İçeriğe atla

Artikülatör baskılama

Artikülatör baskılama, hatırlanacak bir öğe sunulurken konuşarak bellek performansını engelleme sürecidir. Çoğu araştırma, artikülatör baskılamayı bir kişiye kısa bir süre sonra hatırlanması için bir kelime listesi sunulurken, o kişinin alakasız bir şeyi tekrar tekrar yüksek sesle söylemesiyle ifade eder. Kişi alakasız sesi tekrarlarken dört aşama yaşar: konuşmaya niyet, konuşmayı planlama, ses veya kelimeyi telaffuz etme ve işitsel geri bildirim alma.

Fonolojik döngü ve görsel-mekansal kopyalama

Artikülatör baskılama çalışırken, birçok araştırmacı fonolojik döngüyü ve görsel-mekansal kopyalamayı da inceler. Fonolojik döngü, kişinin fonolojik deposuna (yani kişinin kısa süreli belleğine) doğrudan erişimi olan bilgileri duyma sürecidir. Görsel-mekansal kopyalama, yalnızca kişinin artikülatör kontrol süreci yoluyla fonolojik depoya erişimi olan (görsel bilgi fonolojik olarak kodlanabildiğinde) görülen bilgidir (görsel bilgi). Esasen, artikülatör baskılama bu iki konu ile ilgilidir, çünkü görsel bilginin fonolojik depoya kodlanmasını engelleyen şey budur.[2]

Franssen, Vandierendonck ve Van Hiel[3] fonolojik çalışma belleğinin zaman tahmin süreçlerinde ne ölçüde yer aldığı sorusunu ele alan bir araştırma yaptı. Araştırmaları, bir görev koşulu veya fonolojik yük sırasında tahmin edilen zamanın etkilenip etkilenmediğini test etmek için alakasız konuşma ve artikülatör baskılamayı kullandı. Sonuçlar, artikülatör baskılamanın tahmin edilen zamanı değiştirdiğini gösterdi. Bu çalışmanın sonuçları bize artikülatör bastırmanın etkilerini ve fonolojik döngüye katılımını anlatıyor.

Alakasız konuşma

Artikülatör baskılama ve alakasız konuşma arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için pek çok araştırma yapılmıştır. Özellikle bir grup içi araştırma çalışması, artikülatör baskılamanın bilgiyi belleğe kodlama becerisi üzerinde bir etkisi olup olmadığını ve artikülatör baskılamanın alakasız konuşma etkisi ile ilişkisini inceledi.[4] Bu deneyde alakasız konuşma, çalışma sırasında kulaklıktan seslendirilen kelimelerden oluşuyordu. Katılımcılara arka arkaya yedi harf gösterildi ve ardından ekrandaki düğmelere basarak harflerin sırasını tekrarlamaları istendi. Bu çalışmanın iki aşaması vardı ve Aşama I'de katılımcılardan ya harfler gösterilirken sessiz kalmaları ya da harfler gösterilirken "123" ü tekrarlamaları istendi. II. Aşamada, alakasız konuşma ya yoktu ya da kulaklıklarda seslendirildi.

Bu çalışmanın sonuçları, artikülatör baskılamanın etkisi daha büyük olmasına rağmen, hafıza performansının hem artikülatör baskılama hem de alakasız konuşma tarafından olumsuz etkilendiği sonucuna varmıştır. Bunun nedeni, bireyin bilgiyi belleğe kodlamaya yardımcı olan işitsel ipuçlarına güvenmesini engellemeleri veya ortadan kaldırmalarıdır. Artikülatör baskılamanın hafıza performansını alakasız konuşmadan daha fazla engellemesinin bir başka nedeni de bilginin zihinde temsil edilmesini ve tekrarlanmasını engellemesidir. Araştırmada, her iki aşamada da, katılımcıların ezici çoğunluğu, bilgi sessiz denemede kodlandığında en iyi performansını sergiledi. Bu bilgi herkese yardımcı olabilir, çünkü sessiz bir ortamın insanların öğrenmesi veya herhangi bir bilgiyi belleğe kaydetmesi için en iyi ortam olduğu ifadesine kanıt sağlar

