İçeriğe atla

Âşık Şem-î

Âşık Şem-î, Ahmed ya da Konyalı Şem-î (1783-1839) Türk âşıktır. 1930 - 1839 seneleri arasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Konya belediye başkanı olarak görev yapmıştır.[1]

Yaşamı

Şem-î'nin Konya'da bulunan mezarı

1783 yılında Konya'da doğdu. Tam olarak doğum ve ölüm tarihi bilinmemektedir. Düzenli bir eğitim almamasına rağmen kültür ve sanattan uzak kalmadı, sanatın ön planda olduğu ortamlarda yetişti. Öğrencisi Silleli Sürûrî'den okuma yazma eğitimi aldı. Şiire olan yeteneğinden ötürü kendisine "Şem-î" (çevresini aydınlatan) mahlası tevdi edildi. Baba mesleği olan helvacılığı öğrenmesine rağmen bu işle ilgilenmedi. Gençlik yaşamını düzensiz bir şekilde geçirdi. Konya’da âşıkların gittiği ve burada âşıklığı öğrendiği Türbe ve Ayakçı isimli kahvehanelerde bulundu.[2] Âşıklığı burada öğrendi. Âşık Dertli, Şem-î'nin şiire olan yeteneğini fark etti ve onunla ilgilenmeye başladı. Bu vesileyle Şem-î aşıklıkta kendini geliştirmeye başladı. Kahvehanede söylediği şiirler, muammalar ve atışmalar ile meşhur oldu. Aralarına Silleli Sürûrî'nin de dahil olmasıyla kahvehanenin ünü arttı ve Konyalıların uğrak merkezi haline geldi. Mehmed Hemdem Said Çelebi'nin dikkatini çektiler ve ardından kahvehane yıkıldı. Geniş ve ferah bir kahvehane binası inşa edildi, çalışmalarına burada devam ettiler. Şem-î İstanbul'a giderek dönemin padişahı III. Selim'e de sanatını tanıtma fırsatı buldu.[3]

Ardından ünü Osmanlı'nın başkenti olan İstanbul'da arttı, saraydaki saz meclislerini idare edecek deneyime ulaşması kendisine gösterilen alakayı arttırdı. Padişahın İstanbul'da kalma teklifini reddetti. Daha sonra Konya'da çarşı ağası oldu. Bu görevle birlikte itibarı yükselen Şem-î su memuru olarak da görev aldı. Esnafın işlerinin kolaylaştırılmasında onlara yardımcı oldu. Yaşlanmasıyla beraber bu işten ayrıldı ve 1839 yılında öldü. Mezarı Konya'da Mevlana Türbesi'nin kenarındaki kaldırımların ortasında bulunmaktadır.[4]

Sanatı

Şem-î şiirlerini Mevlana ve onun oğluna atfetti. Türk âşık geleneğinde önemli bir yeri olan Şem-î'nin tespit edilen yaklaşık 200 adet şiiri bulunmaktadır. Aruz ve hece ölçülerini kullanmış, gazel, divan, kalenderî, koşma, semâi ve destan türlerinde eserler vermiştir. Eserlerinin konusunda İslam, peygamber, aşk, Konya'nın tabiatı gibi unsurlar yer almaktadır. Şiirlerinde Âşık Ömer'in etkisi hissedilmektedir. Eserlerinde din ve tasavvuf konularına önem vermiş, ağır ve süslü bir dil kullanmıştır. Eserlerinde koşma ve murabba biçimini kullanmış, semaiyi hiç kullanmamıştır. Eserlerinde ölçü, kafiye ve durak kusurları fazlaca görülmektedir. Şem‘î’nin divanı (Dîvân-ı Şem‘î), İstanbul’da 1870 yayımlanmıştır.[5]

Kaynakça

  1. ^ "Konya Büyükşehir Belediyesi - Önceki başkanlar". Konya BŞB. 4 Ocak 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Ağustos 2024. 
  2. ^ Sözlüğü, Türk Edebiyatı İsimler. "ŞEM'Î, Ahmed". teis.yesevi.edu.tr. 11 Temmuz 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2024. 
  3. ^ "Konyapedia". www.konyapedia.com. 11 Temmuz 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2024. 
  4. ^ "Biri kaldırımda biri asfalt altında". Yeni Meram. 5 Mayıs 2021. 11 Temmuz 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2024. 
  5. ^ "ŞEM'Î, Konyalı". TDV İslâm Ansiklopedisi. 11 Temmuz 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Temmuz 2024. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Beş Hececiler, I. Meşrutiyet'ten sonra hece vezniyle ve konuşulan halk diliyle, Millî Edebiyat akımının görüşleri doğrultusunda şiir yazan beş şairin Türk edebiyatındaki genel adıdır.

Türklerin Anadolu'ya geldikten sonra edebiyatları iki gruba ayrılmıştır. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen aydınların oluşturduğu "Yüksek Zümre Edebiyatı" ve İslam öncesinden gelen sözlü bir "Halk Edebiyatı". Anadolu'ya göç eden Türkler arasında aynı ayrım devam etti. Medrese eğitimi gören aydın kesim Arap ve Fars edebiyatlarının tesirini devam ettirirken, halk yine saz şairleri aracılığıyla halk edebiyatını devam ettirdi. Dolayısı ile Anadolu Türk Edebiyatı iki grupta incelenmektedir. Bu gruplardan biri halk edebiyatıdır.

<span class="mw-page-title-main">Seyrânî</span> Taşlamalarıyla ünlü ozan

Âşık Seyrani, Türk halk ozanı.

<span class="mw-page-title-main">Koşma (edebiyat)</span>

Koşma, coşturucu duyguların dile getirildiği, İslamiyet öncesinde yazılan koşuk türünün bir devamı olan ladinî (dinî olmayan) Türk halk edebiyatı nazım biçimi. Koşmalar genellikle 11'li hece ölçüsü ile söylenir, en az 3 en çok 12 dörtlükten oluşur. Türk halk edebiyatının en çok kullanılan nazım şekli olan koşma, halk ozanları tarafından geliştirilmiş bir nazım şeklidir. Bu nazım biçimi Türk Dil Kurumu tarafından:

Âşık halk edebiyatı, halk diliyle ve hece vezniyle meydana getirilen, saz eşliğinde söylenen şiirlerden oluşan geleneksel Türk edebiyatı dalıdır. âşıkların oluşturduğu eserlerin bütününe verilen isimdir.Halk edebiyatı içerisinde yer alır. Anonim ürünlerin dışında kalan şiirlerin oluşturduğu edebi ürünler toplamıdır. Kimi âşıkların başından geçen ve yaygınlaşıp ünlenen hikâyeler de âşık edebiyatı içinde incelenir.

<span class="mw-page-title-main">Murat Çobanoğlu</span> Halk ozanı

Murat Çobanoğlu, Türk halk ozanı.

Hâfız Post, Klasik Türk musikisi bestekârı olup, asıl adı Mehmet'tir. "Post" lâkabının kendisine, vücudunun çok kıllı olmasından dolayı verildiğine dair bir rivayet vardır. Sultan IV. Mehmed döneminin klâsik Türk büyük müzik ustalarındandır. Saray'da yapılan fasıllara sazı ve sesi ile katılmış, bütün çağdaşları gibi Selim Giray Han'dan yardım ve ilgi görmüş, bu sanatsever devlet adamının düzenlediği edebiyat ve müzik toplantılarına katılarak sanatçı kişiliğinin gelişmesini sağlamıştır. Gençliğinde resmî görev almamış, son zamanlarına Divan hocaları zümresine katılmış, daha sonra Bîrun Kâğıt Eminliği'ne getirilmiştir. Hafız Post 1694 yılında vefat ederek Karacaahmet Mezarlığı'nda, Divan şairi Nabi'nin mezarının yanı başında toprağa verildi. Ölümüne o dönem şairlerince anısına beyitler yazılmıştır.
Fenni, "Çergehte eyleyüb âhır karar/ Postu şîr-i ecel çâk eyledi", Itrî ise: "Dedi Itrî Hâfız'a mevâ ola ya Rab cinan" demiştir.

<span class="mw-page-title-main">Âşık Alesker</span>

Âşık Alesker, 19. yüzyıl Azerbaycan saz üstadlarının en önemli temsilcisi, Azerbaycan aşık edebiyatının klasiklerinden biridir.

Erzurumlu Emrah, Türk halk şairi. Anadolu'da üzerinde geçici olarak Sivas ve Kastamonu'da uzun süre kaldığı, Dertli'yi koruyan Alişan Bey'e sığındığı, bir ara Sinop ve İstanbul'a gittiği söylenir. Medrese öğrenimi gördüğü için klasik şiire yönelmiş, Fuzûlî, Baki, Nedim gibi usta bildiklerini örnek almış, Nakşibendilik'in Halidi koluna bağlı olduğu için tasavvuf öğelerini şiirine katmış, koşmalarında Karacaoğlan'ı, kimi zaman da Aşık Ömer ve Gevheri'yi izlemiştir. Aşık geleneğine bağlı kaldığı koşmalarında ustaca bir söyleyişe ulaştığı, yerli zevki dile getirdiği görülür.

<span class="mw-page-title-main">Buhûrîzâde Mustafa Itrî</span>

Buhûrîzâde Mustafa Itrî, Türk bestekâr, şair ve hattat. Bestelediği 400 civarında eser arasından günümüze sadece yirmi kadarı gelebilmiş olsa da, Klasik Türk Musikisi’nin en büyük bestekârlarından biri olarak kabul edilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Davut Sulari</span>

Davut Sularî, gerçek adıyla Davut Ağbaba,, Türk halk müziği sanatçısı ve âşık.

<span class="mw-page-title-main">Kahvehane</span>

Kahvehane veya kıraathane; kahve ve çay yanı sıra çeşitli meşrubatların ve nargile gibi tütün ürünlerinin servis yapıldığı, masa oyunlarının oynandığı, sohbet edilen ve yine birçok farklı aktivitenin yapıldığı mekân.

<span class="mw-page-title-main">Türk edebiyatı</span> Türkçe yazılmış edebî eserler

Türk edebiyatı, Türk yazını veya Türk literatürü; Türkçe olarak üretilmiş sözlü ve yazılı metinlerdir.

Karacaoğlan, şiirlerine 17. yüzyılda yazılmış mecmualardan beri rastlanan ünlü saz şairidir.

Âşık, Anadolu, Güney Kafkasya ve İran'da sürdürülen, genellikle bağlama veya başka bir telli müzik aleti eşliğinde söylenen sözlü halk müziği geleneğini icra eden kişidir. Aşıklık geleneği, Türk kökenli ve Türkler arasında yaygın olan Anadolu, Ortadoğu ve Orta Asya'ya özgü bir halk şairliği türüdür. Türkçe "Ozan" kavramı ile de ifade edilir.

Hekimbaşı Abdülaziz Efendi, Osmanlı tıp bilgini, bestekâr ve şairdir. Osmanlı Devleti'nde Subhizadeler diye bilinen ve çok sayıda devlet adamı, hekim, şair ve bestekâr yetiştiren bir aileye mensuptur.

Sadık Doğanay Türk Halk Müziği sanatçısı, söz yazarıdır.

<span class="mw-page-title-main">İbrahim Hakkı Konyalı</span>

İbrahim Hakkı Konyalı, Türk tarih araştırmacısı ve kitabe uzmanı.

Destan, Âşık edebiyatında bir nazım şeklidir. Kökeninin Farsça "dâstân" kelimesi olduğu düşünülmektedir. Destan “hikâye, masal, sergüzeşt, manzum hikâye (kıssa), vak‘a, tarih, roman ve hayvan masalı (fabl)” gibi anlamlara da gelmektedir. Destan, şekil itibarıyla koşmaya benzemektedir. Ancak ezgisel olarak farklılık gösterebilir. 40 dörtükten, 100 dörtlüğe kadar örnekleri görülmektedir.

Sâdeddin Nüzhet Ergun ,edebiyat öğretmeni, kütüphaneci, edebiyat tarihçisidir. Tam adı Hüseyin Sâdeddin Nüzhet Ergun'dur.