İçeriğe atla

Akut lenfoblastik lösemi

Mikroskop altında ALL'nin tanımı

Akut lenfoblastik lösemi veya kısa ismi ile Akut lenfoid lösemi, halk arasında 'kan kanseri' olarak bilinen Lösemi'nin hızla gelişen (akut) en bilindik iki türünden biri. Tıpta kısa olarak 'ALL' olarak tanımlanır. Her lösemide olduğu gibi ALL'de de akyuvarlar'ın evriminin önceki aşaması olan Lenfoblast (AML'de Miyeloblast) Kemik iliği'de çoğalır ve kana karışır ve bölünme amaçlı bu hücre bölünmüş akyuvar, alyuvar ve trombositleri yok eder ve kişide enfeksiyon, kanama ve halsizlik oluşur. ALL genelde 18 yaşından küçük çocuklarda görülse de büyüklerde görülebilir. Akut Lenfoblastik Lösemi'ye yakalanmış kişilerin ilk şikayetleri; halsizlik, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, kolay kanama, ciltte morarmadır. ALL isminden de bilidiği üzere lenf bezlerini bozduğundan lenf bezlerinde şişme, bununla birlikte Karaciğer ve dalak'ta da şişmeler tanı koymak için birkaç şikayettir.[1]

ALL'nin çeşitleri

  • B hücreli ALL (B-ALL) - Hastaların %75'i bu tanıda olurlar
  • T hücreli ALL (T-ALL) - Hastaların %20'si bu tanıda olurlar
  • Burkitt ALL - Hastaların %5'i bu tanıda olurlar[2]

Tanısı

Öncelikle hastanın şikayetleri dinlenir sonra fiziksel muayene yapılır. Eğer şüphelenen şikayetlerin birçoğu varsa, hastaya kan tahlili yaptırılır. Kan değerlerinin durumuna göre karar verilir. Lökosit değeri çok fazlaysa, eritrosit ve Trombosit değerleriyse normalin altındaysa hasta kan hastalığı şüphesiyle hastaneye yatırılır. Hastaneye yatırılan hastaya kemik iliği biyopsisi yapılır ve hastalığın tam tanısı yapılır ve tedaviye başlanır. Akut Lenfoblastik Lösemi'de patolojik tanıdan sonra ilk yapılan test genetik testtir. Phyledelphia kromozumu pozitif çıkarsa, hastalığın genetik olduğu kesinleşir.[3]

Tedavisi

Akut Lenfoblastik Lösemi'nin tedavisi için 4 çeşit tedavi vardır:

ALL tanılı hastanın hastalığı öncesi kan sayma raporu

1. Kemoterapi - Tedavinin uzunluğu, süreci ve yan etkileri tamamen kişiden kişiye göre değişmektedir. Genellikle hematologlar belirli bir protokole göre tedaviyi sürdürüyorlar. Bu protokollere ek olarak da ilaçlar kullanabiliyorlar. Patoloji raporda hastanın tamamen kemoterapi mi yoksa kök hücre nakli mi gerektiği belli olur. Genellikle hastanın tedaviye cevabına ve gelecekte nüks (tekrarlama) riskine göre iki yol izlenir. Birincisi 8 kemoterapi yapmak, İkincisi ise 4 kemoterapi ile lenfoblast sayısının %0,01'in altına indirilerek uygun donör varsa Kök hücre nakli yapmak. Şu anda Türkiye başta olmakla dünyada da donör bekleyen milyonlarca insan vardır.[4]

Kemoterapi'yle tedavisi için belirli protokoller vardır ve tedavi bu protokellere uygun yürütülüyor. Gelişim olarak 4 aşamayla tedavi sonlandırılır.

  • Remisyon (iyileştirme) - Tedaviye başlandıktan sonra hastanın normal haline dönmesi sağlanır. Ancak tedavinin devamı getirilmezse, nüksetmesi olağandır.
  • Pekiştirme - Remisyon'un devamıdır ve kaç seans kemoterapi göreceği kişiye ve hastalığın durumuna göre değişir.
  • Merkezi sinir sistemine direkt ilaç verilmesi - Bu genellikle tedavi devam ederken yapılan tedavi metodudur. Özel aspirasyon iğnesiyle omur iliğe ilaç enjekte edilir ve böylece beyinin ve omurganın sinir sisteminde birikebilecek lenfoblast sayısını minimuma indirilmesi öngörülmekte
  • İdame - Hasta hastanede tedavisini bitirdikten sonra eve gönderilir ve 2-3 yıl hafif kemoterapi veya destek ilaçları almaya devam eder. Eğer 5 yıl içerisinde hastalık nüksetmezse, hasta iyileşmiş olarak düşünülmektedir.

2. Kök hücre nakli - Kök hücre naklinde ise uygun donör bulunması için öncelikle hastanın varsa kardeşleri teste tabi tutulur. Uyan kimse olmazsa, Uluslararası Kök Hücre Bankasından aranıyor. Kök hücre naklinin hastalığı büyük oranda iyileştirdiği kanıtlandı. Ancak her hastaya nakil önerilmiyor.

3. Radyasyon tedavisi - Bir başka tedavi yolu da Radyasyon tedavisidir. Radyasyon verilerek lenfoblastların öldürülmesi hedeflenmektedir.

4. Hedefe yönelik tedavi - Bazı ilaçlar vardır ki sadece ölü hücrelere etki eder, bunlar hedefe yönelik tedavi olarak adlandırılır. Phyladelphia kromosomu pozitif çıkarsa bu tedaviyi kullanılamayabilir.[5]

Yan etkiler

Her Lösemi hastası gibi ALL hastalarını da şiddetli yan etkiler rahatsız etmektedir. Özellikle kemoterapi zamanı ve kök hücre nakli sonrası oluşan şikayetler hastaları zorlamaktadır. Bu şikayetler genelde; mide bulantısı, kusma, ishal ya da kabızlık, en çok raslanan yan etkilerdir. Bu yan etkileri bertaraf etmek için ilaçlar verilmektedir. Lösemi hastalarının gelecekte çocuk sahibi olmaları için erkeklere kemoterapi öncesi sperm örneği alınarak dondurulması öneriliyor. Kemoterapi zamanı spermlerin büyük bir kısmı ciddi hasar görüyor. Kadınlarda löseminin doğuma etkisi nadirdir ama yine de lösemi türüne göre farklılık göstermek. Bazen hamileyken lösemi geçiren kadınlardan çocuklarına da hastalık bulaşabiliyor.[6]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ Lichtman MA, Beutler E, Kaushansky K, Kipps TJ, Seligsohn U, Prchal J, eds. Williams Hematology. 8th ed. New York, NY: McGraw Hill Professional; 2010. Chapter 93: Acute Lymphoblastic Leukemia.
  2. ^ Kamen B, Breitenbach K. The Pediatric Treatment Approach to Adult Acute Lymphocytic Leukemia: Perspectives for Oncology Nurses. Teleconference of the Leukemia & Lymphoma Society, Leukemia Education Series; November 19, 2009.
  3. ^ American Cancer Society.: Cancer Facts and Figures 2012. Atlanta, Ga: American Cancer Society, 2012 Last accessed January 5, 2012. Pui CH, Jeha S, New therapeutic strategies fort the treatment of acut lymphoblastic leukaemia. Nat Rev Drug Discov 6 (2): 149-65, 2007.
  4. ^ Swerdlow S., Campo E., Lee Haris N., Jaffe E.S., Pileri S., Stein H., Thiele J., Vardiman J.W., WHO classification of tumors of hematopoetic and lymphoid tissues 2008.
  5. ^ Greer j., Foerster j., Rodgers G., Paraskevas F., Glader B., Arber D.A., Means R., Wintrobe's Clinical Hematology 2009.
  6. ^ Isoda T, Ford AM, Tomizawa D, et al. (October 2009). "Immunologically silent cancer clone transmission from mother to offspring". Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 106 (42):

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Meme kanseri</span>

Meme kanseri, meme hücrelerinde başlayan kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Erkeklerde de görülmekle beraber, kadın vakaları erkek vakalarından 100 kat daha fazladır. 1970'lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanmaktadır ve bu artışa modern, Batılı yaşam tarzı sebep olarak gösterilmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı, dünyanın diğer bölgelerinde görülme sıklığından daha fazladır.