Ek bir çalışma, hangi tür artikülatör baskılamanın, öğelerin belleğe kodlanma gücünü azalttığını belirlemeye çalıştı. Araştırmacılar, katılımcıları çeşitli artikülatör baskılama türleriyle meşgul ederek (bazıları "bir" demek gibi oldukça kolaydı ve bazıları bir kelimeyi yüksek sesle hecelemek gibi daha zordu) onlara hatırlamaları için listeler gösterdi. Sonuçlar, her türden artikülatör baskılamaın, bireyin görsel bilgiyi hafızasına kodlama gücünü azalttığını gösterdi. Bununla birlikte, daha zor artikülatör baskılama grubundaki katılımcılar, daha kolay bir artikülatör baskılama görevine sahip olanlara göre kelime listesinin çok daha azını hatırladılar. Bu bulgunun nedeni, bir kişi bir şeyi nasıl yapacağını (örneğin bir kelimeyi hecelediğini) hatırlamak için daha fazla çaba harcadığında, aynı anda sunulan ek görsel bilgilere daha az dikkat etmesidir.[5]

Hanley ve Shah[6] artikülatör baskılama adı altında alakasız ses efektinin rolüne baktılar. Bu deney sırasında, katılımcılar test edilirken stereo kulaklık taktılar. Test sırasında, katılımcılar sağ kulaklıktan bir kadın sesi tarafından öğe listesi duydular. Katılımcılardan "bir" kelimesini saniyede yaklaşık iki kere tekrarlamaları istendi. Son öğe ile hedef öğelerin hatırlanması arasında 10 saniyelik bir aralık vardı. Öğelerin hatırlanmasından hemen önce, 10 saniyelik aralık boyunca sol kulaklıktan alakasız bir erkek sesi duyuldu. Bu araştırma, liste öğeleri işitsel olarak seslendirildiğinde artikülatör baskılama adı altında alakasız sesin gözle görülür bir etkisinin olduğunu, liste öğelerinin ardından gelen sesle etkinin ortadan kalktığını gösterdi

Gerçek dünyada

Özellikle iki dil bilen veya ikinci bir dil öğrenen insanlara bakıldığında, artikülatör bastırma 'gerçek dünyada' birçok alanda görülebilir. Genel olarak araştırmacılar insanların artikülatör bastırmayı deneyimler iken herhangi bir şeyi ezberleme veya hatırlama yeteneğinin önemli ölçüde azaldığını bulmuşlardır. Çünkü anlamsız hecelerin tekrarı bireyin bilgiyi hafızasına işlemesini engeller. Yabancı dil öğrenirken, bir kelimeyi duyma ve daha sonra o kelimeyi bireyin kelime dağarcığına ekleme yeteneği, o dilde ilerlemek için çok önemlidir. Artikülasyon bastırmanın bu yeteneği engellediği mekanizmayı araştırmak için çalışmalar yapılmaktadır.Bu sürecin nasıl işlediğine dair artan anlayışla, iyileştirilmiş öğrenme ve çalışma stratejileri, ikinci dil bilen veya hafızasının diğer yönlerini çalıştırabilen insanlara yardımcı olmak için geliştirilebilir.

Bir çalışmada tercümanların etkileyici çalışma hafızalarına ve artikülasyon bastırmanın onların dili tercüme etme ve yorumlama yetenekleri üzerindeki etkilerine bakıldı. Araştırmacılar özellikle çalışma belleği ile ilgili oldukları için eş zamanlı çeviri ve artikülasyon bastırmanın arasındaki farklara bakmak istediler .Bunu yapabilmek için, araştırmaya ikinci dili İngilizce olan otuz Hollandalı üniversite öğrencisi katıldı ve İngilizce bir hikâye okundu ve ardından dinledikçe Hollandacaya çevirmeleri istendi, fakat bunu yaparken tek tek kelimeleri değil sadece cümlenin anlamını tercüme etmeleri istendi.

