İçeriğe atla

Bağdad'ın düşmesi

Bağdat'ın Düşmesi
I. Dünya Savaşı ve Irak Cephesi

General Maude'nin Bağdat'a girmesi 11 Mart 1917
Tarih11 Mart 1917
Bölge
Bağdat'ın güneyi, Diyala Nehri
Mezopotamya (günümüzde Irak)
Sonuç İngiliz zaferi
Taraflar

Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Britanya İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı Devleti
Komutanlar ve liderler
Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Frederick MaudeOsmanlı İmparatorluğu Halil (Kut) Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Kâzım Karabekir
Osmanlı İmparatorluğu Ali İhsan (Sâbis) Paşa
Çatışan birlikler
I. Kolordu
III. Kolordu (70,000)
6. Ordu (25,000)
Kayıplar
Bilinmiyor 9,000+ esir

Bağdad'ın düşmesi (11 Mart 1917). I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde Osmanlı'nın elindeki Bağdat'ın İngilizler tarafından işgali.

Bağdat’ın kaybına sebebiyet veren olaylar

Başkumandanlık Vekâletinin Almanların direktiflerine uyup, İngilizlerin önceki yenilgilerinin intikamını almak için hazırlandıkları bir sırada 35.000-40.000 civarında muharip askerden oluşan kuvvetin sadece 10.000 kadarını İngilizlere karşı Bağdat'a açılan kapı olan Kutü’l-Amâre'de bırakması büyük bir hataydı. Almanlar, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesinde büyük rol oynamış ve bunu her şeyden önce Alman cephelerinin emniyeti için istemişti. Osmanlı ordusu bu dönemde zayıf, yorgun ve donanımdan yoksundu. Bütün olanak ve gayretler, Almanlar tarafından siyasal maksat ve emellerine hizmet için ortaya atılmış olduğu şüphesiz olan İran cephesine verilerek, bu cephenin geliştirilmesine gayret sarf edilmiş ve asıl vatan parçası olan Irak cephesi ihmal edilmişti. Bu bağlamda, İran cephesinin yaratılmasından 6 Ordu kumandanı Mareşal Von der Goltz'u sorumlu görmektedir. Goltz Paşa, Irak'ın zayıf ordusundan 1915 yılının Aralık ayı sonlarında yaklaşık iki bin asker ve dört topu çekip, İran'a göndererek İran cephesini yaratmıştı. Goltz Paşa 1916 yılının Nisan ayında Bağdat'ta tifüsten vefat ettikten sonra bu politika, Başkomutanlık Karargâhı ile 6. Ordu kumandanı Halil (Kut) Paşa tarafından devam ettirilmişti.[1]

İngilizlerin Kut'ta uğradıkları çok elim mağlubiyetin acısını çıkarmak için er geç karşı taarruza geçecekleri bilinmeliydi. Bu noktada İngilizlerin yedi ay süresince yapmış olduğu hazırlıkları görmezden gelmek ve Albay Ali İhsan (Sabis) Bey emrindeki 13. Kolorduyu İran'a göndermek 6. Ordu kumandanının hatasından başka bir şey değildi. Hiç olmazsa Ruslar Hanikin'den İran içlerine atıldıktan sonra bu kolordu süratle tekrar Dicle cephesine geri getirilmeliydi, ancak bu da yapılmamıştı. Dolayısıyla fetih ve istilâ emelleri ile 13. Kolordunun Irak harekâtı alanından alınarak İran içlerine ve Hemedan'a kadar gönderilmesi Bağdat'ın ve netice itibarıyla de Irak'ın kaybedilmesine sebep olmuştu.[1]

6. Ordu kumandanı yaklaşan tehlikeyi görmezden gelmiş; 18. Kolordu kumandanı Albay Kâzım Bey'in uyarılarına da aldırış etmemişti. Albay Kâzım Bey, Ordu Kumandanının gözünü açmaya çalışmıştı, ancak bunu başaramamıştı. Ordu Kumandanı, 1916 yılının Aralık ayında Kâzım Bey'in 13. Kolordunun bir an önce Bağdat'a çağrılması yönündeki ikazlarını da dikkate almamıştı.[1]

Sir Frederick Stanley Maude'un gelişi

Kut garnizonunun 29 Nisan 1916'da teslim olmasının ardından Irak'taki İngiliz Ordusu büyük bir revizyondan geçti. Sir Frederick Stanley Maude'a İngiltere'nin askerî itibarını yeniden tesis etme görevi verilmişti.

Maude, 1916 yılı sonlarını ordusunu yeniden inşa etmekle geçirdi. Askerlerin çoğu Hindistan'da toplanıp deniz yoluyla Basra'ya gönderildi. Bu birlikler eğitilirken, İngiliz istihkam subayları kıyıdan Basra'ya ve ötesine kadar uzanan bir demiryolu inşa etti.

İngilizler harekâtı, 50.000 kadar asker ile 13 Aralık 1916'da başlattılar. Ordunun çoğunluğu Hindistan'dan gelen birlikler ile İngiliz 13. Tümeninden oluşuyordu. Halil (Kut) Paşa'nın ise komutası altında yaklaşık 25.000 kişilik bir kuvvet vardı.

Bağdat'a yürüyüş

Hint birlikleri Bağdat'a yürüyor, 11 Mart 1917

Bu harekâtta İngilizler için herhangi bir aksilik yaşanmadı. Maude, temkinli bir şekilde ilerleyerek Dicle Nehri'nin her iki yakasından harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri, İngilizlerin ele geçirdiği Khadairi Bend adlı müstahkem bir bölgeye saldırdı (6 Ocak - 19 Ocak 1917). İngilizler daha sonra Osmanlı kuvvetlerini Hai Nehri boyunca uzanan savunma hattından iki hafta içerisinde çıkardı (25 Ocak'tan 4 Şubat'a kadar). Dahra Bend adı verilen bir başka Osmanlı mevzisi 16 Şubat'ta ele geçirildi. Nihayet İngilizler 24 Şubat 1917'de İkinci Kut Muharebesi'nde Kut'u yeniden ele geçirdi.

Kâzım Bey, Townshend'ın Birinci Kut Muharebesi'nde olduğu gibi ordusunun Kut'ta sıkışıp kalmasına izin vermedi. (Bkz. İkinci Kut Muharebesi)

Bağdat'a doğru yürüyüş 5 Mart 1917'de yeniden başladı. Üç gün sonra Maude'un kolordusu şehrin eteklerindeki Diyala Nehri'ne ulaştı.

Halil (Kut) Paşa, Bağdat'ı, Bağdat'ın yaklaşık 35 mil güneyinde, Diyala ve Dicle nehirlerinin birleştiği yerde savunmayı tercih etti. Osmanlı birlikleri 9 Mart'taki ilk İngiliz saldırısına direndi. Bunun üzerine Maude, ordusunun büyük kısmını kuzeye kaydırdı. Osmanlı mevzilerini aşabileceğine ve doğrudan Bağdat'a saldırabileceğine inanıyordu. Halil Paşa, İngilizlerin nehrin diğer tarafındaki ilerleyişini karşılamak için ordusunu savunma mevzilerinden çıkararak karşılık verdi. Diyala Nehri'ni tutmak için tek bir alay kalmıştı. İngilizler 10 Mart 1917'de ani bir saldırıyla bu alayı da bozguna uğrattı. Bu ani yenilgi Halil Paşa'nın sinirlerini bozdu ve ordusuna kuzeye, Bağdat'a çekilme emri verdi.

Osmanlı hükûmeti 10 Mart akşamı saat 8'de Bağdat'ın boşaltılması emrini verdi, ancak durum hızla Halil Paşa'nın kontrolünden çıkıyordu. İngilizler Osmanlı birliklerinin hemen arkasından gelerek 11 Mart'ta Bağdat'ı savaşmadan ele geçirdi. Bir hafta sonra Maude, "Ordularımız şehirlerinize ve topraklarınıza fatih ya da düşman olarak değil, kurtarıcı olarak girmiştir" cümlesini içeren Bağdat Bildirisi'ni yayınladı.[2] Yaklaşık 9.000 Osmanlı askeri çatışma sırasında yakalandı ve İngilizlere esir düştü.

Bağdat’ın Savunulması ve Kaybı

18. Kolordunun 5/6 Mart 1917 gecesi başlayan geri çekilmesi, 6 Mart 1917 sabahı Diyale nehri batısına gelmesi ile tamamlanmıştı. Bağdat'ın ne şekilde savunulacağı düşüncesi Bağdat'ın düşmesinden ancak beş gün önce 6 Mart 1917'de tartışma konusu olmuş ve konuya ilişkin Başkomutanlık Vekâleti, Ordu Komutanı ve Kolordu Komutanı farklı görüşlerde bulunmuşlardı. Aynı bölümde “Durumun Muhakemesi” alt başlığında 10 Mart 1917 akşamı Har Köşkü'nde toplanan harp meclisine yer verilmiştir.[1]

Ordu, Kolordu ve Tümen Komutanları ile Kurmay Başkanları hazır bulunduğu bu meclisin gündemi Bağdat'ın savunulması ve yahut boşaltılması konusuydu. Ordu Komutanı 11 Mart 1917 için kesin neticeli muharebenin tutulan hatta verilmesini uygun buluyordu. Zira 6. Ordu Komutanı Halil Paşa, bu büyük tarihi şehrin kolay kolay ve mevcut kuvvetin üçte birine mal olacak bir muharebe vermeden terk edilmesinin ordu için silinmez bir leke bırakacağı düşüncesindeydi. 18. Kolordu Komutanı Kâzım Bey ise İngiliz zırhlı otomobillerinin 14. Tümenin gerisine sarktığını, bunun erlerin maneviyatını bozduğunu, 14. Tümenin büyük gayretle akşama kadar mevzilerini sebatla savunduğunu, sağ sahilde düşmanın büyük bir kuşatma hareketine karşı kâfi bir ihtiyat bulunmadığından Ümmü't-Tubl mevziinin yarın kuşatılacağını ve buradaki muharebenin bir imha muharebesi şeklinde sonuçlanabileceğini ifade etmişti.

Bu mecliste uzun süren tartışmalardan sonra Bağdat'ın terk edilerek, tümenlerin geri çekilmesi kararlaştırıldı. 18. Kolordu Komutanlığının saat 20.10'da tümenlere bildirdiği geri çekilme emrine göre, sağ sahilde bulunan tümenler Bağdat'ın 16 kilometre kuzeyinde Avce ve sol sahildekiler ise Başyenice - Elcedideye çekilerek bu mevkilerde tahkimat yapacaklardı.[3]

10 Mart 1917 akşamına doğru düşmanın birçok süvari ve piyade kuvvetinin Dicle'nin sağ sahilinde 51. Tümen sağ kanadına doğru ilerlemesi ve Dlyala cephesindeki 14. Tümenin de Diyala'yı batıya doğru geçen İngiliz kuvvetleri tarafından sıkıştırması ordu ve kolorduyu yeniden bir karar vermek zorunda bırakmıştı. Düşman sağ sahilde bu gün tespit edilebilmiş ise de yarın için yapılacak bir muharebede düşmanın Kazımiye istikametinde 51. Tümen gerilerine doğru yapacağı bir kuşatma hareketine karşı koyabilecek elde hiçbir ihtiyat kuvveti kalmamıştı. Sol sahilde bulunan 14. Tümen ise son verdiği raporda, bulunduğu hatta ancak akşama kadar direnebileceğini bildiriyordu.[3]

Kolordu Komutanı Albay Kâzım Bey, bir an önce sabah olmadan hazır hareket serbestliğine sahipken ordunun çekilmesinin en doğru harekât tarzı olacağı düşüncesindeydi. Kolordu Komutanı Albay Kâzım Beyin mütalaasına itiraz etmemekle beraber Halil Paşa; “Evet, fakat Bağdat nasıl terk olunur,” diyebilmişti. Buna rağmen gerçeği kabul edip, çekilmeye onay vermek zorunda kalmıştı. Alınan karar gereğince 18. Kolordu Komutanı Albay Kâzım Beyin çekilme emrini 10 Mart 1917 akşamı saat 20.00'de birliklerine tebliği üzerine 18. Kolordu 10/11 Mart 1917 gecesi Bağdat'ı tahliye ederek, Bağdat'ın kuzeyindeki Müşahede İstasyonu civarına çekildi.

Geri çekilmeden önce Bağdat şehrindeki bütün yaralı ve hastalar Samerra'ya nakledilmiş ve ağır hastalar ve yaralılar bir eczacı yarbay emrinde şehirde bırakılmıştı. Ordu karargâhı ile hükûmet görevlileri de bir gün önceden Bağdat'ı terk etmişlerdi.[3] Saat 23.30'a kadar sağ sahildeki 51 ve 52 nci Tümenler Har Köprüsü civarında toplanarak Müşahede istasyonu istikametinde ve sol sahildeki 14 ncü Tümen de 44 ncü Alayla birlikte Bağdat'ın kuzey doğusundaki tuğla ocaklarında toplandıktan sonra Başyenice istikametinde yürüyüşe geçmişlerdi. Bu sırada Bağdat'taki resmi ve askerî bina ve kuruluşlar da ateş almış olduğundan müthiş tarakalar (makineli tüfek sesleri) ortalığı sarsmakta ve alev sütunları yükseklere kadar çıkmakta idi.

Halil Paşa'nın 10 Mart 1917 akşamı saat 20.00'de 6. Ordu'nun Bağdat'tan çekilmesine ilişkin Başkomutanlık Vekâletine gönderdiği rapor kısaca şöyledir:


Bağdat'ın düşüşünden sonra

Sonuç İngilizler için kesin bir zafer, Osmanlı hükûmeti içinse bir başka yenilgiydi. İngilizler için Kut'un kaybedilmesinden kaynaklanan aşağılanma kısmen telafi edilmişti. Osmanlı hükûmeti İran'daki askeri operasyonlarına son vermek ve İngilizlerin Musul'u ele geçirmek için ilerlemesini engellemek için yeni bir ordu kurmak zorunda kaldı.

İngilizler 1914'te savaşın başlamasına yakın Basra Vilayetini ele geçirmişlerdi. İngiliz kuvvetleri için iyi bir haber olsa da, bu durum Londra'daki İngiliz hükûmeti ile Hindistan'daki İngiliz hükûmeti arasında bölgenin nasıl yönetileceği konusunda büyük bir bürokratik kavgaya neden oldu.

Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Maude, Basra'dan Bağdat'a kadar Mezopotamya'nın fiili valisi oldu. Dicle Kolordusu Siyasi Sorumlusu Sir Percy Cox, vilayetin İngiliz-Hint ortak yönetimi altında olduğunu belirten bir bildiri yayınlamaya çalıştı, ancak Londra Cox'a bildirisini yayınlamamasını emretti ve bunun yerine Arap liderlerden İngiliz yönetimine yardım etmelerini isteyen kendi bildirisini yayınladı.

Aynı zamanda Hindistan sömürge hükûmetinin farklı fikirleri vardı. Ne de olsa, Basra'nın işgalinden Bağdat'ın işgaline kadar olan sürenin arkasındaki ana unsurlar ilk etapta onlardı. Hindistan'daki İngiliz hükûmeti bu yeni bölgenin doğrudan kendi kontrolü altında olmasını istiyordu.

Bu güç mücadelesi Lord Curzon liderliğinde Mezopotamya İdare Komitesi'nin kurulmasına neden oldu. Komitenin ana görevi Basra ve Bağdat vilayetlerini kimin yöneteceğini belirlemekti. Komitenin kararı Basra için İngiliz-Hint değil İngiliz yönetimi, Bağdat için ise Arap otoritesi şeklindeydi. Buradaki geçici hükûmet daha sonra Irak Mandası'na dönüşecekti.

Kaynakça

Dipnot

  1. ^ a b c d "Birinci Dünya Savaşı Irak Cephesi Hatıratından: "Bağdat ve Son Hadise-i Ziya'ı"". 100.Yılında Uluslararası Bağdat (Medînetü’s-Selâm) ve Kûtü’l Amâre Sempozyumu. VAKANÜVİS - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi. 19 Eylül 2019. 25 Mart 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2024. 
  2. ^ The proclamation of Baghdad 13 Ağustos 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Sir Stanley Maude, Harper's Magazine
  3. ^ a b c BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞIMDA KAFKAS VE IRAK CEPHESİNDE 5 NCİ SEFERİ KUVVETLER (52 İNCİ TÜMEN) (PDF). Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. 2006. s. 91. 3 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 25 Mayıs 2024. 
  4. ^ 18.Kolordunun 10 Mart 1917’deki muharip kuvveti 500 kılıç, 9.000 tüfek, 48 top, İngiliz Dicle Ordusu 3.864 kılıç,41.479 tüfek ve 176 top idi. Binbaşı Mehmet Emin Bey, a.g.e., s.125.

Alıntı

Dış bağlantılar

  • Barker, A. J. The Bastard War: The Mesopotamian Campaign of 1914–1918. New York: Dial Press, 1967. OCLC 2118235

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Kâzım Karabekir</span> 5. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı

Musa Kâzım Karabekir, Türk asker ve siyasetçi. "Alçıtepe Kahramanı" namıyla tanınır. Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan komutanların arasında yer alarak Doğu Cephesi'nde gösterdiği başarılardan dolayı Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk muhalif partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer alıp, genel başkanı oldu. Afşar Türklerinden olup soyu Karamanoğulları'na dayanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Sakallı Nureddin Paşa</span> Türk asker ve siyasetçi

Mehmed Nureddin Paşa ya da bilinen adıyla Sakallı Nureddin, Türk asker ve siyasetçi.

<span class="mw-page-title-main">I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı cepheleri</span> 29 Ekim 1914 ve 30 Ekim 1918 tarihleri arasında Osmanlı İmparatorluğunun savaştığı cepheler

Osmanlı cepheleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'nda çarpıştığı cephelerdir.

<span class="mw-page-title-main">Irak Cephesi</span> I. Dünya Savaşında bir cephe

Irak Cephesi, İngilizlerin petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla, 15 Ekim 1914'te Bahreyn'i ve 23 Kasım 1914'te Basra'yı işgali üzerine açıldı. Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamadı. İngilizler, İran'da Ahvaz'ı da ele geçirdiler.

<span class="mw-page-title-main">Suriye-Filistin Cephesi</span> Birinci Dünya Savaşının bir cephesi

Suriye-Filistin Cephesi, I. Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın isteği üzerine açılan bir cephedir. Osmanlı ordusu, 1915'te Birinci Kanal Harekâtı'nı, 1916'da İkinci Kanal Harekâtı'nı düzenledi. Amaç; Osmanlı İmparatorluğu'nun Süveyş Kanalı'nı ele geçirmesi ve Mısır'a yeniden sahip olmasıydı. Başarılı olunursa İngilizlerin Uzak Doğu'daki sömürgeleri ile bağlantısı kesilecekti. Gelibolu'daki başarısızlığın ardından geçen zamanda İngilizlerin gittikçe güçlerini artırmaları ve Osmanlı'nın kısıtlı kaynakları sonucu cephe Süveyş'ten Nablus'a kadar gerilemiş, savaşın son aylarındaki Nablus'taki son cephe savunmasındaysa çok kısıtlı olan kaynakların tükenmesine ek olarak Osmanlı'nın savaş süresince Arap halk üzerinde görece başarılı bir şekilde sürdürdüğü Panislamizm propagandasının Lawrence'ın organize ettiği Arap isyanının Hicaz'dan Filistin'e girmesi sonucu çökmesiyle Türk Ordusu Şam ve Halep üzerinden Anadoluya çekilmiş ve cephe bazı parlak muharebe zaferlerine rağmen Osmanlı için başarısızlık ve ağır kayıplarla sonuçlanmıştı.

<span class="mw-page-title-main">Ali Fuat Cebesoy</span> 6. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı

Ali Fuat Cebesoy, Türk asker ve siyasetçi.

<span class="mw-page-title-main">Kût'ül-Amâre Kuşatması</span> I. Dünya Savaşının Irak Cephesinde, Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş bir kuşatma muharebesidir

Kût'ül-Amâre Kuşatması, I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde, Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş bir kuşatma muharebesidir. 8.000 askerden oluşan Britanya-Hint garnizonu Bağdat'ın 160 kilometre güneyinde Kut kasabasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılır. 1915 yılında bu kasabanın nüfusu 6.500 civarıdır. 29 Nisan 1916'da garnizonun teslim olmasını takiben kuşatma esnasında sağ kalanlar esir olarak Halep'e götürüldü. Kuşatma tarihçiler tarafından Birleşik Krallık ve İtilaf Devletleri için önemli bir yenilgi olarak sınıflandırılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">1. Ordu (Türkiye)</span> Türk Kara Kuvvetlerine bağlı bir ordu

1. Ordu, Türk Kara Kuvvetlerine bağlı 4 ordudan biridir. Komutanlığı İstanbul'da Selimiye Kışlası'nda bulunmaktadır. Asli görevi; Trakya, Boğazlar, İstanbul ve Marmara Bölgesi'ni korumak, bu bölgelerin güvenliğini sağlamaktır. Ordu, mekanize ve zırhlı birliklerden oluşmaktadır. 1. Ordu Komutanı aynı zamanda İstanbul Garnizon Komutanlığı görevini yürütmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Kırkkilise Muharebesi</span> Osmanlı İmparatorluğu ile Bulgaristan Krallığı arasında geçen savaş

Kırkkilise Muharebesi veya Kırklareli Muharebesi, Osmanlı İmparatorluğu ile Bulgaristan Krallığı orduları arasında geçen Birinci Balkan Savaşı'nın bir parçası olan; 22 Ekim 1912 tarihinde başlayan ve 24 Ekim 1912'de Osmanlı ordusunun doğu Trakya'da yenilgisi, Bulgar zaferi ile son bulan; Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Balkan Savaşı'nı kaybetmesine sebep olan en önemli muharebelerden biridir.

<span class="mw-page-title-main">Lüleburgaz Muharebesi</span>

Lüleburgaz Muharebesi veya Karaağaç Muharebesi ya da Pınarhisar Muharebesi, Birinci Balkan Savaşı'nda, 29 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında; Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu ordusu arasında yapılan ve Bulgar ordusunun kesin zaferi, Osmanlı ordusunun ağır yenilgisi ile sonuçlanan muhârebedir. Bu muhârebe de Kumanova Muharebesi, Kırkkilise Muharebesi ve İmroz Deniz Muharebesi ile birlikte, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Balkan Savaşı'nı kaybetmesine sebep en önemli muhârebelerden biri olarak görülmektedir. Ayrıca I. Balkan Savaşı'nın asker katılımı bakımından en büyük ve en geniş katılımlı muhârebelerinden biridir.

<span class="mw-page-title-main">Halil Kut</span> Türk asker

Halil Kut, Türk asker. "Kut'ül Ammare Kahramanı" olarak da bilinir. Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük amcasıdır. 1934 yılında Soyadı Kanunu'nun çıkmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kût'ül-Amâre Zaferi nedeniyle "Kut" soyadı verildi.

<span class="mw-page-title-main">4. Ordu (Osmanlı İmparatorluğu)</span>

4. Ordu Osmanlı İmparatorluğu'nda yapılan askerî reformlar sırasında 19. yüzyılın sonlarında kuruldu.

<span class="mw-page-title-main">İkinci Kut Muharebesi</span>

İkinci Kut Muharebesi, 23 Şubat 1917'de, I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde yapılan bir muharebedir. Birinci Kut Muharebesi'nde Osmanlı kuvvetleri tarafından yenilen İngilizler, bu muharebede Kut'u ele geçirmişlerdir.

Samarra Taarruzu, Irak Cephesi'nde 1917'nin baharında Bağdat'ın düşüşünden sonra gerçekleşen son İngiliz taarruzudur. İlk olarak İngilizler 11 Mart 1917'de Bağdat'ı ele geçirdiler. Taarruz, 13 Mart'ta başladı ve 19 Mart'ta İngilizler, Felluce kasabasını ele geçirdiler. 23 Nisan'da ise Samarra şehri düştü.

<span class="mw-page-title-main">Yıldırım Ordular Grubu</span> I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin Filistin-Suriye-Irak cephelerini savunmak için oluşturduğu ordular grubu

Yıldırım Ordular Grubu, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin Filistin-Suriye-Irak cephelerini savunmak için teşkil ettiği ordular grubu.

<span class="mw-page-title-main">Şuaybiye Muharebesi</span>

Şuaybiye Muharebesi, İngiliz Ordusu'nun Kurna'yı işgal etmesinin ardından bölgeye sevk edilen Osmancık Taburu'nun Basra'yı geri almak için gerçekleştirdiği muharebelerden biridir.

Şerkat Muharebesi, I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde İngilizler ve Osmanlı arasında gerçekleşmiş, Mondros Mütarekesi'nden önceki son çatışmalardandır.

<span class="mw-page-title-main">I. Felahiye Muharebesi</span>

I. Felahiye Muharebesi, 21 Ocak 1916 tarihinde Osmanlı Ordusu ile İngiliz-Hint kuvvetleri arasında Irak cephesinde gerçekleşen bir I. Dünya Savaşı muharebesidir.

<span class="mw-page-title-main">Vadi Muharebesi (1916)</span>

Vadi Muharebesi, 13 Ocak 1916'da meydana gelen, I. Dünya Savaşı sırasında Irak'ta savaşan İngiliz kuvvetlerinin, Kut'ül-Amare'de 6. Ordu tarafından kuşatılan Sir Charles Townshend komutasındaki kuşatılmış kuvvetleri rahatlatmak amaçlı yapılan başarısız bir harekâttır.

<span class="mw-page-title-main">I. Istabulat Muharebesi</span> 1917 yılında Irak Cephesi muharebesi

I. Istabulat Muharebesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz İmparatorluğu'nun Bağdat'ı Osmanlı İmparatorluğu'ndan aldıktan sonra stratejik konumunu güçlendirmek için giriştiği Samarra taarruzunun bir parçasıydı.