İçeriğe atla

Argumentum ad nauseam

Argumentum ad nauseam/Argumentum ad Infinitum (ya da sıklıkla sadece Ad nauseam), bir iddianın-argümanın aksi ispatlanamadığı için o iddianın doğru olduğunun savunulmasıdır. Latince bir safsatadır.[1][2] Türkçe yaklaşık karşılığı "bunaltana kadar" dır. Argumentum ad infinitum ("sonsuza kadar argüman") ile aynı safsatayı belirtir.

Bu tip safsatalar bir argümanın (genellikle farklı kişiler tarafından) çok defa tekrar edilmesi ile inandırıcılık oluşturulması şeklinde yapılır. İddia-argüman sahibi, her zaman iddiasını-argümanını ispatlama sorumluluğuna sahiptir. Aksi takdirde ortaya konulan argüman geçersiz sayılır. Hiç kimse, ispatı ortaya konmaksızın ileri sürülen bir argümanın yanlış olduğunu savunmak için, argümanın aksini ispatlamak yükümlülüğünde değildir. Carl Sagan'dan bir alıntı olarak “Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.” Ancak kanıt noksanlığı bir şeyi reddetmek için “yeterli” olmasa da, doğal olarak “geçerli” bir sebeptir. Daha açıklayıcı olarak: “Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir; ancak varlığın kanıtı hiç değildir!”

Bu safsata diğer safsatalar ile birlikte politikacılar tarafından sıkça kullanılır. Israrlı bir şekilde yapıldığında beyin yıkama ya da kandır (ıl)ma olarak da tanımlanabilir.

Örnek

Eskiden bilimin olmadığı yahut yeterince gelişmediği zamanlarda Dünya hakkında yapılan tartışmalardan biri olarak:

  • Dünya öküzün boynuzlarında, öküz kaplumbağanın sırtında, o kaplumbağa başka bir kaplumbağanın sırtında ve o kaplumbağa da başka bir kaplumbağanın sırtında. Böylece sonsuza kadar giden kaplumbağalar...

Başka bir tartışma; Tanrı:

  • Seni kim yarattı? Annem ve babam. Onları kim yarattı? Onların anne ve babası. En nihayetinde onları kim yarattı? Tanrı yarattı. Tanrı'yı kim yarattı? Başka bir Tanrı... görüleceği gibi söz konusu olan Tanrı argümanı için bir kanıta ihtiyaç var. Çünkü ortaya konan her kanıt kendisinin doğruluğu için de başka bir kanıta gereksinim duyuyor. Söz konusu olan bu tartışma için ana konu Tanrı olduğundan Tanrı'nın kanıtlanması yalnızca Tanrı'nın kendi kendisini aşikar, belirgin kılmasıyla olur. Sonuç olarak herhangi bir bilgi ve kanıt sağlayamayan bu mantıksal safsata din meselelerinde çok kullanılır.

“İspatlanmadan ileri sürülen bir argüman, ispatsız olarak çürütülebilir.” deyimi ile bu safsata kolayca tespit edilebilir.

Genellikle bu mantık hatası bir "şey"in varlığının iddiası üzerine olan tartışmalarda çıkar ve çoğu zaman da fark edilmemesi, tartışmaların gereksiz uzamasına sebep olur. Örneğin en başta Tanrı olmak üzere, Koca ayak, Tuz Gölü Canavarı, Loch Ness Canavarı gibi bir sürü canavar, Çupakabra gibi çoğaltılabilecek efsaneler, psişik güçler, astral seyahat, UFO'lar, astroloji, vb. bu mantık hatasının çok sık görüldüğü tartışma başlıklarıdır ve mantık hatası görülürse, aslında ortada tartışılacak hiçbir konunun olmadığı fark edilebilir.

Bu durum, matematikçi Bertrand Russell'ın şu meşhur örneği ile izah edilebilir: Eğer Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede Güneş’in etrafında dönen Çin seramiğinden bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün aksini kanıtlayamazdı...

Burada gösterilmek istenilen; böyle bir çaydanlığın var olduğunu ispatlama yükünün argüman sahibinin kendisinde olduğudur. Zira bilimin boş hipotezi, bir argümana yönelik kanıt bulunana kadar o argümanı yok saymamız gerektiğini söylemektedir.

Kaynakça

  1. ^ Ehrlich, Eugene (1985). Amo, Amas, Amat and More. New York: Harper & Row, Publishers. s. 25. 
  2. ^ "ad nauseam" definition 12 Aralık 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Dictionary.com

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Aristoteles</span> Antik Yunan filozofu (MÖ 384–322)

Aristoteles veya kısaca Aristo, Antik Yunanistan'da klasik dönem aralığında yaşamını sürdürmüş olan Yunan filozof, polimat ve bilgedir.

<span class="mw-page-title-main">Platon</span> Antik Yunan filozofu

Platon veya Eflatun, Antik Yunan filozofu ve bilgesi.

Ad hominem, argumentum ad hominem ya da kişi karalama safsatası; kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir reaksiyonun, belirli bir kişinin herhangi bir konudaki duruşu yerine şahsına yöneltilmesidir. Örneğin bir argümana cevap verirken, argümanı eleştirmekten ziyade, argümanı ortaya atan kişinin konuyla ilgisiz bir özelliğini gündeme getirerek fikirlerini çürütmeye çalışmaktır. Önerme yerine, önerme yapan kişi tartışma konusu edilerek iddialara karşı çıkmak yoluyla yapılır. Ad hominem, mantıksal bir safsata kabul edilir.

Safsata, bir düşünceyi ortaya koyarken ya da anlamaya çalışırken yapılan yanlış çıkarsamadır. Safsatalar ilk bakışta geçerli ve ikna edici gibi görülebilen fakat yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır.

Bu sayfa yalın bir şekilde yaygın kullanılan veya zaman içinde önemli bir konuma getirilmiş Latince deyişlerin listesidir. Bu deyişlerden bir kısmı Yunanca deyişlerin Latince çevirileridir, bunun en büyük nedeni Yunancanın Antik Roma'da retorik ve edebiyat gelişmeden çok önceleri retorik ve edebiyat açısından gelişmiş olmasıdır.

Tanrı'nın varlığıyla ilgili argümanlar filozoflar, teologlar ve diğer düşünürler tarafından öne sürülmüştür. Felsefi terminolojide, Tanrı'nın varlığı problemi, tanrı ontolojisinin bilgi kuramı ile ilgilidir. Bilgi kuramı, epistemoloji, bilgiye olan yaklaşımı, doğru bilgiye nasıl ulaşılacağını inceler. Ontolojiyse, varlık/yokluk konuları üzerindeki argümanlardan oluşur. Yani, tanrı ontolojisinin bilgi kuramı, Tanrı'nın var olup olmadığı konusunda nasıl akıl yürüteceğimiz üzerinedir.

<i>Petitio principii</i> Döngüsel Mantık Safsatası

Petitio principii, kalıplaşmış Latince bir terimdir. Döngüsel nedensellikten doğan safsatayı tanımlar. Bir sonuca neden olan şeyi, o sonucu ispatlamakta kullanma safsatasıdır. Safsatalarla doğru bilgi edinilemez ve bir yere varılamaz. Safsataya giren döngüsel akıl yürütmeler kendi kendilerini ürettikleri için, bir nevi kuyruğunu yakalamaya çalışan aptal bir tilki gibi olduklarından sağlıklı akıl yürütmeler değildirler.

Hiç veya Yok, kelime anlamıyla hiçbir varlığın olmadığını ifade eden bir işaret zamirdir. Yani olmayanı ama mutlak anlamda olmayanı işaret eder. Hiçlik veya Yokluk ise Hiç zamirinin hakim olduğu durumu ifade eder. Felsefi ve teknik olmayan günlük kullanım anlamında, Hiç veya Yok kelimesi varlıktaki bir eksiği ifade eder. Örneğin bardağımda hiç su yok gibi bir ifadede bardaktaki bir eksiklik anlatılmaktadır. Bu mutlak anlamdaki hiçlik / yokluk kavramından farklıdır. Mutlak anlamda yokluk ve hiçlik, suyun aslında hiç olmadığı, su diye bir varlığın yok olduğunu ifade etmektedir.

Varoluş, felsefe tarihi boyunca önem taşımış, her tür felsefi tartışmanın merkezinde yer almış felsefe kavramlarından biridir. Var olanların varlığını bildirir, öz'ün karşıtıdır, yani bir şeyin ne olduğunu değil var olduğunu bildirir. Salt bir var olma durumu olarak varoluş. Felsefe akımlarında ya da okullarında pek çok farklı anlamlarda kullanılıp değerlendirilmiştir. Örneğin skolastik felsefede varoluş, var olan her şeyin gerçekliğini bildirir. Daha dar ve doğa bilimsel anlamda ise varoluş, belirli bir bağlamda uzay-zaman boyutunda yer almak ya da şimdi ve burada var olmak anlamında belirtilir.

<span class="mw-page-title-main">Elealı Zenon</span> Paradokslarıyla tanınan antik Yunan filozofu

Elealı Zenon veya Zeno, Magna Graecia'nın Sokratik öncesi bir Yunan filozofu ve Parmenides tarafından kurulan Elea Okulu'nun bir üyesiydi. Aristo, onu diyalektiğin mucidi olarak adlandırdı. Bertrand Russell'ın "ölçülemez derecede incelikli ve derin" olarak tanımladığı paradokslarıyla tanınır.

Kritik rasyonalizm ya da Eleştirel rasyonalizm, Karl Popper tarafından “Bir ifadeye bilinelerden mantıken ulaşılamıyorsa yine de onu mantıken yanlışlamak mümkün olabilir.” temelinde geliştirilen epistemolojik bir felsefedir. Hume’u takiben Popper; zaten bilinenlere ekleyerek genişleten, spesifik gözlem bütünlerine dayanarak genel prensipler türeten, geniş genellemeler yapan, hükmünün doğruluğu öncülerinin kanıtlarına dayalı olarak ‘olası’ olan herhangi bir tümevarımsal muhakemeyi yani tümdengelimsel mantıktan daha fazla bilgi temin edebilen herhangi bir mantığı reddetti. Diğer bir deyişle eğer bir şeyi mantıken ileri süremiyorsak en azından mantıken yanlışlamaya çalışmalıyız. Bu da Popper'i yanlışlanabilirlik kriterine götürdü.

<span class="mw-page-title-main">Argüman</span> ikna etmeye çalışmak ya da sabitleştirmek veya gerçek bir sonuca varmak

Mantık ve felsefede argüman; sonuç ve onun doğruluk derecesini belirlemeye yönelik verilen öncüllerden kurulmuş bir dizi ifadedir. Bir argüman ifadelerden oluşur. Bunlardan biri sonuç, diğerleri sonucun doğruluğuna dayanak olarak verilen öncüllerdir. Herhangi bir düşünceyle karşılaştığımızda, o düşüncenin içerdiği esas iddiayı ileten ifade argümanın sonucu; onu destekleyen diğer tüm ifadeler argümanın öncülleridir. Bir argümanın doğal dildeki mantıksal formu, sembolik biçimsel dilde temsil edilebilir ve doğal dilden bağımsız şekilde, matematik ve bilgisayar bilimlerinde biçimsel olarak tanımlanmış argümanlar yapılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Euthyphron ikilemi</span> Platonun yarattığı, ahlakın kökeni üzerine etik problem

Euthyphron ikilemi ya da İlahi buyruk teorisi ilk kez Platon'un Euthyphron ile diyaloğunda ortaya atılmış olan felsefi ve teolojik problem. Kısaca "ahlaki davranışlar tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi tanrı tarafından emredilmiştir" şeklinde bir sorudan ibarettir ve 2400 yıldır din felsefesinin temel sorularından biri olmuştur. İkilem tek tanrılı dinlerdeki teolojik tartışmalarda küçük bir farklılıkla yeniden kurulmuştur. İkilemde ya birinci ya ikinci seçenek tercih edilmek zorunda kalınmış, Hristiyanlıkta Ockham ile Augustinus, İslamiyette de Eş'ariyye ve Mutezile akımları iki farklı ucu desteklemiştir. Din felsefesindeki bu tartışma bugün de canlılığını korumaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kötülük problemi</span> Gereksiz Acı Argümanında olduğu gibi Kötülüğün ve mutlak iyi olan Tanrının nasıl bağdaştığına ilişkin felsefi bir sorun

Epikür Paradoksu, din felsefesinde kötülük ile mutlak iyi olan bir Tanrı'nın varlığının nasıl bağdaştığı şeklindeki bir sorudur. Sorunu ilk olarak Epikür mantıksal bir formül ile ortaya koymuş, o zamandan beri de felsefe ile hiçbir ilişkisi olmayan kişilerden filozoflara kadar hemen herkesin zihnini meşgul etmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Üç Meleğin Mesajı</span>

Üç meleğin mesajı, Vahiy 14:6–12 ayetlerinde üç melek tarafından verildiği belirtilen mesajların bir yorumudur. Yedinci Gün Adventist Kilisesi bu mesajların dünyayı İsa Mesih’in ikinci gelişine hazırlamak için verildiğini öğretir ve bunları kendi misyonunun temel kısımlarından biri olarak görür.

Epistemoloji'de Kanıt yükümlülüğü anlaşmazlık durumunda olan bir tarafın anlaşmazlık durumundaki pozisyonuna dair hakli sebep gösterme zorunluluğudur.

Ateizme genel bir bakış ve güncel bir rehber olarak aşağıdaki ana hatlar verilmiştir:

Epistemolojide, fideizm, inancın akıldan bağımsız olduğunu veya akılla çatıştığını ve belirli gerçeklere ulaşmada akıldan üstün olduğunu savunan teori. Latince "inanç" anlamına gelen "fide" kelimesinden türetilmiştir.

Başarısız Hipotez Tanrı, bilim insanı Victor J. Stenger tarafından yazılan ve bir tanrının varlığına dair hiçbir kanıt olmadığını ve Tanrı'nın varlığının imkansız olmasa da, olanaksız olduğunu savunan 2007 New York Times Çok Satanlar kitabıdır.

Felsefede, Tanrı'nın yaratıcısı sorunu, Tanrı'nın var olduğu varsayımına dayanarak, Tanrı'nın varlığından sorumlu olan varsayımsal nedene ilişkin tartışmadır. Evrenin yaratıcısının da aynı kısıtlamalara sahip olması gerektiğini ileri sürerek, evrenin bir yaratıcı olmadan var olamayacağı önermesine karşı çıkar. Bu da, bir yaratıcının varsayılan her yeni yaratıcısının kendi yaratıcısına sahip olduğunun varsayıldığı sonsuz bir gerileme sorununa yol açabilir. Evren için gerekli bir ilk-neden açıklaması olarak bir yaratıcı tanrının teistik önermelerine yönelik ortak bir meydan okuma şu sorudur: "Tanrı'yı kim yarattı?"