Daha sonra aynı katılımcılarla başka bir deney daha yapıldı. Bu çalışmada araştırmacının kontrolünde olan iki önemli değişken bulunmaktadır: artikülaston bastırma değişkeni (artikülasyon bastırma yok, artikülasyon bastırma var veya kompleks artikülasyon bastırma var) ve öğrencilere okunan hikâyenin tutarlı olup olmadığı. Artikülasyon bastırma olan koşuldaki katılımcılar hikâye okunurken"de,de,de" sesleri söyledir ve kompleks artikülasyon bastırma koşulundaki katılımcılar ise hikâyeyi dinlerken"hond,kat,muis"(yani köpek,kedi,fare) kelimelerini söylediler. Hikâye okunduktan sonra, her katılımcıya hikâyenin hatırlayabildikleri kadarını tam olarak ifade ederek hatırlatmaları ve yazmaları söylendi.

Bu çalışmadan, araştırmacılar, diğer birçok çalışmanın gösterdiği gibi,artikülasyon bastırmanın katılımcıların hikâyeyi hatırlama yeteneğini engellediği sonucuna vardılar. Bununla birlikte tercümanlar, artikülatör baskılamanın etkilenere karşı bir şekilde bağışıklıdırlar. Bunun nedeni, tercümanların bilgileri epizodik arabelleklerine daha hızlı aktarmaları olabilir, bu da çoğu insanın bilgiyi saklamak için gerekli bulduğu provayı atlamalarına izin verebilir. Artikülasyon bastırma provaya müdahale eder, bu nedenle çoğu insan artikülatör bastırma ile uğraşırken hatırlama konusunda zorluk gösterir.

Sözlü gölgeleme ve yüz tanıma

Wickham & Swift tarafından yapılan bir çalışma, artikülatör bastırmanın sözlü gölgeleme ve yüz tanıma üzerindeki rolüne bakıyor. Sözlü gölgeleme, sunum ve test arasında bir yüzü sözlü olarak tanımlamanın yüzün tanımlanmasını bozabileceği olgusudur(Schooler ve Engstler-Schooler, 1990).Bu çalışma, sözlü kodlamanın yüz tanıma için ne kadar önemli olduğunu ve ayrıca bireyi fonolojik kod yerine görsel koduna güvenmeye zorlamak için artikülatör bastırmayı kullanarak sözlü gölgeleme ile nasıl etkileşime girdiğini görme amacıyla gerçekleşti. Katılımcılardan bir yüzü beş saniye boyunca dikkatlice incelemeyi içeren bir prosedürü gerçekleştirmeleri istendi. Bu beş saniye boyunca 'the' kelimesini tekrar ediyorlardı. Ardından, katılımcılara ya az önce gördükleri yüzün bir tanımını yapmaları için bir dakika verildi ya da dikkatlerini dağıtmak için tamamlamaları gereken bir bulmaca verildi. Ardından, katılımcılara çok benzer dokuz yüz ve hedef olarak kabul edilen ya da az önce inceledikleri bir yüz olan on yüz gösterildi. Bu prosedür her katılımcı için on iki kez tekrarlandı .Bunun araştırmanın doğrultusunda araştırmacılar, çalışmalarından birkaç ilginç sonuç buldular .İlk olarak, artikülasyon bastırma tanımlaması yapmayan katılımcıların kimlik tanıma puanlarını önemli ölçüde azalttığını, fakat tanımlama yapan katılımcılarda bu durumun geçerli olmadığını buldular. Bu, artikülatör bastırmanın, kişinin bir yüzü tanıma yeteneğini bozması nedeniyle yüz tanıma üzerinde bir etkisi olduğu anlamına gelir. Bu çalışma ayrıca, katılımcıların artikülasyon bastırma kullandıklarında, sözel gölgeleme etkisini yapamadıklarını bulmuştur. Bu, yüzlerin kodlanmasının ve sözlü gölgeleme etkisinin görsel koddan değil, sözlü koddaki bir sorundan kaynaklandığını düşündürür. Çünkü o yanıltıcı heceye sahip olmak, kişinin yüzü tanıma becerisini onu tarif etmekten alı koymadığı için, katılımcıların görsel olarak kodladıklarını değil, sözlü gölgeleme etkisini engelleyen ve yaratan sözel yönlerin bozulmasında sorun olmayacaktır.

Bu çalışmalardan, hafızanın anlaşılmasına ve geliştirilmesine yardımcı olmak için bu bilgilerin günlük yaşamda nasıl kullanılabileceği çıkarılabilir. Daha önce görüldüğü gibi, çalışmalar, bilginin provasını engelleyecek işitsel bilgi olmadığında bilginin en iyi şekilde kodlandığını göstermiştir. Bu, ders çalışırken müzik dinlemeyi seven öğrencilere veya bilgileri kodlamaya çalışan herkese yardımcı olabilir.İkinci çalışma, dili eşzamanlı olarak yorumlama yeteneğinin, bireylerin artikülatör baskılamanın etkilerini atlamasını sağlayabileceğini öne sürüyor.Belki araştırmacılar, çok dilli olmanın bu konuda yardımcı olup olmadığını veya bilgiyi belleğe kodlamalarını ve dolayısıyla birden çok dili öğrenmelerini ve daha sonra bunlar arasında kolayca bu diller arasında geçiş yapabilmelerini sağlayan bir beyin süreci olup olmadığını araştırabilirler. Son olarak, yüz tanıma ve tanımlama ile ilgili çalışma, artikülatör baskılamanın bireyin bilgiyi kodlama becerisine müdahale ettiği fikrini pekiştiriyor.

Görev değiştirme

Günlük hayatımızda, artikülatör baskılama, görevler arasında geçiş yapma yeteneğimizi etkileyebilir. Liefooghe, Vandierendonck, Muyllaert, Verbruggen ve Vanneste[9] tarafından yapılan bir çalışma, artikülatör baskılamanın görev değiştirme üzerindeki rolünü inceledi. Çalışmaları sırasında üç deney yaptılar. İlk deneyde, katılımcılardan kartları sıralamaları istendi ve görevi sessizce yapmaları ya da "de" kelimesini tekrar etmeleri istendi. Sonuçlar, eklemleyici baskılamanın, katılımcıların sıralama görevleri arasında ne kadar hızlı geçiş yaptığını etkilediğini gösterdi. Artikülatör baskı altında olan katılımcıların tepki süresi, olmayanlara göre arttı. Kalan iki deney de, artikülatör baskılamanın görev değiştirme üzerinde bir etkisi olduğunu gösteren sonuçlar aldı.

Saeki ve Saito'nun[10] çalışmasından elde edilen sonuçlar, artikülatör baskılamanın görev geçişi sırasında karıştırma maliyeti üzerindeki etkisinin, ancak fiili geçiş maliyetinin üzerinde olmadığı sonucuna varmıştır. Çalışmada katılımcıların sıralı görev kararları, sözlü temsilleri bakımından test edildi. Sonuçlar, sıralı görev kararlarında sözlü temsil kullanımının etkili olduğunu göstermiştir ki bu etkileşimin sebebi artikülatör baskı olabilir. Saeki, Saito ve Kawaguchi[11] üç eş zamanlı görev durumunun (kontrol, artikülatör baskılama ve dokunma) görev değiştirme üzerindeki etkilerini test etti. Çalışmalarından elde edilen sonuçlar, artikülatör baskılamanın kontrol ve dokunma koşullarına kıyasla daha büyük bir etkiye sahip olduğu sonucuna varmıştır.

Mevcut çalışmalardan, artikülatör baskılamanın görev değiştirme koşullarında yeteneği ve tepki süresini etkilediği görülebilir. Wallace, Silvers, Martin ve Kenworthy[12], otizmli bireylerin görevleri tamamlarken iç konuşma kullanıp kullanmadıklarını görmek için deneyler yaptılar. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar da, artikülatör baskılamanın görev değiştirme ve tamamlama üzerindeki etkisi hakkında bilgi sağlamıştır. İleride yapılacak çalışmalar, artikülatör baskılamanın belirli meslekler üzerindeki etkisine ve görev değiştirmedeki deneyimleri ile artikülatör baskılamanın etkisi arasındaki ilişkiyi inceleyebilir.

Yanlış anılar

Macé ve Caza[13] tarafından yapılan bir çalışma, anında yanlış hatırlama üzerinde artikülatör baskılamanın rolüne baktı. İlk deneyleri sırasında rastgele iki katılımcı grubu oluşturdular. Her iki gruptaki katılımcılardan bir kelime listesini kulaklık aracılığıyla dinlemeleri istendi; ve ikinci kelime listesini dinledikleri sırada her bir kelimeyi ilk listeden hatırlıyorlarsa "evet"i hatırlamıyorlarsa "hayır"ı işaret etmeleri istendi. Artikülatör baskılama grubundaki katılımcılara, her iki listeyi dinledikleri sırada da ikinci listeye yanıt verme tamamlanıncaya kadar 1'den 10'a kadar sayı saymaları talimatı verildi. Bu çalışmanın sonuçları, artikülatör baskılamanın, ikinci listedeki eşleşmeyen (birinci listede yer almayan) sözcüklerin yanlış hatırlanmasını artırdığını gösterdi.

Van Damme, Menten ve d'Ydewalle[14] tarafından yapılan güncel bir çalışma, artikülatör baskılamanın açık sahte bellek üzerindeki etkilerini inceledi. Çalışma, örtük ve doğru belleğe kıyasla açık belleğin etkilerini inceleyen bir deneyden oluşuyordu. Çalışmalarının sonuçları, bilgi kodlaması sırasında artikülatör baskılamanın örtük yanlış belleği azalttığını ve açık sahte belleği artırdığını gösterdi.

Bu çalışmaların her ikisinden elde edilen sonuçlar, artikülatör baskılamanın bilgiyi nasıl muhafaza ettiğimiz üzerinde etkisi olduğunu ve anıların yanlış hatırlanmasını artırdığını göstermektedir. İlerideki çalışmalar, bu etkinin görgü tanıklarının ifadelerine ve olayların hatırlanmasına nasıl katkıda bulunabileceğine bakabilir.

Çalışma belleği üzerindeki etkiler

Hayes ve Chenoweth[15] tarafından yapılan bir çalışma, artikülatör baskılamanın çalışan bellekteki rolüne bakıyor. Artikülatör baskılama koşulu grubu katılımcılarının metni kopyalarken bir tempo ölçer eşliğinde "tık" kelimesini yüksek sesle tekrar etmeleri istendi. Kontrol grubu, metni kopyalarken ayaklarını tempo ölçer eşliğinde vurdular. Çalışmanın sonuçları, artikülatör baskılama koşulundaki katılımcıların, yazma oranında önemli bir azalma ve düzeltilmemiş hata sayısında önemli bir artış olduğunu göstermiştir. Özetle, bu çalışma, artikülatör baskılamanın sözlü çalışma belleğini nasıl engellediğini göstermektedir.

Jalbert ve Saint-Aubin tarafından yapılan çalışmada, işleyen bellek hem fonolojik döngü hem de görsel-mekansal kopyalama ile çalışır.[16] Artikülatör baskılamanın görsel benzerlik hatırlama üzerindeki etkilerini zaman ve mekan açısından incelediler. Deneyleri, katılımcılardan daha önce sunulduğu gibi, bir dizi renkli kareyi uygun yerlerine yerleştirmelerini bekliyordu. Deney sırasında, artikülatör baskılama yaşayan katılımcılar, renkli karelerin yerini hatırlamada zorluk çekti.

Bu çalışmaların her ikisinden de elde edilen bilgiler, artikülatör baskılamanın görevleri yerine getirirken çalışan bellek üzerinde bir etkisi olduğunu göstermiştir. İlk çalışmada, artikülatör baskılamanın etkisi, katılımcıların çalışan hafızalarını kullanmalarını da gerektiren metin kopyalama görevinde görüldü. İkinci deneyde, katılımcılardan renkli karelerin yerlerini hatırlamak için görsel-mekansal kopyalama kullanmaları istendi, ancak artikülatör baskılama bu görevi yerine getirirken çalışan hafızalarının büyük bir kısmını kullandığı için katılımcılar engellendi.

İlgili Araştırma Makaleleri

Bellek ya da hafıza, yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücüdür.

Kısa süreli bellek, kısa bir süre için aktif, hazır bir durumda az miktarda bilgiyi işlemeden akılda tutma yetisidir. Örneğin, kısa süreli bellek, kısa bir süre önce söylenen bir telefon numarasını hatırlamak için kullanılabilir. Kısa süreli hafızanın süresinin saniyeler düzeyinde olduğuna inanılmaktadır. En çok bahsedilen kapasite, Miller'ın kendisinin figürün "bir şakadan biraz daha fazlası" olarak tasarlandığını belirtmesine rağmen, Büyülü Sayı Yedi, Artı veya Eksi İki' dir ve Cowan'ın (2001) daha gerçekçi bir figürün 4 ± 1 birim olduğuna dair kanıt sağlamıştır. Buna karşılık, uzun süreli bellek bilgileri süresiz olarak tutabilir.

Uzun süreli bellek ya da Uzun dönemli hafıza, iki depolama hafıza modeli teorisinin bir parçası olarak, öğeler arasındaki ilişkilerin depolandığı bellektir. Teoriye göre uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten farklı işlevlere sahiptir. Bu da kısa süreli belleğin 20 ila 30 saniye içerisindeki bilgileri çağırmasından farklı olarak, depolanmış bilgileri uzun sürelerde tekrar, tekrar çağırabilmesidir. Bu iki bellek arasında bir fark görünmüyor gibi olsa da, her ikisi bilgiyi farklı yer ve alanlarda depolamaları bağlamında modelleri farklıdır.

<span class="mw-page-title-main">Dikkat</span>

Dikkat, düşünceyi belli bir şey üstünde yoğunlaştırabilme gücü. Nesnel olarak, bütün duyumsal ya da belleğe yerleştirilmiş bilgilerden, daha sonra kullanmak için bir bölümünü seçmeyi gerektirir. Bir toplantıda konuşan çeşitli kişiler arasında yalnızca birini dinlerken bir resme bakarken şekilleri dikkate almaksızın yalnızca renklere yoğunlaşırken, kalabalıkta bir tanıdığı ararken ya da akıl bir problemi çözmeyi yoğunlaştırılırken, farklı verimlilik derecelerinde farklı dikkatler söz konusudur. Bireyin seçmek zorunda kalması algılamanın, düşünmenin ya da birçok şeyin aynı anda yapmanın bir sınırı olduğunu gösterir.Dikkat, bir bilginin belli öznel veya nesnel olarak dikkate alınan yönünü seçerek ona odaklanan, diğer bir taraftan o bilginin algılanabilen diğer yönlerini göz ardı eden davranışsal ve bilişsel süreçtir. Dikkat, sınırlı işlenen kaynakların paylaştırılmasıdır.

Psikolojide, Stroop etkisi, uyaranlardaki uyumsuzluk nedeniyle bir görevin reaksiyon süresinde gecikmenin meydana geldiği bilişsel etkileşimin bir göstergesidir.

Çalışma belleği, bellekte işlemlerin geçici olarak tutulduğu ve üzerlerinde değişikliklerin yapıldığı bellek bileşenidir.

Belleksel uydumculuk, sosyal yayılma teorisi olarak da bilinir, bir insanın bir anıyla ilgili anlatısının diğer bir insanın aynı anıyla ilgili anlatısını etkilemesi durumunu ifade eder. Bu karıştırma genellikle bireylerin gördükleri ya da deneyimledikleri şeyleri tartışmasıyla ortaya çıkar ve diğer bir insanın anlatısından etkilenmiş anıların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Belleksel uydumculuk hakkındaki çalışmalar telkine açıklığın önemli yasal ve sosyal çıkarımlarla birlikte birçok sonucu olduğunu gösterir. Bu, hafıza üstündeki pek çok sosyal etkileşimden biridir.

İstem dışı körlük, dikkatsiz körlük veya algısal körlük, hiçbir şekilde görme bozukluğu ya da görme kusuru ile ilişkilendirilmeyen psikolojik bir dikkat eksikliği. İstem dışı körlük bir bireyin normal bir görüşte beklenmedik uyarıcıyı (stimuli) fark edemediği olay olarak da tanımlanabilir. Biri için tüm uyarıcılara dikkat etmek imkânsız olduğunda sonuç olarak istem dışı körlük anlamına gelen oldukça belirgin ve beklenmedik nesneleri görememe durumu oluşur. Terim, Arien Mack ve Irvin Rock tarafından 1992’de bulunmuştur ve içeriğinde olayın buluşunu ve onu tanımlamak için yöntemleri anlatan 1998’de MIT Press tarafından yayımlanan kitaplarının adı olmuştur. İstem dışı körlük üzerine yapılan çalışma, olayın bilişsel bozukluktan bağımsız olarak her bireyde ortaya çıkabileceğini belirtmiştir.

Dikotik (ikili) dinleme, seçici dikkati ve işitme(duyma) sistemi içinde beyin fonksiyonunun lateralizasyonunu araştırmak için yaygın olarak kullanılan psikolojik bir testtir. Dikotik (ikili) dinleme testi bilişsel psikoloji ve sinirbilim alanlarında kullanılır.

Baddeley'in Çalışma Belleği Modeli, Alan Baddeley ve Graham Hitch tarafından 1974'te ileri sürülen, daha kesin bir birincil bellek modeli sunmak amacıyla önerilen bir insan belleği modelidir. Çalışma belleği, birincil belleği tek bir birleşik yapı olarak düşünmek yerine birden çok bileşene böler.

<span class="mw-page-title-main">Seri konum etkisi</span>

Seri konum etkisi, bir kişinin, bir serideki ilk ve son ögeleri en iyi; ortanca ögeleri en kötü hatırlama eğilimidir. Bu terim, Hermann Ebbinghaus tarafından kendi üzerine yaptığı çalışmalar ile oluşturulmuştur ve bu terim, hatırlama doğruluğunun, bir ögenin bir çalışma listesindeki konumunun bir fonksiyonu olarak değiştiği bulgusuna değinmektedir. Sırası fark etmeksizin listedeki ögelerin hatırlanması istenildiğinde, insanlar listenin sonundaki ögeleri hatırlamaya başlama eğilimindedir ve bu ögeleri en iyi şekilde hatırlarlar. Daha önceki liste ögeleri arasında, ilk birkaç öge, orta ögelerden daha sık hatırlanır.

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

Serbest hatırlama, belleğin psikolojik açıdan çalışılmasında kullanılan temel bir paradigmadır. Bu modelde, katılımcılar her bir denemedeki ögelerin bir listesini inceler ve ardından onlardan ögeleri herhangi bir sırada hatırlamaları istenir. Ögeler kişilere genellikle birer birer, kısa süreli olarak sunulur ve bu ögeler adlandırılabilen herhangi bir materyal grubundan seçilebilir. Hatırlama süresi tipik olarak birkaç dakika sürer ve sözlü veya yazılı hatırlamayı içerir. Standart model, listedeki son ögeden hemen sonra başlayan hatırlama süresini içerir; bu, gecikmiş serbest hatırlama (DFR) 'dan ayırt etmek için anında serbest hatırlama (IFR) olarak adlandırılabilir. Gecikmeli serbest hatırlama işleminde, listedeki son öge ile hatırlama sürecinin başlangıcı arasında dikkat dağıtıcı kısa bir süre yer alır. Bu bağlamda hem anında serbest hatırlama hem de gecikmeli serbest hatırlama, hatırlama testleri sırasında ortaya çıkan ilklik etkisi ve sonluk etkisi gibi belirli etkileri test etmek için kullanılmıştır.

Hazırlama etkisi, bir uyarana maruz kalmanın, bilinçli bir rehberlik ya da niyet olmaksızın bir sonraki uyarana tepkiyi etkilediği bir olgu. Örneğin, HEMŞİRE kelimesi DOKTOR sözcüğünü takip ederek EKMEK sözcüğünü takip etmekten daha çabuk tanınır. Hazırlama, algısal, çağrışımsal, tekrarlayıcı, pozitif, negatif, duyuşsal, anlamsal veya kavramsal olabilir. Bununla birlikte, araştırma henüz hazırlama etkilerinin süresini kesin olarak belirlememiştir, ancak başlangıcı neredeyse anlık olabilir.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Hafıza ve yaşlanma</span>

Bazen "normal yaşlanma" olarak tanımlanan yaşa bağlı hafıza kaybı, Alzheimer hastalığı gibi demans türleriyle ilişkili hafıza kaybından niteliksel olarak farklıdır ve farklı bir beyin mekanizmasına sahip olduğuna inanılır.

Duruma bağlı bellek veya duruma bağlı öğrenme, insanların fiziksel veya zihinsel durumlarının kodlama ve hatırlama zamanında aynı olması durumunda daha fazla bilgiyi hatırlamasıdır. Duruma bağlı bellek, hem sentetik bilinç durumları hem de ruh hali gibi organik bilinç durumlarında kullanımı açısından yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Duruma bağlı bellek, bağlama bağımlı belleğe oldukça benzer görünse de bağlama bağlı bellek, bireyin dış ortamını ve koşullarını içerirken; duruma bağlı bellek, bireyin içsel belleği ve koşulları için geçerlidir.

Öz-referans etkisi, insanların kendilerinin olayın içinde yer alıp almadıklarına bağlı olarak bilgiyi farklı şekilde kodlama eğilimidir. İnsanlardan kendileriyle ilgili olan bilgileri hatırlamaları istendiğinde, hatırlama ihtimalleri daha yüksektir.

İkili kodlama Teorisi, Bir biliş teorisi olan ikili kodlama teorisi Western Ontario Üniversitesinden Allan Paivio tarafından 1971 yılında öne sürülmüştür. Bu teoriyi geliştirirken Paivio zihinsel imaj oluşumunun öğrenmeye yardımcı olduğu fikrini kullanmıştır. Paivio’ya göre, bir kişinin öğrenilen materyalin derinine inmesinin iki yolu vardır: sözlü bağlantılar ve imaj. İkili kodlama teorisi duyusal imajın ve sözlü bilginin her ikisinin de bilgiyi temsil etmek için kullanıldığını varsayıyor. İmaj ve sözlü bilgi farklı şekillerde, her kanalda işlenen bilgi için ayrı temsiller yaratarak insan zihninde farklı kanallar yoluyla işleniyor. Bu temsilleri karşılayan zihinsel kodlar, doğrultusunda hareket edilebilecek, saklanabilecek ve daha sonra kullanılmak üzere erişilebilecek gelen bilgiyi düzenlemek için kullanılır. Hem imaj hem sözlü kodlar bilgiyi hatırlamada kullanılabilir. Örneğin, bir kişi “köpek” uyarıcı konseptini hem “köpek” kelimesi, hem de bir köpeğin imajı olarak kodluyor. Uyarıcının hatırlanması istediğinde kişi kelimeye ve imaja ayrı olarak ya da aynı zamanda erişebilir. Kelime hatırlandığında köpek imajı kaybolmamış olup hala başka bir zamanda erişilebilir olur. Bir uyarıcıyı iki farklı şekilde kodlama becerisi o öğeyi hatırlama ihtimalini sadece bir şekilde kodlanmış olmasına kıyasla artırır.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo