İçeriğe atla

Büyük Doğu

Büyük Doğu, Necip Fazıl Kısakürek'in ortaya koyduğu İslamcı ideoloji.[1]

Necip Fazıl, Büyük Doğu'yu ana hatlarıyla İdeolocya Örgüsü eserinde açıklamıştır. Bu eserde Büyük Doğu'yu, İslam'ın yeni zaman ve mekan problemlerine uygulanışından doğan bir dünya görüşü olarak sunar. "İslam anlayışını yenilemek" temel tezi etrafında, İslam tarihinin siyasî, kültürel, ahlakî, estetik ve entelektüel yönlerden bir muhasebesini yapar ve "Başyücelik" ismi altında bir "ideal İslamî devlet" modeli ortaya atar.[2]

Temel referanslarının merkezine İslam'ı alan Büyük Doğu ideolojisi, cumhuriyet döneminde yetişen İslamcı aydınların da başvurduğu alternatif bir modernleşme paradigması olmuştur.[3] Büyük Doğu ideolojisi, Necip Fazıl'ın ardından özel olarak Salih Mirzabeyoğlu tarafından benimsenmiş ve sürdürülmek istenmiştir.

Kavramlar

Doğu ve Batı

Necip Fazıl’a göre İslamiyet hakikat olduğu için hiçbir mekânla kısıtlanamaz. Ancak ilk kez Eski Yunan tarihçisi Herodot’un yaptığı “Doğu-Batı” ayrımını kabul etmek, İslam tarihinde görünen bir mücadelenin taraflarını ifade etmek için mecburi ve realist bir tutumdan ibarettir.[4] Ona göre zaman ve mekândan bağımsız bir hakikat olan İslam bütün dünyaya yayılmak isterken, kendi bünyesini ondan korumak için maddî ve manevî sınırlar çizen taraf Batı olmuş, böylece Doğu ve Batı diye birbirine zıt iki manevî iklim ortaya çıkmıştır.[5] Antik Yunan ve Roma devirleri boyunca Çin, Hint ve Fars kavimlerinin ayrı ayrı temsil ettiği ve Batı'ya aykırı bir varlık ve birlik belirtmeyen Doğu, İslamiyet'le birlikte yer ve yön bakımından sınır tanımayan bir teze kavuşmuş, Arap ve Türk kavimlerinin önderliğinde kuşatıcı bir şuur ve kimliğe ermiştir.[6] Önce Araplar ve en sonunda Türkler, Müslümanlığı temsil kabiliyetini kaybederek Doğulu kimliğinin öznesi olmaktan çıkmışlar ve Rönesans'tan sonra akıl ve madde başarılarıyla yükselen Batı karşısında mahkûm olmuşlardır. Paul Valery’nin görüşüne dayanarak, “Yunan aklı, Roma nizamı ve Hıristiyanlık ahlakı” olarak formüle ettiği Batı kültür ikliminin ulaştığı her yerin Batı olduğunu söyleyen Necip Fazıl, Batılılaşmayı benimseyen toplumlar Doğulu olduklarını inkâr etseler de Batılıların bu ayrımı koruduğunu belirtir.[7] Doğu ve Batı ayrımı bağlamında, Necip Fazıl'a göre Büyük Doğu, tasfiye edilmiş Doğu medeniyetinin en son temsilcisi olan Türklerin şahsında, kaybedilen İslami ruhu ihya etmenin sistemidir.[8]

Temel prensipler

Necip Fazıl, Büyük Doğu'yu dokuz esasa dayandırır.[9]

1. Ruhçuluk: Büyük Doğu'nun, materyalizm ve rasyonalizme karşı, İslam tasavvufuna dayanan mistik ve idealist karakteridir.

2. Keyfiyetçilik: Büyük Doğu ruhçuluğunun tümevarımsal yönü olarak özcülüğe vurgu yapar.

3. Şahsiyetçilik: Hakikati toplumun değil, bireylerin temsil edebileceği görüşüdür.

4. Ahlakçılık: Büyük Doğu'nun İslam ahlakını idealize ettiğini ve ona bağlılığını ifade eder.

5. Milliyetçilik: Büyük Doğu ideolojisinin ırkçılık ve kozmopolitanizme karşı, milletlerde inanç, değer, düşünce ve duyarlığı öne çıkarma prensibidir.

6. Sermaye ve mülkiyette tedbircilik: Mülkiyet hakkını korumakla birlikte sermaye ve refahın devlet eliyle topluma yayılarak düzenlenmesini savunur.

7. Cemiyetçilik: Bireylerine dayanışma, aidiyet ve sorumluluk duygusunu veren bir toplum kurmayı önemser.

8. Nizamcılık: Sistemli düşüncenin ve eylem disiplininin önemini vurgular.

9. Müdahalecilik: İnsan iradesinin toplumdaki başıboşluğa karşı yapıcı, zorbalığa karşı yıkıcı hamlelerini destekleme prensibidir.

Kaynakça

  1. ^ "Büyük Doğu". www.biyografi.info. 20 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2021. 
  2. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, 21. Baskı. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2015.
  3. ^ Toker, Mehmet Şevki. “Bir Batı Dışı Modernlik Yaklaşımı Olarak Büyük Doğu İdeolojisi”. Ekonomi Politika & Finans Araştırmaları Dergisi, 2019, 4 (1): 50-68
  4. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, 21. Baskı. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2015. s.17
  5. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, s.16
  6. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, s.30
  7. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, s.23
  8. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, s.12
  9. ^ Kısakürek, Necip Fazıl. İdeolocya Örgüsü, 21. Baskı. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2015. s. 389-410

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Necip Fazıl Kısakürek</span> Türk yazar ve İslamcı ideolog

Ahmet Necip Kısakürek, Türk şair, romancı, oyun yazarı, İslamcı ideolog ve komplo teorisyeni.

İslami feminizm, modern düşün hayatında yer bulmaya başlayan melez ideolojilerin bir örneği. İslami paradigma içinde dile getirilen feminist söylem ve uygulamalar bütününe verilen adlandırma. Modern İnsan Hakları bildirgelerinde tüm insanların eşit olduğu söylenirken, İslam dünyasında, gündelik yaşamda geleneksel inanışlar ve dini inanca dayalı, konjonktür ile uyuşmayan kadın-erkek ayrımı ve erkeklerin üstünlüğü söylemine karşı, kadınların eşitliği ve/veya üstünlüğünü savunan bir düşünce sistemiyle İslam düşüncesini harmanlamaya itmiştir.

Büyük Doğu, 1943-1978 yılları arasında, Necip Fazıl Kısakürek'in farklı dönemlerde yayımladığı İslamcı bir dergidir.

İbn Miskeveyh (940-1030) Fars asıllı ünlü Şii filozoftur. Müslümanlarca; Aristoteles, Farabi'den sonraki üçüncü öğretmen yani "Muallim Salis" olarak bilinir. İran'ın Rey kentinde 940'ta doğdu. Aktif politik kişiliğini filozof rolüyle birleştirdi. Tarihçi yönü de olan Miskeveyh Bağdat, İsfahan ve Rey şehirlerindeki Büveyhî Hanedanı'na hizmette bulundu. Aralarında Sicistani'nin de olduğu bir entelektüel grubunun üyesiydi. İslam dünyasında Neoplatonik geleneğin ortaya çıkışında Miskeveyh'in telifçi rolünün etkisi bulunmaktadır. İbn Miskeveyh tarihten psikolojiye, kimyadan metafiziğe kadar pek çok farklı alanda çalışmalarda bulundu ve eserler kaleme aldı. Yunan filozoflarının tevhid ile ilgilendiklerini öne sürmekle Miskeveyh din ile felsefeyi uzlaştırma hususu probleminden uzak durmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Jön Türkler</span> Osmanlı İmparatorluğunda siyasal reform hareketi

Jön Türkler veya Genç Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ortaya çıkan meşrutiyetçi ve II. Abdülhamid Dönemi'nde muhalif olan "genç ve aydın" kuşağa verilen isimdir.

Abdülhakîm Arvâsî Üçışık , Türk İslam âlimi.

Ülkücülük, Türk-İslam Ülküsü veya Türkeşçilik, Milliyetçi Hareket Partisinin Türkçülük ve İslamcılık üzerine temellenmiş kurucu ideolojisidir.

Tercüman, Barak Medya Grup bünyesinde bulunan haftalık gazete ve İnternet Haber Portalı

<span class="mw-page-title-main">Felsefe tarihi</span>

Felsefe tarihi, felsefenin mantık, epistemoloji, ontoloji, etik, estetik gibi alt bölümlerinden birisidir. Genel olarak felsefe derslerinin başlangıcında verilir. Bunun temel nedeni, felsefe tarihinin içeriğiyle ilintilidir. Felsefe tarihi, felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından, çeşitli felsefe ögretilerinin tarihsel yerlerinin ve öğretisel ayrımlarının belirlenmesine ve bu öğretilerin felsefenin alt bölümleri açısından değerlendirilip ortaya konulmasına kadar çok yönlü ve çok boyutlu bir içeriğe sahiptir. Felsefe tarihi bu anlamda sadece bir mevcut felsefelerin ansiklopedik bir araya getirilmesi meselesi değildir; felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından neyin felsefe-içi neyin felsefe-dışı sayılacağına değin bir dizi kuramsal/felsefi sorunla yüz yüzedir. Bu anlamda, felsefenin bir altbölümü olarak felsefe tarihi, hem felsefi çalışmanın başlangıcı hem de en önemli alanıdır. Genelde felsefe tarihi kitapları, bu bakımdan öğretilerin ve bunların felsefi sorunları çözme denemelerinin art arda etkileşimlerle gelişen tarihini ele alır. Bu tarihin hazırlanmasında hem düşünürlerin metinleri hem de bu metinlerin tarihsel toplumsal koşulları iç bağlantıları açısından değerlendirilir, öğretilerin birbirine etkileri ve karşıtlıkları, benzerlikleri ve ayrımları serimlenir. Dolayısıyla, genel anlamda felsefe tarihinin varlık, bilgi ve değerlerle ilgili soruları ve sorunları belirli özgül yöntemlerle değerlendiren ya da inceleyen ve bu incelemeyi sonuçları bakımından da sistemaktikleştirilmesine yönelik çalışan bütün düşünce girişimlerini ortaya koymayı hedeflediği söylenebilir.

Millî Türk Talebe Birliği, faaliyet gösterdiği dönemlerde birbirine zıt sağ veya sol ideolojileri benimsemiş bir öğrenci birliği. 1936 yılında izinsiz düzenlemiş olduğu "Hatay'ın ilhakını destek mitingi" nedeniyle 22 Kasım 1936 tarihinde kapatılan MTTB, 1946 yılında on yıllık bir aradan sonra Edebiyat Derneği Başkanı Reha Köseoğlu, Hukuk Derneği Başkanı Tahsin Atakan, Tıp Derneği Başkanı Rehai İslam tarafından, merkezi İstanbul'da olmak üzere, Türk Talebe Birliği adıyla tekrar kuruldu. Bu tarihten 1980'e kadar pek çok farklı görüşü içerisinde barındıran bir öğrenci hareketi olan MTTB 12 Eylül Darbesi sonrasında diğer tüm sivil toplum kuruluşları gibi kapatıldı.

Ulusal Komünizm veya diğer adıyla Galiyevizm, 1917 Ekim Devrimi'nde etkin bir rol oynayan Sultan Galiyev'in ideolojisidir.

<span class="mw-page-title-main">Türk milliyetçiliği</span> Türk halkını ulusal veya etnik tanımlarla yücelten ve teşvik eden bir siyasi ideoloji

Türk milliyetçiliği, ulusal veya etnik tanımlarla Türk milletinin ilerlemesini, gelişmesini amaçlayan siyasi bir görüştür. Türkçülük ile aynı olmayıp, içinde Türkçülük dahil olmak üzere çeşitli Türk milliyetçisi ideolojileri barındırır.

Seyyid Ebu'l-A'lâ Mevdudî, Pakistanlı müfessir, İslam âlimi, gazeteci ve yazar.

Halk hikâyesi veya halk öyküsü, toplumsal iz bırakmış bir olaydan veya bir yazınsal ürünün sözlü kültürde bıraktığı derin etkiden kaynaklanarak ortaya çıkan halk edebiyatı ürünlerine verilen ad. Ayrıca, bazı halk bilimciler halk öyküsünü: "Çağdaş çağlara yaklaştıkça geçirdiği değişimle destanların yerini tutan halk ürünü." olarak görmüştür. Destanlar olağanüstü ögelerin çokça rastlandığı türlerdir. Halk hikâyeleri ise olağanüstülük düzeyinin ikinci safhasında yer alır ve destanlara oranla halk hikâyelerinin olay örgüsü daha gerçekçidir. Halk hikâyeleri bu yönüyle modern çağların yazın türleri olan roman ve öykü gibi mensur türlerle, destan arasında bir geçiş sürecini yansıtan ürünlerdir. Halk hikâyelerinde olaylar belirli kahramanların üzerine kurulmuştur. Bu kahramanlar çoğu kez; tanınmış bir edebî ürünün içeriğinde yer alan kahramanların topluma mal olması ve anonimleşmesiyle oluşmuştur. Aslen Divan edebiyatı'na ait mesneviler olan Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin gibi eserler, taç eserlerin toplum tarafından sözlü kültüre aktarılıp "halk hikâyesi" haline gelmesinin en önemli örnekleridir. Bunun yanında halk edebiyatı ürünlerinde de bu duruma rastlanmaktadır. Örneğin, Kayıkçı Kul Mustafa'nın Genç Osman Destanı; toplumun beğenerek halk hikâyeleştirme sürecine dahil ettiği eserlerdendir. 1930'da edebiyat tarihçisi Fuat Köprülü, Genç Osman Destanı'nı halk hikâyelerinin oluşum evrelerini tespit etmek maksadıyla incelemiştir. Ayrıca bu çalışma; Türk edebiyatındaki anonim hikâyeleşme süreci hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Salih Mirzabeyoğlu</span> Kürt asıllı İslamcı düşünür

Salih Mirzabeyoğlu ya da gerçek adıyla Salih İzzet Erdiş, İBDA-C örgütünün lideri olduğu suçlamasıyla 28 Şubat sürecinde DGM tarafından ömür boyu hapse mahkûm edilen ve 16 yıl cezaevinde kaldıktan sonra yeniden yargılanıp 2 Mart 2016'da beraat eden, İBDA düşüncesinin kurucusu, Kürt asıllı İslamcı düşünür, şair, yazar.

Son Devrin Din Mazlumları, Necip Fazıl Kısakürek'in ilk baskısı 1969 yılında Büyük Doğu Yayınları tarafından yayımlanan yakın tarih konulu araştırma kitabı.

Işıkçılar Cemaati veya Işıkçı Cemaati, Kaşgarî Dergâhı'nın müridi Hüseyin Hilmi Işık'ın yolunda giden bir cemaattir.

<span class="mw-page-title-main">Malatya Hadisesi</span>

Malatya Hadisesi, Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman’a karşı 22 Kasım 1952’de Malatya’da düzenlenen suikast girişimi.

Osmanlı Devleti'nde İslamcılık, İslam dinini bireyin yaşamı dışında bir bütün olarak sosyal, idari, politik ve hukuki bakımdan hayata hakim kılmayı amaçlayan İslamcılık ideolojisinin Osmanlı Devleti'ndeki durumunu inceler. Osmanlı'nın bazı dönemlerinde kimi devlet adamlarının politik nedenlerle faydalandıkları bir ideoloji olan İslamcılık, Atatürk Türkiyesi'nde dinin devlet işlerinden ayrılması görüşünü temel alan laik uygulamaları vasıtasıyla oldukça zayıflar.

Farslaşmış toplum, Fars diline, kültürüne, edebiyatına, sanatına, kimliğine dayanan veya fazlasıyla bu unsurlardan etkilenmiş toplumdur.