İçeriğe atla

Adenovirüs

Adenoviridae
Geçirimli elektron mikroskobu altında izlenen 2 Adenovirüs
Biyolojik sınıflandırma Bu sınıflandırmayı düzenle
(sırasız):Virus
Âlem:Bamfordvirae
Şube:Preplasmiviricota
Sınıf:Tectiliviricetes
Takım:Rowavirales
Familya:Adenoviridae
[1]
Adenoviridae
Genel özellikler
Büyüklük~(90-100 nm)
KonakMemeliler
Sınıflandırma
Baltimore sınıflandırması
Grup 11
UVTK sınıflandırması
FamilyaAdenoviridae
CinsAtadenovirus


Adenovirüsler, Adenoviridae ailesi, DNA genomu çift sarmallı olan ve ikosahedral bir nükleokapsid içeren orta büyüklükte ~(90-100 nm), zarfsız (dış lipid çift zar tabakası olmayan), hastalığa sebep olan virüslerdendir.[2][3]

Adenovirüsler ilk olarak 1953'te Wallace P. Rowe ve meslektaşları tarafından keşfedilmiştir. Bu virüsler ilk olarak Adenoid hücre kültüründen izole edildi. Adenoviridae ailesi altında tanımlandırlar.[2][3] 1962'de John Trentin ve meslektaşları, adenovirüs 12'nin bir laboratuvar ortamında hamsterlerde tümörlere neden olabileceği konusunda önemli bir keşif yaptılar.[2] Bu keşiften bu yana, adenovirüslerin insan kanserlerini indüklediğinden şüphelenildi, ancak insanlarda kesin olarak kansere neden olduğu kanıtlanamadı.[2] Adenovirüsleri içeren deneyler de moleküler biyolojiye önemli katkılar sağlamıştır.[2] En önemlisi, adenovirüsler bilim insanlarının haberci RNA eklemeyi anlamasına yardımcı olmuştur.[2] Bilim adamları, adenovirüsler tarafından üretilen mRNA'yı inceleyerek, bu transkriptlere gömülü intronların olduğunu fark etmişlerdir.[2]

Giriş

Adenovirüsler, insan ve hayvanların ortak patojenleridir.[4] Ayrıca, çeşitli türler yoğun araştırma konusu olmuştur ve memeli moleküler biyolojisinde araç olarak kullanılmaktadır.[2][4] İnsanları enfekte eden 49 tür dahil olmak üzere, serolojik olarak farklı 100'den fazla adenovirüs türü tanımlanmıştır.[4] Adenoviridae ailesi, memeli adenovirüsleri (mastadenovirüsler) ve kuş adenovirüsleri (aviadenovirüsler) olmak üzere iki cinse ayrılır. Adenovirüsler, ilk izole edildikleri insan adenoidlerinden sonra adlandırılmıştır.[2][4]

Birkaç adenovirüs, solunum ve konjunktival hastalıklara neden olabilir.[4] Ek olarak, birkaç insan adenovirüsü türü, yeni doğan hamsterlerde ve diğer kemirgenlerde farklılaşmamış sarkomları indükler ve belirli kemirgen ve insan hücre kültürlerini dönüştürebilir.[2][4] Şu anda adenovirüslerin insanlarda onkojenik olduğuna dair bir kanıt yoktur, ancak olması ihtimaller dahilinde tutulu[4] r.

Klinik bulgular

Adenovirüsler, yetişkin ve ergenlerde genellikle Akut solunum sıkıntısı sendromu hastalığına, nadiren pnömoniye, akut foliküler konjunktivite, epidemik keratokonjunktivite, sistite ve bazen gastroenterite neden olurlar.[4] Gözlerde ve sıklıkla bölgesel lenf düğümlerinde mukoza enfeksiyonları ya da nezle belirtileri ile önemli ölçüde benzerlik gösterir.[2][3] Bebeklerde ise farenjit ve faringeal konjunktival ateş ile göründükleri tespit edilmiştir.[4] İnsanlarda çoğunlukla hedef solunum sistemidir ve bulgular da bu yöndedir kesin teşhis için antikor titrelerindeki artış ve virüs izolasyonu ile doğrulanır.[4]

Konak kişinin savunma sistemi

Çoğu ergen ve yetişkin, dolaşımda olan nötralize edici antikorlara sahiptir ve bağışıklık yaygındır.[4] Sitotoksik T lenfositleri, adenovirüs ile enfekte olmuş hücreleri yok eder. Adolesanlarda ve yetişkinlerde dolaşımdaki nötralize edici antikorların yüksek prevalansı, adenovirüs enfeksiyonlarına karşı yaygın bağışıklığa katkıda bulunur.[4] Sitotoksik T lenfositleri ayrıca adenovirüs ile enfekte olmuş hücreleri tanır ve yok eder.[4] İnterferon, İn vitro olarak adenovirüsler tarafından indüklenir, ancak belki de mRNA'nın işlevi nedeniyle birçok adenovirüs tipini inhibe edemez.[4] Bununla birlikte, birkaç ön çalışmada interferonun adenovirüs konjunktivit tedavisinde etkili olduğu bildirilmiştir.[4]

Ayrıca bakınız

Solunum sistemi

Biyoloji

Lenfatik sistem

Lenf nodu

• Otoimmün

Lenfosit

Virüs

RNA

RNA virüsleri

DNA

Kaynakça

  1. ^ "Virus Taxonomy: 2019 Release". talk.ictvonline.org. International Committee on Taxonomy of Viruses. Erişim tarihi: 1 May 2020. 
  2. ^ a b c d e f g h i j k "Untitled Document". web.stanford.edu. 13 Ekim 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Kasım 2020. 
  3. ^ a b c "Adenovirus | virus". Encyclopedia Britannica (İngilizce). 7 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Kasım 2020. 
  4. ^ a b c d e f g h i j k l m n o Doerfler, Walter (1996), Baron, Samuel (Ed.), "Adenoviruses", Medical Microbiology, 4th, Galveston (TX): University of Texas Medical Branch at Galveston, ISBN 978-0-9631172-1-2, PMID 21413345, 12 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 27 Kasım 2020 

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Aşırı duyarlılık</span> Tıbbi durum

Aşırı duyarlılık reaksiyonları, bağışıklık sistemi işlevlerinin kendi dokularına zarar verecek (patolojik) düzeylere ulaştığı olgular için yapılan bir tanımlamadır. Bağışıklık sistemi, organizmayı yabancı antijenlerden korumaya yönelik bir dizi işlev için kurgulanmıştır. Örneğin, bir birey daha önce karşılaştığı bir antijenle ikinci kez karşılaştığında, bu antijene karşı gerekenden çok daha güçlü immun yanıtlar meydana verelebilir. Doku zarar­larına neden olan bu yanıtlara aşırı duyarlılık reaksiyonları adı verilir. Aşırıduyarlılık reaksiyonlarının 2 ana grubu vardır:

<span class="mw-page-title-main">Lenfosit</span> akyuvar tipi

Lenfosit, bir lökosit (akyuvar) tipidir. Kanda dolaşan lökositlerin yaklaşık olarak yarısını oluştururlar. Pluripotansiyel kök hücrelerden (hemositoblast) ürerler. Kanda dolaşan lenfositler, alyuvarlardan biraz büyükçe oldukları halde yine de küçük hücre grubuna girerler. Ayrıca lenfosit bir bağ doku hücresidir. Perifer dolaşımda bulunan lenfosit alt grupları kabaca T, B ve NK hücreler olarak sınıflandırılabilir. Kanda dolaşan lenfositlerin ortalama %80'ini T hücre, %10'unu B hücre geri kalan %10'unu ise NK hücreler oluşturmaktadır. Bu oranlar hücrelerin alındığı dokuya göre değişebilmektedir. Timusta hücrelerin nerede ise %90'ı T hücre iken dalak ve lenf düğümünde %30-40 oranında T hücre görülmekte, B hücreler daha baskın oranda (%60-70) izlenmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Lupus</span>

Lupus, teknik adıyla Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) veya Yaygın Lupus Kızarıklığı, Otoimmun, Kelebek Hastalığı kökenli multisistem hastalıklarının en sık görülen tipik örneğidir. Lupus sözcüğü, Latincede “kurt” anlamında olup ciltte çıkan yaraların yıkıcı özelliğini ifade eder. 1872 yılında Kaposi, hastalığın sadece cildi değil vücudun değişik organlarını etkileyen bir hastalık olduğunu fark etmiştir. Otoimmun antikorların büyük bölümü ANA niteliğindedir. Sessizce gelişebilir ya da akut olarak başlar. Ateşli ataklar biçiminde alevlenmeler gösterir. Organizmanın tümünü etkileyebilir, ancak deri, eklemler, böbrekler ve seröz zarlar zarar gören başlıca dokulardır.

<span class="mw-page-title-main">T hücresi</span>

T hücreleri, lenfositlerin bir alt kümesini oluşturur ve bağışıklık yanıtında önemli bir yere sahiptir. 'T' kısaltması timüsden gelmektedir ki timüs bu hücrelerin son olgunlaşma evrelerinin geçtiği organdır.

<span class="mw-page-title-main">Bağışıklık sistemi</span> canlılarda hastalıklara karşı koruma sağlayan biyolojik savunma sistemi bütünü

Bağışıklık sistemi, bir canlıdaki hastalıklara karşı koruma yapan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden işleyişlerin toplamıdır. Sistem, canlı vücudunda geniş bir çeşitlilikte, virüslerden parazitik solucanlara, vücuda giren veya vücutla temasta bulunan her yabancı maddeye kadar tarama yapar ve onları, canlının sağlıklı vücut hücrelerinden ve dokularından ayırt eder. Bağışıklık sistemi, çok benzer özellikteki maddeleri bile birbirinden ayırabilir, örneğin; bir amino asidi farklı olan proteinleri bile birbirinden ayırabilecek özelliğe sahiptir. Bu ayrım, patojenlerin konak canlıdaki savunma sistemine rağmen enfeksiyon yapmaları için yeni yollar bulmalarına, bazı uyumlar sağlamalarına neden olacak kadar karmaşıktır. Bu mücadelede hayatta kalmak için patojenleri tanıyan ve onları etkisizleştiren bazı mekanizmalar gelişmiştir. Doğadaki tüm canlılar kendilerinden olmayan doku, hücre ve moleküllere karşı savunma sistemlerine sahiptirler. Hatta bakteriler gibi basit tek hücreli canlılarda da onları viral enfeksiyonlara karşı koruyan enzim sistemleri bulunur. Yüksek canlılardaysa çok daha karmaşık bir bağışıklık sistemi vardır. Omurgalılarda bağışıklık sistemi özel işlevlere sahip çok sayıda farklı hücre ve molekül içermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Virüs</span> canlı ve ya cansız arası mikroskobik enfeksiyon etkeni

Virüs, sadece canlı hücreleri enfekte edebilen ve böylece replike olabilen mikroskobik enfeksiyon etkenleri. Virüsler; hayvanlardan ve bitkilerden, bakterilerin ve arkelerin de içinde bulunduğu mikroorganizmalara kadar her türlü canlı şekillerine bulaşabilirler.

<span class="mw-page-title-main">Kaposi sarkomu</span>

Kaposi sarkomu, insan herpes virüsü 8 (HHV8) olarak da bilinen Kaposi sarkomu herpes virüsünün (KSHV) neden olduğu bir damar tümörüdür. İlk defa 1872'de Macar dermatolog Moritz Kaposi tarafından tanımlanmıştır. 1980'lerde HIV/AIDS'in Batı dünyasında da yayılmaya başlamasıyla birlikte görülme sıklığı da artmıştır. Etkeni olan virüs (KSHV) ise 1994'te tanımlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Edinilmiş bağışıklık sistemi</span> Özelleşmiş, sistemik hücreler ve süreçlerden oluşan bağışıklık sistemi alt sistemi

Edinilmiş bağışıklık sistemi ya da Edinilmiş bağışıklık ya da Akkiz (acquired) immunite yüksek oranda özelleşmiş bütün sisteme etki edebilen hücreler ve patojenik mücadeleleri ortaya çıkaran süreçlerle düzenlenen bağışıklık sistemi çeşididir.

Antijen sunumu, vücuttaki bağışıklık sisteminin, makrofajlar, dendritik hücreler ve diğer hücre çeşitleriyle antijenleri yakalama ve onları T-hücreleri ile tanımlama sürecidir. Edinilmiş bağışıklık sisteminin temelleri, bağışıklık sistemi hücrelerinin kendi hücreleri ile enfektöz patojenleri tanıması arasındaki kapasitede yatar.

<span class="mw-page-title-main">Agranülosit</span>

Agranulositler, beyaz kan hücrelerinin, sitoplazmalarının granül içermemesiyle karakterize alt birimleridir.

<span class="mw-page-title-main">Lenfadenopati</span> lenf düğümü hastalıkları

Lenfadenopati' veya adenopati, lenf düğüm'lerinin büyüklük veya kıvam açısından anormal olduğu bir lenfatik hastalık tır. İltihaplanma tipi lenfadenopatisi şişmiş veya genişlemiş lenf düğümleri üretiği lenfadenittir. Klinik uygulamada, lenfadenopati ve lenfadenit arasındaki ayrım nadiren yapılır ve kelimeler genellikle eş anlamlıdır. Lenfatik damarların iltihaplanmasına lenfanjit denir.

Viral vektör, moleküler biyologlar tarafından hücre içine genetik malzeme ulaştırmak için kullanılan bir araçtır. Bu işlem canlı organizmanın içinde veya hücre kültüründe yapılabilir. Virüsler, enfekte ettikleri hücrelerin içine genomlarını verimli şekilde taşımak için özelleşmiş moleküler mekanizmalar evrimleştirmiştir. Bir virüs tarafından genlerin aktarımı transdüksiyon olarak adlandırılır, bu yolla enfekte olmuş hücrelerin de transdüklenmiş olduğu söylenir. Moleküler biyologlar bu mekanizmayı ilk defa 1970'lerde kontrol altına almayı becermiştir. Paul Berg bakteriyofaj lambda DNA'sı içeren değiştirilmiş bir SV40 virüsü kullanarak kültürlenmiş maymun böbrek hücrelerini enfekte etmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Baltimor sınıflandırması</span>

Baltimor sınıflandırması, David Baltimore tarafından geliştirilmiştir. Virüs ailelerini genom türlerine ve replikasyon yöntemlerine bağlı olarak gruplara bölen bir virüs sınıflandırma sistemidir.

Genetik madde olarak DNA bulunduran ve replikasyon için DNA'ya bağımlı DNA polimeraz enzimine gereksinim duyan virüslerdir. Nükleik asitleri genellikle çift iplikçikli DNA yapısındadır (çiDNA) ancak tek iplikçikli DNA yapısında olanlar da mevcuttur (tiDNA). DNA virüsleri Baltimor sınıflandırma sisteminde I. Grup ya da II. Grup üyeleridir. Tek iplikçikli DNA'lar genellikle enfekte hücrede çift iplikçikli yapıya dönüştürülür. Hepatit B virüsünü de içeren VII. Grup virüsleri DNA genomuna sahip olmalarına rağmen Baltimor sınıflandırmasında DNA virüslerinden ayrı bir sınıfta yer almışlardır, bunun nedeni bu virüslerin ters transkripsiyon yapan virüs olması ve RNA aracılı replikasyon yapmasıdır. DNA virüsleri çiçek hastalığı, herpesvirüs hastalıkları ve su çiçeği gibi önemli hastalıklara neden olabilmektedirler.

<span class="mw-page-title-main">Virüs replikasyonu</span> Enfeksiyon süreci sırasında biyolojik virüslerin oluşumu

Viral replikasyon biyolojik virüslerin konak hücrelerde kopyalanması işlemidir. Viral replikasyon sürecinin başlaması için virüsün konak hücreye girmesi gerekmektedir. Virüs açısından viral replikasyonun amacı, kendini kopya ederek türünün üretimini ve yeni konak hücrelere girerek hayatta kalmasını sağlamaktır. Replikasyon, virüsün genom yapısına ve barındırdığı kor proteinlerine göre önemli farklılıklar gösterebilir. Birçok RNA virüsü sitoplazmada gelişirken, birçok DNA virüsü çekirdeğe bağlanır. "

<span class="mw-page-title-main">SARS-CoV</span>

Şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüsü veya kısaca SARS-CoV, koronavirüslerin bir türüdür. İnsanları ve diğer memelileri enfekte etmektedir. İnsanda şiddetli akut solunum yolu sendromuna yol açar. Kendisi zarflı, pozitif anlamda tek sarmallı bir RNA virüsüdür.

<span class="mw-page-title-main">Hepatit B</span> İnsan viral enfeksiyonu

Hepatit B hastalığı (sarılık), karaciğeri etkileyen hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır ve bir tür viral hepatittir. Hem akut hem de kronik enfeksiyona neden olabilir. Virüs bulaştıktan sonra hastalık bulgularını yaratması, sonrasında iyileşmesi ve virüse ait vücutta bir iz kalmaması akut enfeksiyon iken, virüsün karaciğer hücrelerine yerleşerek orada uzun süreli bulunması ve çoğalması ise kronik enfeksiyondur.

<span class="mw-page-title-main">Hepatit D</span>

Hepatit D, hem viroid hem de virüsoid ile benzerlikler paylaşan küçük, küresel zarflı bir partikül olan hepatit delta virüsünün (HDV) neden olduğu bir viral hepatittir HDV, bilinen beş hepatit virüsünden biridir: A, B, C, D ve E. HDV, yalnızca hepatit B virüsü (HBV) varlığında yayılabildiği için bir uydu virüs olarak kabul edilir. HDV bulaşı eş zamanlı olarak HBV enfeksiyonu yoluyla gerçekleşebilir (birlikte-enfeksiyon) ya da kronik hepatit B veya hepatit B taşıyıcılığında sonradan gelişebilir.

<span class="mw-page-title-main">Enfeksiyöz mononükleoz</span>

Glandüler ateş olarak da bilinen enfeksiyöz mononükleoz, genellikle Epstein-Barr virüsünün (EBV) neden olduğu bir enfeksiyondur. Çoğu insan, hastalık çok az semptom gösterdiğinde veya hiç semptom göstermediğinde, çocukken virüs tarafından enfekte olur. Genç erişkinlerde hastalık genellikle ateş, boğaz ağrısı, boyundaki lenf düğümlerinde büyüme ve yorgunluk ile sonuçlanır. Çoğu insan iki ila dört hafta içinde iyileşir; ancak, yorgun hissetmek aylarca sürebilir. Karaciğer veya dalak da şişebilir ve vakaların yüzde birinden daha azında dalak yırtılması meydana gelebilir.

<i>Kedi immün yetmezlik virüsü</i>

Kedi immün yetmezlik virüsü (FIV) dünya'da kedileri etkileyen bir Lentivirüs 'tür ve kedigillerin %2,5 ila %4,4'üne bulaşır. FIV, diğer iki kedi retrovirüsünden, kedi lösemi virüsünden (FeLV) ve kedi köpüklü virüsten (FFV) taksonomik olarak farklıdır ve insan bağışıklık yetmezlik virüsü (HIV) ile daha yakından ilişkilidir. FIV içinde, viral zarf (env) veya polimeraz (pol) için kodlama yapan nükleotid dizi farklılıklarına dayalı olarak beş alt tip tanımlanmıştır. FIV, AIDS benzeri bir sendroma neden olan tek primat olmayan lentivirüstür, ancak FIV, hastalığın taşıyıcıları ve aktarıcıları olarak uzun yıllar nispeten sağlıklı yaşayabildikleri için kediler için genellikle ölümcül değildir. Etkinliği belirsizliğini korusa da bir aşısı vardır. Kediler aşılamadan sonra FIV antikorları için pozitif test yapacaktır.