Capra'nın The Web of Life'ında bulunabilir.

Jaegwon Kim

Adresleyici belirimcilik (indirgeyici olmayan fizikalizm konusu altında) Jaegwon tarafından zihin-beden problemine nedensel kapalılık ve üstbelirlenim temelli bir çözüm olarak öne sürülmüştür. 

Kim'e göre belirimcilik fizikalizmle uyum içinde olmalıdır ve fizikalizmde nedensel kapalılık prensibine göre her fiziksel olay fiziksel nedenlere dayandırılır. Bu görüş zihinsel nedensellik çerçevesini terk etmemektedir. Eğer bedensel hareketlerimizi vücudumuzun bir önceki karar ve niyetleri belirliyorsa bu durum üstbelirlenim olmalıdır. Bu anlamda zihinsel nedensellik özgür iradeyle aynı değildir, sadece zihinsel durumların nedenselliğe uygun olduğu iddia edilmektedir. Belirimci cevaplar zihinsel nedensellik görüşü dışına çıkarsa bir epifenomenalizm konumu alırlar.

Kim, bu durumu şu şekilde açıklamaktadır: Z1, Z2'ye sebep olur (zihinsel durumlar) ve F1, F2'ye sebep olur (fiziksel durumlar). F1, Z1'i gerçekleştirir ve F2, Z2'yi gerçekleştirir. Ancak Z1, F1'in nedensel etkisi değildir. (yani Z1, F1'in yan sonucudur). F1, F2'nin nedeni ve Z1, F1'in bir sonucuysa Z2, F2'nin bir sonucudur. Kim, bu problem için yalnızca iki seçenek olan düalizmin (zihinsel durumların fiziksel durumlardan farklı olduğunu) veya eleyiciliğin (zihinsel durumların olmadığını) kabul edilmesi gerektiğini söyler.

Ayrıca bakınız

  • Anormal monizm
  • Clinamen
  • Karmaşık Sistemler
  • Elisionizm
  • Belirme
  • Holizm
  • Redüksiyonizm
  • Özel bilimler
  • Supervenience
  • Synergetics (Fuller)
  • Synergetics (Haken)

Notlar

  1. ^ O'Connor, Timothy and Wong, Hong Yu, "Emergent Properties", The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2015 Edition), Edward N. Zalta (ed.
  2. ^ Crane, T. The Significance of Emergence
  3. ^ Schultz, SG (1998).
  4. ^ Gilbert, SF; Sarkar, S (2000).
  5. ^ see "Emergent Properties" in the Stanford Encyclopedia of Philosophy. online at Stanford University 29 Mart 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. for explicit discussion; briefly, some philosophers see emergentism as midway between traditional spiritual vitalism and mechanistic reductionism; others argue that, structurally, emergentism is equivalent to vitalism.
  6. ^ Kirschner, M; Gerhart, J; Mitchison, T (2000).
  7. ^ Emmeche C (1997) EXPLAINING EMERGENCE:towards an ontology of levels.
  8. ^ "Dictionary of the History of Ideas". 11 Mayıs 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Mart 2016. 
  9. ^ Laloe, Franck (2012), Do We Really Understand Quantum Mechanics, Cambridge University Press, ISBN 978-1-107-02501-1 292ff

Konuyla ilgili yayınlar

  • Laughlin, Robert B. A Different Universe (2005)
  • Ansgar Beckermann, Hans Flohr, Jaegwon Kim: Emergence Or Reduction? Essays on the Prospects of Nonreductive Physicalism (1992)
  • Cahoone, Lawrence: The Orders of Nature (2013)

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

Belirme, karmaşık bir sistemde yeni ve uyumlu yapılar, desenler ve özelliklerin ortaya çıkması sürecidir. Belirmiş fenomen, sistemin elemanları arasında etkileşim dinamikleri sonucunda oluşur. Belirmiş fenomen çoğunlukla görece basit parçaların görece basit etkileşimlerinden çıkan beklenmedik, sıradan olmayan sonuçlardır. Karmaşık bir sistemi daha az karmaşık olandan ayıran şey, karmaşık sistemde bazı davranımların ve desenlerin, elemanların arasındaki ilişkilerin dokusu gereği ortaya çıkamalarıdır.

<span class="mw-page-title-main">Deneycilik</span> bilginin sadece veya öncelikle duyusal deneyimden geldiğini belirten teori

Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir.

<span class="mw-page-title-main">Animizm</span> Nesnelerin, yerlerin ve yaratıkların hepsinin ayrı bir ruhani öze sahip olduğuna dair dini inanç

Animizm ya da Canlandırmacılık, doğanın bir bütün olarak ve her varlığın teker teker maddi varlığının ötesinde bir de ruha sahip olduğunu kabul eden görüş. Animizm, hayvanları, bitkileri, kayaları, nehirleri, hava sistemlerini, insan eserlerini ve bazı durumlarda sözcükleri canlı, fail ve özgür iradeye sahip olarak kabul eder. Animizm bir din olmaktan öte bir din sistemidir. Animizm, mantıksal temellerin ve prosedürlerin ötesinde doğaüstü evrene odaklanan metafizik bir inançtır ve özellikle maddi olmayan ruh kavramına odaklanır.

Gerçeklik veya hakikat, günlük kullanımdaki anlamıyla, "var olan her şey" demektir. Bilimde, dinde ve felsefede farklı anlamları vardır. Düşünceden bağımsız olarak zamanda ve mekanda yer kaplayan her şey gerçektir. Herhangi bir şeyin gerçekliği insan zihnine bağlı olmaksızın var olmasıdır.

Psikoz, düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimidir. Psikotik epizod geçiren hastalar halüsinasyonlar görüp, delüzyonel inançlar taşıyabilir, kişilik değişiklikleri ve düşünce bozukluğu gösterebilir. Bir psikotik epizod gerçek ile bağlatının kopması veya zarar görmesi ile karakterizedir denilebilir. Gençlerde daha sık görülen psikoz ağır bir zihinsel hastalığın belirtisi olabilir.

<span class="mw-page-title-main">Gilbert Ryle</span>

Gilbert Ryle (1900-1976), çağdaş İngiliz filozofudur. Dil felsefesi geleneği içinde yer alır. Ludwig Wittgenstein'ın felsefi sorunlara yaklaşımını paylaşan İngiliz sıradan dil filozofları kuşağının bir temsilcisiydi. Aristoteles'ten etkilenip, Edmund Husserl ve Meinong'la da ilgilenen Ryle'ın en önemli iki kitabı Zihin Kavramı ve İkilemler'dir.

Varoluş, felsefe tarihi boyunca önem taşımış, her tür felsefi tartışmanın merkezinde yer almış felsefe kavramlarından biridir. Var olanların varlığını bildirir, öz'ün karşıtıdır, yani bir şeyin ne olduğunu değil var olduğunu bildirir. Salt bir var olma durumu olarak varoluş. Felsefe akımlarında ya da okullarında pek çok farklı anlamlarda kullanılıp değerlendirilmiştir. Örneğin skolastik felsefede varoluş, var olan her şeyin gerçekliğini bildirir. Daha dar ve doğa bilimsel anlamda ise varoluş, belirli bir bağlamda uzay-zaman boyutunda yer almak ya da şimdi ve burada var olmak anlamında belirtilir.

<span class="mw-page-title-main">Zihin felsefesi</span> Zihnin doğasıyla ilgilenen felsefe dalı

Zihin felsefesi, zihin, zihinsel olaylar, zihinsel işlevler, zihinsel özellikler, bilinç ve bunların fiziksel bedenle, özellikle beyinle ilişkilerini inceleyen felsefenin bir alt araştırma koludur. Bedenin zihinle ilişkisi bakımından zihin-beden sorunu, zihnin doğası ve onun fiziksel bedenle ilişkili olup olmadığı gibi diğer sorunlara rağmen, zihin felsefesinin merkezinde yer alan bir sorun olarak görülmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Doğa felsefesi</span> doğa ve fiziksel evrenin modern bilimin gelişmesinden önce baskın olan eski felsefi çalışması

Doğa felsefesi fiziğin, yani doğanın ve fiziksel evrenin felsefi çalışmasıdır. Modern bilimin gelişmesinden önce baskın bir alandı.

<span class="mw-page-title-main">Teorik fizik</span> fizik biliminin bir branşı

Teorik fizik, fiziğin matematiksel modellemeler ve fiziksel nesnelerin soyutlandırılmaları çalışmaları ve doğa olaylarını açıklayan, gerçekselleştiren ve tahmin yürüten fizik dalıdır. Bu deneysel fiziğin zıttıdır ki deneysel fizik araçlarla bu olayları soruşturur.

Epifenomenalizm, zihinsel olanla fiziksel olan arasında nedensel bağlantıların bulunduğunu ancak bunun fiziksel olandan zihinsel olana doğru tek yönlü olduğunu savunan "zihin felsefesi" görüşüdür. Bu görüşe göre zihinsel olaylar daima fiziksel değişimlerin sonuçlarıdır. Zihin fiziksel değişimlerin sebebi olamaz. Örneğin, kalp atışlarının artmasını sağlayan "korku" değildir. Kalp atışı ve korku fizyolojik kaynaklı şeylerdir. Ancak dış tehditler gibi fizik dünyası tarafından oluşturulur.

Kapalı zamansı eğri (KZE), matematiksel fizikte, “kapalı” uzayzamanda, başlangıç noktasına geri dönen bir parçacığın Lorentz manifoldundaki zaman çizgisidir. Bu olasılık ilk defa, genel göreliliğin eşitsizliklerine uygun bir çözüm keşfetmiş olan Kurt Gödel tarafından 1949 yılında ortaya çıkartılmıştır. Gödel, KZElerin aynı zamanda Gödel ölçüsü olarak bilinmesini sağlamıştır ve o zamandan beri de Tipler silindiri ve geçilebilir solucandelikleri gibi KZEleri içeren başka genel rölativite çözümleri bulunmuştur. Eğer KZEler varsa, varlıkları geriye doğru zaman yolculuğunun en azından kuramsal olarak olası olduğuna kanıt olarak sunulabilir, bu da dede paradoksu kaygısını ortaya çıkartabilir, ancak Novikov öztutarlılık ilkeleri bu biçim paradokslardan kaçınılabileceğini belirtmektedir. Bazı fizikçiler, belirli genel görelilik çözümlerinde yer alan KZElerin, ileride ortaya atılacak ve genel göreliliğin yerine geçecek olan kuantum kütleçekimi kuramıyla denklemden atılabileceğini savunmaktadır, Stephen Hawking bu görüşü kronoloji korunumu varsayımı olarak adlandırmıştır. Diğerleri ise, belirli bir uzayzamandaki tüm kapalı zamansı eğrilerin aynı olay ufkundan geçmesi durumunda –ki bu da kronojik sansür olarak isimlendirilebilecek bir özelliktir–; bu uzayzaman tüm olay ufuklarından temizlense dahi, yine de düzgün nedensellikte davranacağını ve bir gözlemcinin nedensellik ihlalini belirleyemeyeceğini savunmaktadırlar.

<span class="mw-page-title-main">Zihin-beden düalizmi</span> Zihin ve bedenin ayrı olduğunu savunan felsefi düşünce

Zihin felsefesinde, Zihin-beden düalizmi, zihinsel işlevlerin fiziksel olmadığı ya da zihin ve bedenin ayrılabilir olduğu görüşüdür. Buradan hareketle, zihin-madde ilişkisi ve özne-nesne ilişkisi hakkında bazı görüşler öne sürer. Zihin-beden problemi konusunda fizikalizm ve enaktivizm ile karşıtlık gösterir.

Zihin felsefesinde, işlemsel zihin teorisi (İZT), işlemselcilik (computationalism) olarak da bilinir, insan zihninin bir bilgi işleme sistemi olduğunu ve biliş ile bilincin bir tür işlemleme (computation) olduğunu belirten fikirler kümesidir. Warren McCulloch ve Walter Pitts (1943) nöral faaliyetlerin işlemsel olduğunu ilk dile getirenlerdir. Nöral işlemlemenin bilişi açıkladığını iddia etmişlerdir. Teori modern biçimine ise Hilary Putnam tarafından 1967 yılında getirilmiş ve onun PhD öğrencisi filozof ve bilişsel bilimci Jerry Fodor tarafından 60’lı, 70’li ve 80’li yıllar boyunca geliştirilmiştir. 1990’larda Putnam, John Searle ve diğer bazı kimselerin çalışmaları dolayısıyla analitik felsefe alanında sert bir şekilde eleştirilmeye başlansa da, modern bilişsel psikoloji ve evrimsel psikoloji alanlarında oldukça popülerdir. 2000’ler ve 2010’larda ise İZT analitik felsefe alanında tekrar önem kazanmaya başlamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Çince odası</span> Bilgisayarın anlama kabiliyetini gösteremeyeceğini sorgulayan bir düşünce deneyi

Çince Odası Argümanı, dijital bir bilgisayarın –ne kadar zeki ya da insansı davranışlar sergilerse sergilesin– bir “zihne”, “anlayışa” ya da “bilince” sahip olamayacağını savunur. Filozof John Searle tarafından “Minds, Brains, and Programs” adlı makalesinde öne sürülen bu argüman ilk kez 1980 yılında Behavioral and Brain Sciences dergisinde yayınlanmıştır. Çince Odası olarak bilinen düşünce deneyinin merkezini oluşturduğu argüman, yayınlandığı günden itibaren oldukça tartışılmıştır.

Zihinsel nedensellik sorunu, zihin felsefesinde kavramsal bir meseledir. Kısaca bu sorun, kasıtlı olarak oluşturulan düşüncelerin veya kasıtlı zihinsel durumların, kasıtlı eylemlerin nedenleri olduğu sağduyusunu nasıl açıklayacağımızdır. Sorun, nedensel dışlama sorunu, anormallik sorunu ve dışsalcılık sorunu dahil olmak üzere birkaç farklı alt-soruna bölünür. Ancak felsefi literatürde en çok dikkat çeken alt-sorun, tartışmasız dışlama sorunudur.

<span class="mw-page-title-main">Qualia</span> algının özellikleri ve genellikle duyusal deneyim

Qualia, felsefede ve belirli psikoloji modellerinde öznel, bilinçli deneyimin bireysel örnekleri olarak tanımlanır. Qualia terimi, belirli bir durum için "ne tür" anlamına gelen Latince quālis sıfatının cinssiz çoğul biçiminden (qualia) türetilmiştir.

John A. Dupré, İngiliz bilim filozofudur. Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi Egenis'in direktörü ve Exeter Üniversitesi'nde felsefe profesörüdür. Dupré'nin başlıca çalışma alanı biyoloji felsefesi, sosyal bilimler felsefesi ve genel bilim felsefesidir. Dupré, Nancy Cartwright, Ian Hacking, Patrick Suppes ve Peter Galison ile birlikte genellikle bilim felsefesinin "Stanford Okulu" olarak gruplandırılır.

Bilgi argümanı, Frank Jackson tarafından "Epifenomenal Qualia " (1982) adlı makalesinde önerilen ve "What Mary Didn't Know" (1986) adlı makalesinde genişletilen felsefi bir düşünce deneyidir. Deney, rengin fiziksel tanımlarına geniş erişime sahip olan, ancak insan duyusuyla renk algılayamayan, yani dünyayı siyah beyaz gören bir bilim insanı olan Mary'yi anlatıyor. Düşünce deneyinin ana sorusu, Mary'nin siyah beyaz dünyanın dışına çıkıp renkli görmeyi deneyimlediğinde yeni bilgiler edinip edinemeyeceğidir.

<span class="mw-page-title-main">Zihin-beden problemi</span>

Zihin-beden problemi, insan zihni ile bedeni arasındaki düşünce ve bilinç ilişkileri hakkındaki felsefi bir problemdir.