Hematoloji ya da kan bilimi. Tıbbın kan hastalıkları ile ilgili dalına verilen isim.

<span class="mw-page-title-main">Kanser</span> DNA hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması

Kanserler (Habis tümörler, Malign tümörler), genellikle sürekli ve hızlı büyüyen tümörlerdir. Kapsülleri yoktur, büyürken sınır tanımazlar, çevresindeki dokuların ve damarların içine girerler (invazyon, infiltratif büyüme). Sıklıkla metastaz yaparlar. Tedavi edilmeyen ya da tedavisi gecikmiş kanserler ölümcüldür.

<span class="mw-page-title-main">Lösemi</span> kemik iliğinde oluşan kan kanserleri

Lösemi, kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür.

<span class="mw-page-title-main">Kemik iliği</span>

Kemik iliği, büyük kemiklerin içinde, merkezde yer alan dokudur. Toplam vücut ağırlığının %4'ünü oluşturmaktadır. Bu da yetişkinlerde yaklaşık 2.6 kg'a denk gelmektedir.Yeni kan hücrelerinin periyodik olarak yaşam boyu üretildiği yerdir.

<span class="mw-page-title-main">Apandisit</span> körbağırsak üzerinde apandisin iltihaplanması

Apandisit, körbağırsak üzerinde apandisin iltihaplanmasıdır. İltihaplı apandisin kesilip çıkarılmasıyla tedavi edilir. Apandisitin belirtileri, lokalize edilemeyen yaygın karın ağrısı, iştahsızlık ve dışkılama dürtüsüdür. Ağrı 6-8 saat sonra karnın sağ alt kadranına geçer ve lokalize edilebilir.

Kemoterapi, "ilaçla (Sitotoksik) tedavi" anlamına gelmekle birlikte, daha çok kanser hücrelerini etkileyen kanser ilaçları kullanılarak yapılan tedavi için kullanılan terimdir. Bunun için kullanılan ilaçlara "antikanser" ilaçlar da denmektedir. Kemoterapi tedavisinde tek başına "antikanser" ilaçlar veya cerrahi ve radyoterapi ile birlikte uygulanabilir.

<span class="mw-page-title-main">Hastalığı modifiye eden antiromatizmal ilaç</span> birçok otoimmün hastalıkta hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için kullanılan ilaçlar

Hastalık modifiye eden antiromatizmal ilaç (DMARD) birçok otoimmün hastalıkta hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlar ilk olarak romatoid artrit tedavisi için üretilmişlerdir ama birçok başka hastalıkta da kullanılmaya başlamışlardır, bu hastalıklar arasında Crohn hastalığı, sistemik lupus eritematozus, idyopatik trombositopenik purpura (ITP), myasthenia gravis sayılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Kortikosteroid</span>

Kortikosteroid, böbrek üstü bezlerinde salgılanan bir steroid hormon türü ve bu hormonların sentetik analoglarına verilen addır. Glukokortikoid olan kortizon ile hidrokortizon kan şekeri seviyesi ve inflamasyon tepkisinde, mineralokortikoid olan aldosteron ise böbrek borucukları düzeyinde, su ve sodyumun geri emilimini ve potasyumun atılımını kolaylaştırarak su mineral dengesinde rol oynarlar.

Beyin sapı tümörü insanda çeşitli hayati fonksiyonları kontrol eden beynin alt tarafında bulunan ve iki yarıküreyi ve omuriliği birbirine bağlayan beyin sapında oluşan tümörlere verilen isimdir. Neredeyse sadece çocuklarda görülen bir tümör türüdür. Hastaların sadece dörtte biri yirmi yaşın üstündedir ve ender görülen bir hastalıktır. Amerika'da yılda 200-300 hasta bu hastalıkla teşhis edilmektedir. Hastaların ortalama yaşı 7-9 arasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Tretinoin</span> kimyasal bileşik

Tretinoin, all-trans retinoik asit (ATRA) olarak da bilinen, akne ve akut promyelositik löseminin tedavisi için kullanılan bir ilaçtır. Akne için cilde krem veya merhem olarak uygulanır. Lösemi için üç aya kadar ağızdan alınır.

<span class="mw-page-title-main">Kazanılmış saf kırmızı hücre aplazisi</span>

Saf kırmızı hücre aplazisi (PRCA), kemiklerin merkezindeki süngerimsi doku olan kemik iliğinin yeterli şekilde işlev göremediği ve anemiye neden olduğu nadir görülen bir kan üretimi bozukluğudur. Kırmızı kan hücreleri, tüm vücuda oksijen taşımaktan sorumludur.

<span class="mw-page-title-main">Myelodysplasia</span>

Miyelodisplastik sendrom (MDS), kemik iliğindeki olgunlaşmamış kan hücrelerinin olgunlaşmadığı, dolayısıyla sağlıklı kan hücrelerine dönüşmediği bir grup kanserden biridir. Erken dönemlerde tipik olarak hiçbir belirti görülmez. Daha sonra belirtiler arasında yorgunluk hissi, nefes darlığı, kanama bozuklukları, anemi veya sık görülen enfeksiyonlar yer alabilir. Bazı tipler akut miyeloid lösemiye dönüşebilir.

Moleküler onkoloji; tümörlerin moleküler düzeyde araştırıldığı ve kanser kimyası ile ilgilenen disiplinler arası bir daldır. Kanser riskinin öngörülmesinden kanserin tedavi edilmesine kadar birçok konuda önemli rol oynamaktadır.

Sitofosfamid, diğer isimleri arasında sitofosfan olarak da bilinir, kemoterapi olarak ve bağışıklık sistemini baskılamak için kullanılan bir ilaçtır. Kemoterapi olarak lenfoma, multipl miyelom, lösemi, yumurtalık kanseri, meme kanseri, küçük hücreli akciğer kanseri, nöroblastom ve sarkom tedavisinde kullanılır. Bir bağışıklık baskılayıcı olarak, diğer koşulların yanı sıra nefrotik sendrom, polianjiitli granülomatoz ve organ naklini takiben kullanılır. Ağız yoluyla veya damar içine enjeksiyon yoluyla alınır.

Mitoksantron bir antrasenedion antineoplastik ajandır.

İmmünsüpresyon, bağışıklık sisteminin aktivasyonunun veya etkinliğinin azalmasıdır. Bağışıklık sisteminin bazı bölümlerinin kendisinin, bağışıklık sisteminin diğer bölümleri üzerinde bağışıklık bastırıcı etkileri vardır ve bağışıklık bastırılması, diğer durumların tedavisine ters bir tepki olarak ortaya çıkabilir.

Berlin Hastası, 1998 yılında HIV tedavileri kesildikten sonra HIV viral yükünde uzun süreli "tedavi sonrası kontrol" sergilediği açıklanan Berlin, Almanya'dan kimliği bilinmeyen bir kişidir.

CHOP, yaygın olarak kullanılan bir kemoterapi rejimidir. Bu terim, dört farklı ilacın baş harflerinden oluşur: Cyclophosphamide (C), Hydroxydaunorubicin (H) (doksorubisin olarak da bilinir), Oncovin (O) (vinkristin olarak da bilinir) ve Prednizon (P). Bu ilaç kombinasyonu, özellikle lenfoma türlerinden biri olan non-Hodgkin lenfoma (NHL) tedavisinde sıklıkla kullanılır.

ABVD, Hodgkin lenfoma tedavisinde birinci basamakta kullanılan ve daha eski MOPP protokolünün yerini alan bir kemoterapi rejimidir. Aşağıdaki kemoterapi ilaçlarının eşzamanlı tedavisini içerir: